Hitler-Stalin saldırmazlık paktı – İlber Ortaylı

29 August 2013 Thursday, 00:47

Yıl 1939, 23 Ağustos, Stalin ve Hitler arasında bir pakttan söz ediliyor. Stalin Moskova’daydı. Hitler tabii ki gelmemişti; Almanlar Hariciye Nazırı Ribbentrop başkanlığında tam takım oradaydılar. Molotov da itirazsız ne kadar Bolşevik olsa da eski Rusya entelektüellerinin bütün ustalıklı ve devlete itaat eden tutumuyla liderini takip ediyordu. Sovyet Hariciyesi’nde Çarlık’tan kalma becerikli memur kadroları halen vardı ama Yahudi asıllı dış bakan Litvinov devreden çıkarılmıştı. Molotov onun yerindeydi. Stalin, Nazi Almanyası’nı durdurmayı denemiş miydi? Evet. İspanya İç Savaşı’nda Franko’yu destekleyen Almanlar ve İtalyanlara karşı Cumhuriyetçilerin yanındaydı ama yardımlar diğerleriyle mukayese edilmeyecek kadar sınırlıydı. Üstelik Cumhuriyetçilerin içinde kalabalıkça bulunan anarşistler, solcular ve liberallere karşı kendisine bağlı partiyi tutuyordu ve iç savaş boyunca Moskovacı İspanyollar öbür bloku harcamakta hiç tereddüt etmediler. Hitler’in saldırgan politikasına karşı
Stalin ilk anda Batılıları uyarmayı ve ittifak yapmayı denemedi değil ama Polonya’ya saldırana kadar Hitler’in Çekoslovakya’da, Avusturya’da yaptıklarına karşı Batı’nın direnişi zayıftı. Stalin’in Şark kurnazlığı adeta uyarıldı. Finlandiya Savaşı Sovyetler için utanılacak bir başarısızlık olarak sonuçlanmıştı. Baltık Cumhuriyetleri ve Polonya’da komünist hareketlerin esamisi dahi okunmaz hale gelmişti. “Siz görürsünüz” politikasıyla Moskovalılar Berlin’e yanaştılar.

Batı sosyalizmi Moskova’dan uzaklaşmaya başlamıştı
23 Ağustos sabahı bütün dünya şok içindeydi. Almanya’nın müttefiki Japonlar, kısmen bilgileri olduğu anlaşılıyor ama İtalyanlar, Batılılar, asıl önemlisi Batıdaki komünist ve sol liberaller… Batı dünyasının solcu aydınları büyük bir çatlama içindeydi. Wittfogel gibileri Sovyet komünizminin bu kaba manevrasını Şark despotluğunun güçlü ve etkin tarihi temellerine bağlayarak açıkladı. Tabii Troçkistler Batı’da kıyameti koparıyordu. Sol içinde dördüncü enternasyonal (Troçkist hareket)
günden güne güçleniyordu. Stalin adamı oralara kadar bıraktığına çoktan pişman olmuştu; kolay tarafından bir suikast tertiplediler. Troçki artık sadece namı kalmış bir martirdi (Komünizm için ölen kahraman). Her halükarda Batı sosyalizmi Moskova’dan uzaklaşmaya başlamıştı. Stalin bu sayede hazırlanacağını düşünüyordu. Ne kadar hazırlıklı olduğu görüldü. 22 ay sonra Almanya, 21 Haziran günü Sovyetler Birliği’ne saldırdığında Brest’teki kahramanca savunmaya rağmen duvar hemen
yıkıldı. Alman saldırışına “Yıldırım Savaşı” (Blitzkrieg) adı verildi. Çünkü direnecek tank birlikleri yetersizdi. Ordunun en iyi komutan ve subayları Mareşal Tuhaçevski başta olmak üzere iki yıldır katledilmişti. Hatta Konstantin Rokossowski gibi İkinci
Harp’in kahraman komutanlarından birini savaş başladıktan sonra Sibirya’dan eski görevine geri getirmek zorunda kaldılar. Üç askere bir tüfek hesabıyla savunma başladı. Cenevre Sözleşmesi tanınmadığı için Kızıl Ordu’nun harp esirleri feci şartlarda
yığınla kamplara toplandı. Hatta fırınlarda bile ilk denemenin onlar yakılarak yapıldığı bilinir.

Tanklara karşı erkeklik savaşı
21 Haziran günü saldırıya kahkahalarla sevinen biri Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ydü.
Harbin korkusunu atlatmıştı ve İttifak teklifini kabul veya reddetmeden kendisini oyalayan Sovyetlerin haline gülüyordu. Baltık Cumhuriyetleri’ni Hitler Sovyetler’e hediye etti. Buradaki
kalabalık Alman azınlıkları görmedikleri anayurtlarına döndüler(!) Moldova ve Besarabya’daki Almanlar için de aynı şey söz konusuydu. Bir müddet sonra geri alınacak deniyordu,
Öyle de oldu. Polonya ise feci şekilde katledildi. Litvanya, Galiçya Ukraynası gibi yerleri ilhak eden Sovyet Rusya burada binlerce Polonyalı subayı Katin Ormanı’nda katletti. Alman vahşetinin tarifi mümkün değildi. Fakat Polonyalılar kahramanca bir direniş ortaya koydular. Zaten 13 günlük Polonya savunması da tanklara karşı süvarilerin erkeklik savaşıdır. Batılılar sonunda Sovyetler’le ittifak yapmak zorunda kaldılar. Ödedikleri bedel Soğuk Savaş şartlarını yarattı. Hitler Almanyası ise
sonun başlangıcına iki yıl sonra 1941’de girdi. 1939-1941 arasındaki iki yıl savaşan ülkeler ama özellikle savaşmadan bloklar dışında kalanlar için kabus dolu uzun bir zamandı.

Gene cami hazireleri ve bir utanç manzarası
Geçen hafta Mihrimah Sultan Camii restorasyonu sırasında haziredeki şahidelerin yani mezar taşlarının durumunu ele almıştık.
Yüz yıldır çalınan bu sanat eseri ve kimlik belgelerinin ne olduğunu internete düşen Sotheby’s gibi mezat şirketlerindeki İstanbul mezarlıklarından giden şahideler açıklıyor. Geçtiğimiz yıllarda
Sotheby’s müzayedeye çıkarılan şahane sanat eseri mezar taşları ilanından sonra şu sıra Londra’daki High Road Auctions adlı müzayedeevinde 300-600 avro gibi
sefil fiyatlara satılan Karacaahmet Mezarlığı’ndan 17’nci asır şahideleri haber konusu olmuş. Bu fiyatlarla ismi geçen mezartaşlarının alışılmış nakliyat ve depolamayla buralara
ulaşması mümkün değil. Belli ki gelip geçen turistler, macerasperestler ve hırsızlar bunları alıp götürüyor ve satışa sunuyor. Taşlar mezarlıklardan mı çalınıyor yoksa çalıp bir yerde biriktiren
depoculardan mı alınıyor orasını bilemeyiz. Bir memleket için bundan daha feci bir utanç manzarası söz konusu olamaz.
ZORUNLU BİR AÇIKLAMA
Twitter’da özellikle Ekmeleddin İhsanoğlu ve Mısır olayları üzerinde şahsımla alakası olmayan, üslubu dahi bana ait olmayan deyişler yer alıyor. Bu nedenle Twitter’da bugüne kadar dediklerimi ve yazdıklarımı yansıtan
dostlar olmasına rağmen tamamen bu konuyu kendi kontrolüme almaya karar verdim. Okurlarım @ILBERORTAYLIGSU hesabını takip edebilir

Bir önceki yazımız olan Bilişim çağı ve okul tartışması başlıklı makalemizde bilginin üretimi, Bilişim çağı ve okul tartışması ve düşünenlerin düşüncesi hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz