İçki dost değil, düşman da…

İçki şişelerinin üzerine artık kocaman “Alkol dostunuz değildir”yazıları ve üç de ayrıuyarı konacak. Kuşkusuz içkinin fazlası zararlı, kimse de tavsiye etmiyor. Ama hiçbir uygar ülkede de içki bu denli öcü gibi gösterilmiyor…

Siyah-beyaz tek kanallı televizyonda, sık sık Tanju Okan’ın programları olurdu 1970’li yıllarda. İri yapılı babacan sanatçı, genizden gelen tiz sesiyle “Benim en iyi dostum, içkim, sigaram / Onlar da terk ederdi, olmasa param” diye şarkılar söylerdi. Hatta şarkı daha inandırıcı olsun diye arada bir elindeki sigaradan da bir nefes çeker, kamera sigaradan yükselen dumanlara zum yapardı.
Kuşkusuz o devirlerin üzerinden yarım yüzyıla yakın bir süre geçti, dünya değişti. Buğulu gözlerle enginlere doğru bakmak ve erken yaşlanmışlığın verdiği boğuk bir sesle tumturaklı sözler söylemek eskisi kadar karizmatik değil. Şimdinin gözde erkekleri “cool” tipler; parasızlık değil zenginlik, bohemlik değil düzenlilik, “kaybetmişlik” değil tutunabilmişlik prim yapıyor.

Bugünün uslu insanları…

“Düzen adamı” damgası yemek eskiden bir hakaretti, şimdi düzenin adamı olmak ayıp sayılmıyor. Bugünün uslu insanları eskisi gibi çok içki içmekle de övünmüyor, günde iki paket sigara içene de birçok ortamda demode insan gözüyle bakılıyor. Eskiden insanlar içkinin yükselttiği egolarını dizginlemeyi beceremediğinden içkili ortamlarda sık sık kavgalar çıkardı, artık bunlara da eskisi kadar sık rastlanmıyor. Efendice içmesini beceremeyen, etrafa kabadayılık taslayanlar dışlanıyor, mekanlara alınmıyor. Ama buna rağmen de hükümet sağolsun en büyük sosyal problem içki imiş gibi, her dakika yeni bir sınırlama icat etmekten vazgeçmiyor.
İçkiye konan son sınırlama, şişelerin üzerine kocaman bir “Alkol dostunuz değildir” yazısının konacak olması.
Bu yazının yanında 18 yaşın altındayken, hamileyken ve otomobil kullanırken içilmemesi yönünde işaretler olacak.
Alkollü içkilerin fazla içilmesinin sağlığa zararlı olduğu tüm dünyanın kabul ettiği bir gerçek. O yüzden kimi ülkelerde bu tür ibareler olabiliyor. Hiçbir ülkede doğrudan yaş uyarısına rastlamadım ama Amerika’da hamile kadınların içmemesi ve araç kullanılırken alkollü olunmaması yolunda uyarılar var. Avrupa’da ise birçok ülkede bu tip hiçbir uyarı yok, Fransa’da reklamlarda “Alkollü içkilerin fazlası sağlığa zararlıdır, kararında içiniz” diye bir ufak yazı bulunuyor. Avrupa’nın birçok ülkesinde içki reklamları TV’lerde bile varken, daha fazla sınırlama beklemek zaten abes.
Hemen her ülke, içki tüketiminin alkolizme kadar varmaması için tedbirler alıyor ama yasaklar yerine farklı yöntemlerle uyguluyor. Buradaki en büyük enstrüman da içki kültürü! Gelişmiş ülkeler “İçkiyi özendirir” diyerek içki kültürünü ve medyasını budama yoluna gitmiyor, tam tersine önünü bile açıyorlar. Zira biliyorlar ki içki kaliteli olduğunda, nezih ortamlarda sohbet ve yemek eşliğinde tüketildiğinde daha az içiliyor. AB’nin hemen her bağcı ülkesinde bağbozumu ve şarap festivalleri var, buralarda şenlik atmosferinde şaraplar yudumlanıyor, babalar oğullarına kaliteli şarabın nasıl seçileceğini öğretiyor. İskoçya’da viski damıtımevleri, Fransa’da şatolar, Almanya’da bira fabrikaları insanların ailecek gidip ziyaret ettiği, tadımlara katıldığı yerler. Öte yandan gençler faşinglerde, biranın su gibi aktığı Oktoberfest gibi festivallerde eğleniyor. Tabii buralara metroyla, otobüslerle gelinmesi teşvik ediliyor, içkili araba kullanılmasına müsamaha gösterilmiyor.

Düşük alkollü içkilere teşvik uygulanıyor

Avrupa ve Amerika, asırlar süren tecrübelerle içkiyle birlikte nasıl yaşanacağını öğrenmişler. 1600’lerde cin tüketimi İngiltere’de bir çılgınlık halini alınca, sert alkollü cine vergi konup bira teşvik edilmiş. Cinin yerini düşük alkollü bira alınca sorunlar da azalmış. 1900’lerde Amerika içkiyi yasaklamış, 11 yılın sonunda kaçakçılık ve mafya azıtınca yanlıştan dönmüş. Günümüzde bu ülkelerin tümünde, şarap ve bira ile sert içkilerin statüleri farklı. Bira ve şarap içki değil, hafif alkollü içecek statüsünde. 40 derecenin üzerindeki alkollü içkiler ise daha yüksek vergi ve sınırlamalara tabi. O yüzden üniversite kantinlerinden şirket yemekhanelerine hemen her yerde şarap ve bira var. Avrupa’daki Mc Donalds’ların çoğu küçük şişelerde bira ve şarap da veriyor ve bunların çoğu otoyolların kenarlarında! “Şoförler bunları içer, sonra da kaza yaparlar. İyisi mi bunları ortadan kaldıralım” diyen yok, insanlar da aptal değil…
Tüm bunların da ötesinde, alkollü içkilerin, özellikle de düşük alkollü şarap ile biranın bir-iki bardak gibi kararında yudumlandığında sağlığa büyük yararları olduğu tıp dünyasının üzerinde birleştiği bir gerçek. Biranın tarihinin 12 bin, şarabın tarihinin de 7 bin yıl gerilere uzanması, insanoğlunun bu kadar zamandır bunları baş tacı etmesi boşuna olmasa gerek. O yüzden sınırlamalarda abartıya gidilmemeli, gazetemiz yazarı Kadri Gürsel’in deyimiyle “Mutena içki kültürü ayıplı bir şey gibi gösterilmemeli”. Ve aşırıya kaçan sınırlamaların tepki doğurarak, tam tersi sonuçlara yol açacağı unutulmamalı…

Mehmet Yalçın

Bir önceki yazımız olan Kollarını açmış gitme der gibi başlıklı makalemizde hannover ve ipek durkal hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *