İlber Ortaylı’nın ağzından Topkapı Sarayı ve Osmanlı

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı İlber Ortaylı “Padişahın Evi” sergisi için “Harem eğlenceli bir konu ama kavram kirliliği var. Biz burada gerçekten olanları göstereceğiz,” diyor.

Sıcaklığın, mevsim normallerinin çok üstünde olduğu bir haziran ayının öğleden sonrasında Has Ahırlar’ın kapısından giriyoruz. İçeride de mevsim normallerinin çok üstünde bir hareket var. “Padişahın Evi: Topkapı Sarayı Harem-i Hümayun” sergisinin açılışına sadece bir gün kalmış, ekibin temposu ve telaşı had safhada. Serginin ön gösterimi için peşine takıldığımız, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof.Dr. İlber Ortaylı da hem bir nevi ‘light teftiş’ yapıyor hem de 300’e yakın parçanın bazılarından bahsediyor. Ve her zaman ustalıkla yaptığı gibi tarihi eski zamanlarda olup bitmiş birtakım hadiseler olmaktan çıkarıyor; gerçek insanların bugün de görebileceğimiz dertleri ve heyecanları ile süsleyerek anlatıyor.

Bir örnek: Valide Sultan’ın Harem’e gidişini tasvir eden resmin karşısındayız. “Oğlu padişah ilan edilen bir kadın, Beyazıt’ta (bugün İstanbul Üniversitesi’nin bulunduğu bölgedeki) eski saraydan çıkıp Topkapı Sarayı’ndaki Harem dairesine doğru yola çıkar. Güzergah boyunca yeniçeriler mangalar halinde bekler, karakolun başı gidip Valide Sultan’ın arabadan çıkardığı eli öper. Harem’e gelince oğlu yani padişah tarafından karşılanır. Eski sarayda çile dolduran bir kadın için bundan daha mutlu bir an olamaz.”

“Arabaya avratlar biner”

Buraya kadar kitabi bilgi idi. Şimdi insani kısmına geçiyoruz: “Yani mesela Kösem Sultan’ı düşünebiliyor musun? Genç yaşta padişahın gözdesi yani hasekisi oldu. Ama I. Ahmed genç gitti. Ardından gelen iki padişahtan II. Osman bunu hoş tutuyordu ama Sultan I. Mustafa için aynı şey söylenemez, zaten kocasının kardeşiydi. Ama oğlu IV. Murad tahta geçip de Harem’e döndüğünde Kösem Sultan 30 yaşındaydı. Eski saraya geri gitmemek için de her şeyi yaptı tabii. Ama her çıkışın bir inişi var.” Dedikodusu, gizemi, tartışması hiç bitmeyen bir yer Harem. Hem Türkiye’de hem yurtdışındaki algı, kelime ağızdan çıkar çıkmaz bir fantezi yağmuru başlatacak kadar kuvvetli. Bu işlerle ciddi olarak ilgilenen hemen herkes gibi Ortaylı’nın da buna itirazı var: “Bizim bu sergiden anladığımız şu. Harem çok ayağa düşmüş bir kelime. Evet, eğlenceli bir konu ama bir kavram kirliliği var. O yüzden Topkapı Sarayı’nın kendi Harem eşyalarından oluşan bir sergi açıyoruz. Burada çalışanları, yaşayanları, üretimi göstereceğiz. Harem’de okuma yazma oranı çok yüksek, kadınların nakış dikiş bilgisi çok yüksek. Karagöz oynatılıyor, musiki öğreniliyor…”

Bu algıyı biz sokakta bulmadık elbette. Yıllar boyu özellikle dönemin oryantalist ressamları tarafından yapılan resimler, çeşitli kitaplarda yazılıp kulaktan kulağa yayılan hikayeler sayesinde oluştu. Harem hakkında bugüne kadar açılan en kapsamlı sergi olarak nitelenen ve tamamen Topkapı Sarayı’nın koleksiyonundaki parçalardan oluşan “Padişahın Evi” şüphesiz Ortaylı’nınkine benzer serzenişleri azaltmaya yarayacaktır. Zaten kendisi de böyle bir amaç güdüldüğünü söylüyor: “Harem’le ilgili bilgisizlikten şikayetçiyiz. Bunu da yapıyoruz ki herkes görsün diye.”

Peki 15 Ekim’e kadar açık olan sergide ne göreceğiz? Minyatürler, tablolar, mutfak eşyaları, enstrümanlar, elbiseler, kitaplar, fermanlar gibi Harem’deki yaşamı anlamamızı anlayacak parçalar serginin temelini oluşturuyor. Bunun dışında bir araba, mezar taşı, kuş kafesi gibi daha dikkat çekici objelere de rastlamak mümkün.

Hemen girişte göze çarpan arabanın önünde ilginç bir diplomatik itiş kakıştan bahsediyor Ortaylı: “Türk devlet adamları hasta olmadıkça arabaya binmez, at sırtında gider. Mesela Kanuni Sultan Süleyman Zigetvar’a giderken böyle bir arabadaydı. Evliya Çelebi ise Karamanlı Mehmet Paşa’nın Avusturya diplomatik heyetiyle kavgasını Evliya Çelebi anlatır. ‘Şehre atla giremezsiniz, sadece Kayzer girebilir’ diye uyarılan Karamanlı Mehmet Paşa ‘Neyle girecekmişiz?’ diye soruyor. ‘Arabayla’ diye cevap alınca da ‘Bizde arabaya avratlar biner’ diye çıkışıyor.” II. Osman’ın atının mezar taşı da sergileniyor burada. Padişahın çok sevdiği bu atın mezar taşı hayli yıpranmış ve altına çimento dökülmüş bir şekilde Üsküdar’da bulunduktan sonra Harem koleksiyonuna dahil edilmiş. Resimler serginin kritik bir kısmını oluşturuyor. Harem’in cinsellik kokan çağrışımlardan çok, eğitim verilen ve iş yapılan bir yer olduğunu anlatan eserler bunlar. Ortaylı, 18. YY. sonlarında İstanbul’da yaşayan ve saray çevresine yakınlığı ile bilinen sanatçı Antoine-Ignace Melling’in bir Harem tasvirine bakarak hatırlatıyor: “Melling iyi bir ressam, Hatice Sultan’ın da (III. Selim’in kız kardeşi) ahbabı ama hiçbir zaman Harem’e girmedi. Kimse giremezdi zaten. Allah bilir, Hatice Sultan’ın konağındaki yaşamı Harem diye aksettirmiştir. Harem’e müzik için girilmiştir ya da bazı nakkaşlara izin verilmiştir. Bunun dışında kimsenin Harem halkıyla teması yok. Odun taşıyanlar bile başlarını öne eğer, zülüfleri sallandırır öyle girerlerdi ki kimseyi göremesinler.” Harem’de yaşayanların yılın belli zamanlarında pikniğe çıktığını ekliyor Ortaylı, ahaliye ancak o zaman görünürlermiş.

osmanlı padişahın evi

 

Her gün 50 çeşit yemek

Sergide dolaştıkça cariyelerin ve Harem’deki diğer görevlilerin günlük hayatını daha yakından tanıyoruz. Örneğin -yine temsili olarak, ressamlara anlatıldığı şekilde ortaya çıkan- bir gravürde koğuş sistemini görüyoruz. Herkes aynı odada uyuyor, Kalfa Kadın dahil. Beraber attığımız sergi turunda Ortaylı birkaç defa Harem’de eğitime verilen önemden bahsediyor: “Burada iki tane okul var. Biri şehzadeler, biri harem kadınları için. Kadınlar okuma yazma biliyor. Edebiyat ve din bilgisinin sonu yok, herkes kabiliyetinin izin verdiği yere kadar git Allah git.” Ortaylı “Sarayın her öğün 50 çeşit yemeği çıkar, padişahın önüne gelir. Herkese her yemek sunulmaz, kademe kademedir. Yemek mutfaktan Harem’e taşınır, dağıtılır, yenir. Yedikleri kapları yıkayıp temiz teslim etmek haremin işidir, mutfağa kirli kap gitmez” diyor. Sergide padişah I. Abdülhamid’in cariyelerinden Pembe Kalfa’ya ait bir de taş yer alıyor. Burada Harem’e kahve alımı, oradaki kültür, yanında ikram edilenler, malzemelerin fiyatları gibi konular hakkında bilgi veriliyor. Bu da günlük hayatı anlatması açısından önemli bir metin.

Harem, özellikle “Muhteşem Yüzyıl”ın tetiklemesiyle 1,5 yıldır en sıcak tartışma konularından biri. Dizi kostümlerden olaylara kadar pek çok konuda tarihi gerçeklere yüzde 100 bağlı kalmaması nedeniyle çok da eleştiri aldı. Ortaylı bunun bilincinde ama katı değil: “Dizilerin buradaki hayatla çok az ilgisi olduğunu göreceksiniz. Ama şimdi bu işler makbul tutuluyor çünkü halk ilgi duyuyor, hatta yabancılar da… Başarı oyunculardan başladı. Oynayan hatunlar güzel, adamlar da yakışıklı ve bunlar konservatuvarlı sanatçı. Duruşları, yürüyüşleri bambaşka, bizim eski tarihi filmlerdekilere benzemiyor. Bununla beraber, biz Türkler henüz tarihi film senaryosu yazamayız ve tarihi film çekemeyiz. Çünkü sağcı da olsak solcu da olsak ciddiyet, bilgi birikimi ve merak henüz yok. İnşallah senaryo ve rejisörlük arkadan gelecek. Yakın zamanda çıkar, oturur. Ben ümitvarım.”

Kira Kadınlar

Sergide Harem’in ilginç karakterlerinden Kira Kadın’a da yer veriliyor. Ortaylı ‘yarı efsane’ diye nitelediği bu kadınları şöyle anlatıyor: “Dışarıyla ilişkisi olan, mal alıp satan, kredi işlerine giren 16. YY’ın Yahudi kadınlarından. Mal alıp saraya götürür satardı. Sevilen tiplerdir. Evinde uzun süre oturamazdı. Ağa konaklarında, paşa konaklarında haftalarca ağırlanırdı. Evin hanımları bayılır bunlara. Laf taşır, dedikodu yapar, iş bilir. Kocakarı tıbbı bilirler, iyi yemek bilir, dikiş yapar. Millet ‘Gelse de puf böreği yesek’ diye beklerdi.”

Milliyet Sanat – 2012

Bir önceki yazımız olan Mendeleyev Periyodik Cetvel'i nasıl buldu? başlıklı makalemizde Dimitri Ivanoviç Mendeleyev, mendelevyum ve Mendeleyev hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *