Hong Kong Macau’da gezilecek görülecek yerler

Uzakdoğu’nun son 20 yıldır özgürlüğüne kısmi olarak kavuşmuş  2 bölgesi: Hong Kong ve Makao. 3 gün boyunca gezdiğim yerleri, gördüğüm eşit olmaktan uzak yaşamları paylaşacağım. Yanımıza gelip şoförümüz olmayı teklif edip seyahatimizi güzelleştiren Sam, süslü dükkanların üzerinde asılmış ıslak çamaşırlar, kavga ederken müşterilere tabak fırlatan garsonlar….

Upuzun bir uçuştan sonra modern Hong Kong Havaalanı’na vardığımda hava henüz kararmamıştı ama İstanbul’dan aldığım bir karton sigara yüzünden başım gümrükle belaya girdiği için oradan ayrılıp bir taksiye binebilmem bayağı bir zaman aldı. Hong Kong’a sadece 19 tane sigara sokma hakkınız var. Bundan fazlası için hayli yüksek bir ceza ödemek zorundasınız. Neyse ki ben sadece sigaraları orada bırakarak paçayı kurtarabildim. Onca yorgunluktan sonra bir hayli uzun süren bir gerginlik yaşamanın hiçbir anlamı yoktu. Dışarı çıktığımda kış için oldukça ılık bir hava ile karşılaştım. Görevliye adresi gösterdiğimde beni taksi kuyruğuna yönlendirdi. Taksilerin hepsi daha önce görmediğim, eskiden kalma gibi duran kırmızı Toyota’lardı. Bana bir kadın şoför düştü.

Havlular bagajda
İlk şaşkınlığım açılan bagajda gördüklerim oldu. Bagaj kapağının içine bir ip gerilmiş ve ipe de bildiğimiz tahta mandallarla çoraplar, havlular ve tişörtler iliştirilmişti. Bunu kadının titizliğine verdim ama daha sonra pek çok takside aynı hoşlukla karşılaştım. Çince yazdırdığım adresi uzattım (Uzakdoğu’da insanlar İngilizce konuşsalar bile Latin alfabesiyle sorun yaşıyorlar).
Havalimanı, 1997’de İngiliz yönetiminden ayrılıp Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı özel bir bölge olan Hong Kong’un büyük adalarından Lantau’da ve şehir merkezine de 35 kilometre uzaklıkta. Bu arada dev Buda Heykeli’nin de bu adada yer aldığını söylemek gerek. Geniş yollardan geçip yoğun trafiğe katıldık.
Otel, 7 milyonluk şehrin yarısının yaşadığı Kowloon Yarımadası’nın Tsim Sha Tsui bölgesindeki canlı bir cadde olan Kanton’un başlangıcındaydı. Benden önce oraya gelmiş olan kızımın yanına çıktım hemen. Sarmaş dolaş olup hasret giderdikten sonra karnımızı doyurmak için otel kompleksinin altındaki Çin lokantalardan birine girdik. Kalamar, Dim Sum (Çin mantısı) ve tavuk…

Para kimde belli değil
Yemekten sonra Kanton Caddesi’ne çıktık. Denize paralel, birbiriyle bağlantılı şık alışveriş merkezlerinin önünde uzanan kalabalık yolun her iki yanı da mücevherciler ve dünyanın en pahalı markalarına ait şık mağazalarla doluydu ve önlerinde uzun kuyruklar vardı. Sanki dönerci sırasında gibi insanlar dudak uçuklatacak fiyatlardaki çantaları, ayakkabı ve elbiseleri almak için sabırla içeri kabul edilmeyi bekliyorlardı. Ve işin ilginç yanı bu bekleyenlerin dış görünüşü cüzdanlarıyla ilgili fikir verebilecek cinsten değildi. Para kimdedir belli olmaz sözünü hatırladık.
Kanton Caddesi’nin alt ucu tarihi saat kulesinin yer aldığı deniz kıyısında sonlanıyor. Birdenbire Kowloon’un ve onu bir hilal gibi çevreleyen Hong Kong Adası’nın rengârenk ışıklarla donanmış dev gökdelenleri sizi kuşatıveriyor. Çok uluslu şirketler gösteriş yarışına çıkmış. Yanıp sönen ışıklar iki kıyı arasında gidip gelen feribotlar ve  teknelerle dolu denizde kaleydoskop gibi yansımalar yaratarak suyla oynaşıyor. Hong Kong panoraması karşımızdaydı.
Müzeler, galeriler, sergi ve konser salonlarının yer aldığı kıyıdaki araç trafiğine kapalı uzun yürüyüş kordonu bir yığın heykelle süslenmiş ve yerlerde özel çerçeveler içinde tıpkı Hollywood’daki gibi Uzakdoğu ünlülerinin izleri yer alıyor.
Bu yolda bir de seyir platformu var. Her gece iki kıyıdaki binalar yanıp sönen ışıklarıyla göğü aydınlatan lazerlerin eşliğinde 15 dakikalık 3 gösteri yapıyor. Tsim Sha Tsui sahilindeki en göz alıcı binalar Peninsula ve 1881 Heritage otelleri. Heritage 1881’den 1996’ya kadar deniz polisinin merkeziymiş. Daha sonra eklenen kulesiyle otele dönmüş. Viktorya stilinde, içinde alışveriş merkezi ve sergi salonu da var. Peninsula 1928’de otel olarak yapılmış. Oteli 2. Dünya Savaşı’nda işgalci Japon ordusu karargâh olarak kullanmış ve hatta bombalanmış. Sonra bir kule eklenmiş. Her ikisi de son derecede şık ve pahalı.
İlk akşam için bu kadarı yeterliydi. Kalabalıkta yolumuzu bulmaya çalışarak otele döndük.

Süslü dükkanlar ve çamaşır askısı

Ertesi sabah otelin karşısındaki Kowloon Parkına gittik. Yan tarafında eski şehrin surlarının kalıntıları bulunan, çeşitli egzotik bitki ve dev ağaçlarla donanmış, fıskiyeli havuzlarla süslenmiş geniş parkın içinde bir de ördeklerin, kazların, pembe flamingoların dolandığı güzel bir gölet var. Bahçe çok temiz ve düzenli, bazı yerlerinde modern sanat eserleri sergileniyor. Parkın arkası şehrin en uzun ve en işlek caddelerinden Nathan’a açılıyor. Köşesinde de bir cami bulunuyor. Kuzeye doğru yürümeye başladık. Yolun yine iki tarafı sayısız mağaza ile doluydu ve her yer alabildiğine kalabalıktı. Yarım saat sonra gece gördüğümüz yüksek binaların çoğunun eski ve bakımsız olduğunu fark ettik. Her tarafları çalışıp çalışmadığı meçhul eski model klimalarla kaplı, orasından burasından kablolar sarkan kırık pencereli pasaklı yapılar belli ki artık yoksullara mekân olmuştu. Pencerelerden dışarı asılan çamaşırlar bunun kesin kanıtıydı. Bazı katlarda ise pejmürde otellerin tabelaları görülüyordu. Ama yine de insan başını kaldırmasa bunları fark edemezdi çünkü girişler hâlâ süslü püslü dükkânlarla doluydu.
Mücevher satan zincir mağazaların bolluğuna şaşmamak elde değildi. Bunların içinde siyah takım elbiseli erkekler ve siyah etek ceketli kızlar masa başlarına oturmuş bankacı edasında karşılarındaki müşterilerine kadife kutulardaki mücevherleri sunuyorlardı. Bu zenginlik yansıtan tabloların hemen yanında bir de bakıyordunuz bir masaj salonunun döküntü girişi. Şehirde adım başında masaj salonları da var. Kapı önlerinde bekleyen çoğu yaşlı kadınların dağıttığı el ilanlarına bakınca ayak masajının her derde deva olduğunu anlıyordunuz. Bu el ilanı dağıtımı Hong Kong’da akıl almaz boyutta. Bir de elinde, sopa ucuna tutturulmuş reklam tabelasıyla dolaşanlar var…

1 km’de 130 bin kişi

Yürüdükçe yoksulluk somutlaşıp neredeyse elle tutulur bir hal aldı ve Jordan semtinin ara sokaklarına daldığımızda Hong Kong’un gerçek yüzü apaçık ortaya çıktı. Yıpranmış kıyafetli insanlar, yerel lokantalar, sokakları dolduran bin bir çeşit malın satıldığı tezgâhlar, yoğun bir kızgın yağ kokusu, duvarları kaplayan sayısız ilan…
Semtin içindeki ünlü Temple Sokağı bir açık pazar. Öğleden sonra açılan pazarda tezgâhlar gece yarısında bile hala müşteri bekliyor. Bu nedenle pazarın bir adı da ‘gece pazarı’. Renkli bir mekân ama satılan mallar kaliteli değil. Yine de ufak tefek hediyelik almak için uygun. Aynı şeylere pahalı semtlerde dört beş katı para ödeyebilirsiniz.
Nathan Caddesi’nden daha kuzeye ilerleyince şehrin en küçük ama nüfus olarak en yoğun bölgesi olan Mong Kok’a geliyorsunuz (bir kilometre kareye yaklaşık 130 bin kişi). Modern alışveriş merkezlerinin yanında geleneksel Kadınlar Pazarı, Süs Balıkları Pazarı, Kuş Pazarı ve Çiçek Pazarı var. Demokrasi ve eşitlik isteyen protestocuların toplandığı meydanlar da burada, ama artık gösteriler sona ermiş. Mong Kok’un da ilerisi Sham Shui Po semti. Burası en yoksul mahallelerin olduğu yer. İnsanlar kümese benzer yerlerde yaşıyorlar, üstelik de kira vererek. İnsanın görmeye bile tahammül edemeyeceği bir manzara. Hong Kong gelir dağılımında uçurumların yaşandığı bir yer. Bir yanda önünde kuyruklarla pahalı mağazalar diğer yanda yarı aç yarı tok kümeslerde yaşayanlar…
Deniz kıyısındaki Tsim Sha Tsui’ye ulaşınca Ashley Caddesi’ne girdik. Burası batı tarzına uygun restoranların bulunduğu eğlenceli bir yer. Çin yemeklerine ısınamayanlar için Türk lokantaları da var. Fiyatlar orta karar, lezzet yerinde ve yerel lokantalardan daha temiz.
Victoria Limanı’na inen caddeler sokaklar yine tıklım tıklımdı. İşlerinden çıkanlar gecenin geç saatlerine kadar dışarda dolaşıyor. Hong Kong Adası’yla Kowloon arasında çalışan feribotlar iki kıyı arasında durmadan gidip geliyor, çelişkiler yumağı şehirde hayat hızla akıyor.

KÜNYE

– Nasıl gidilir: THY’nin tarifeli seferiyle 10 saatlik bir uçuşla
– Dili: Çince ama çoğunluk biraz da olsa İngilizce konuşuyor
– Nüfusu: 7 milyon, yüzölçümü küçük olduğundan kalabalık bir ülke
– Dini: Yüzde 95 Budist ve Taoist
– Parası: Hong Kong doları, 100 TL yaklaşık 335 HK doları
– İklim: Tropikal muson iklimi, sıcak ve nemli, kışın yumuşak
– Simgesi: Bahunya çiçeği
– Nerede kalınır?: Geleneksel şehri yaşamak isteyenler yarımadayı tercih etmeli, rahat edilecek oteller daha çok kıyı bölgesinde. Modern ve batı tarzı zaman geçirmek isteyenler için Hong Adası daha uygun.
– Ne yenir?: Yerel yemek sevenler sokaklardaki tezgâhları ve basit lokantaları deneyebilirler. Her yerde fast food var. Türk lokantaları da oldukça fazla. Her çeşit yemek bulunuyor.

SOLMAZ KAMURAN – Milliyet

 

Bir önceki yazımız olan BMW 218i özellikleri ve fiyatı başlıklı makalemizde 218i Active Tourer, BMW 218i ve BMW 218i fiyatı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *