İstanbul Nasıl Gezilir kitabı ve Haldun Hürel

3 Hürel’den de tanıdığımız akademisyen Haldun Hürel altıncı İstanbul kültürü kitabı “İstanbul Nasıl Gezilir”i yayımladı. Kitabında tarih sevgisi ve İstanbul ruhu olduğunu söyleyen Hürel, okurlarına İstanbul’u nasıl daha rahat ve kapsamlı bir şekilde gezeceklerini anlatıyor

Haldun Hürel tam bir İstanbul âşığı. Tüm şehri sokak sokak biliyor, her caminin adını hatırlıyor. Ona göre İstanbul’da yaşayanların en büyük eksiği şehre bakmaları ama onu görmemeleri. Bu nedenle altıncı İstanbul kültürü kitabı olan “İstanbul Nasıl Gezilir”de (Kapı Yayınları) okuyucularına şehri nasıl gezeceklerini anlatıyor. “İstanbul’u gezmeye Eminönü Köprübaşı’ndan başlayın”, “Tüm paranızı
aynı cebe koymayın” diyor mesela… Kolay gezilmesi için şehri güzergahlara da bölmüş. Bu güzergahları takip ederek şehri en kolay biçimde, her eserini görerek gezebileceğinizi söylüyor.
Sanat tarihi ve İstanbul üzerine dersler veren Hürel’le “İstanbul’un en güzel seyir terası” olarak nitelendirdiği Beylerbeyi Camisi’nin yakınlarında buluştuk. Hem kitabını hem de İstanbul’u konuştuk.

“İstanbul’u gezip sonra evde çalışacaklar”
Öğrencilerim, çevremdeki insanlar, yayınevim “Hocam İstanbul’u nasıl gezelim? Yöntemi nedir, nereden başlamak lazım?” gibi sorular sordular. Ben de bol resimli, kolay okunan ama profesyonel bir kitap hazırlamak istedim. İstanbul’u gezmek isteyenler için güzergahlara böldüm. Bu nedenle kitapta tarih sevgisi ve İstanbul ruhu var. Okuyucularım
ilk önce kitabı okuyacak. Sonra İstanbul’u gezecekler. Son olarak da evlerinde İstanbul’u çalışacaklar.

“İki kişi gezin, üç fazla”
İstanbul’u gezmeye Eminönü Köprübaşı’ndan başlamak lazım.
Bu birinci güzergah. Sadece Tarihi Yarımada’da 16 güzergah var. Tabii bunlar net olarak birbirlerinden ayrılamaz. Yine de kitapta
16 güzergahı hazırladım.
Bu güzergahlara nasıl ulaşılacağı da kitapta var. Nasıl kıyafetler, ayakkabılar giymelisiniz, yanınızda neler taşımalısınız bunların hepsini de anlattım. Rahat ayakkabılar tercih edilmeli, tüm paranızı aynı cebe koymamalısınız. En fazla iki kişi gezmelisiniz. Üç fazla çünkü. İstanbul’un karmaşasında in-bin yaparken zorlanırsınız. İstanbul’u öğrenmeye başladıktan sonra ise
tek başınıza gezebilirsiniz.

“Buralara sakın tek başınıza gitmeyin”
Kitabımda “Buralara tek gitmeyin” dediğim birkaç yer var. Okuyucu belki ilk kez böyle bir şeyle karşılaşacak. Öğrencilerime sınıfta da söylüyorum. “Erkekler tek gitmesin, kızlar iki kişi olsa da gitmesin” diyorum. Buralar sizin de tahmin edebileceğiniz gibi surlar. Özellikle de iç kısımları. Benim başıma da oralarda işler geldi. Surların durumu malum. Hepimiz biliyoruz da çok önemsemiyoruz.

 “İstanbul’da kimsenin bilmediği simgesel tarihi yapılar var”
İstanbul’da kimsenin pek bilmediği, simgesel tarihi yapılar var. Ben bunları anlattım kitabımda. Taşların altını bile kurcalarsanız bir şeyler bulabilirsiniz tabii ki. Örneğin eski Sultanahmet Adliyesi’nin yargıçlar otoparkının içinde duran bir kulübe var. Bu kulübenin duvarlarına asılan panolarda, Hıristiyan olduğu için işkenceyle öldürülen Aziz Euphemia’nın işkence sahneleri var. Böyle bir eser Paris’te ya da Roma’da olsaydı neler olurdu düşünün. Bir diğeri Küçükyalı’daki Brias Sarayı… Bizans imparatoru bu yapıya “İran Sarayı” dermiş. Yapı bin senelik.
O da öylece duruyor.

“Bu dersi keşke almasaydınız derim”
Üniversitedeki dersimin adı “İstanbul”dur; “İstanbul Tarihi” olsun istemedim. Böylece öğrenciler meraklanıyor. 80 kişilik sınıfa 180 kişi müracaat ediyor. Biz de mülakat yapıyoruz. Fakat ben öğrencilere “Belki de keşke bu dersi almasaydım” diyeceksiniz diyorum bıyık altından gülerek. Çünkü eskiden rahatlıkla çöpünü yere atan, kırmızı ışıkta geçen veya tarihi eserlere sadece bakan ama görmeyenler için bu ders zorlayıcıdır. Bu dersin ardından öğrencilerim yere çöp atamaz, kırmızı ışıkta geçemez
ya da kaldırıma arabasını dik park edemez. Bunlardan da rahatsız olur. Ben de zaten 2014’te yaşamaktan memnun değilim. Bedenim burada ama ruhum değil.

“İstanbul’un en romantik yeri Tevfik Fikret’in penceresi”
İstanbul’da bir pencere var; bence dünyanın en güzel manzarasına bakıyor. Tevfik Fikret’in Aşiyan’daki evinin yatak odasının penceresi bu. İstanbul’un en romantik noktası da bence kesinlikle orasıdır. Orada âşık olun, orada ilan-ı aşk ya da evlilik teklifi edin, hüzünlenirseniz orada ağlayın derim.

“İstanbul’un en dar sokağı 89.5 santim”
En iyiler kadar kötüler de önemli. İstanbul’un en kötü caddesi hangisi biliyor musunuz? Millet Caddesi; Aksaray’dan Topkapı’ya uzanan tramvay yolu yani. Tabela ve gürültü kirliliği almış başını gitmiş. Önümüzde Beyoğlu örneği var. Demek ki istendiği zaman bu tabela kirliliğinin önüne geçilebiliyor. En küçük caminin de hangisi olduğunu bilmek lazım. Bu cami Edirne Kapısı’nın dışında Mısır Tarlası Mezarlığı’nın içinde. Lali Mustafa Efendi 18’inci yüzyılın başında buraya bir çeşme yaptırmış. 20’nci yüzyılın başında da Akif Efendi çeşmeye bir dam ekledi. Böylece cami çıktı ortaya: Lali Mustafa Efendi Camisi. En dar sokağı da söyleyeyim: Tezkireci Osman Efendi Camisi’nin yanında bir büfe var. Cami ile büfe arasındaki Alaybeyi Sokağı İstanbul’un en dar sokağı: 89.5 santimetre.

3 Hürel ne zaman sahnelere dönecek?
“1970’li yıllarda Anadolu pop akımını kurarken önce yaratıcılığı sonra kızları ardından parayı düşünmüştük. Şimdi önce para düşünülüyor. Tersine döndü. Bu nedenle o yıllarda sahneden kopup da bir daha dönmeyen bir biz varız. Güzel sanatlar eğitimi almış insanlar olarak biz bu dönemlerde müziğimizin dinlenmeyeceği kanısındayız. Bir de küskünlük ve yorgunluk var. Küskünlüğün yüzdesi çok daha fazla. Yüzde 80. Kardeşim Feridun’un bir sözü var: “Ne zaman bir derbi maçında iki takım taraftarları aynı tribünden maç izler, biz
o zaman sahneye geri döneriz.”

FIRAT KARADENİZ

Bir önceki yazımız olan Ekin Koç röportajda Benim Adım Gültepe'yi anlattı başlıklı makalemizde Benim Adım Gültepe, Ekin Koç ve Ekin Koç röportaj hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *