Halil Sezai ve Aytaç Ağırlar İncir Reçeli 2’yi anlattı

Sevdiğini kaybeden birinin yası ne kadar sürer? Hayatına yeni birini alması aldatmak mıdır? Bu soruları aklımıza bu cuma vizyona girecek “İncir Reçeli 2” getirdi. Biz de cevapları aradık

İlkini 2011’de izlediğimiz “İncir Reçeli” filminin ikincisi bu cuma günü vizyona giriyor. İlk filmi özetlersek; Melike Güner’in canlandırdığı Duygu ile Metin (Halil Sezai) birbirine âşık olur. Ne var ki Duygu, babasından miras kalan AIDS nedeniyle ölür. Metin de büyük bir acı yaşamaya başlar. “İncir Reçeli 2”de bu hikayenin devamını izleyeceğiz; iki yıl önce hayatını kaybeden sevgilisine sadakatle bağlı olan Metin’in hikayesini. Ve onun hayatına giren yeni bir kadının…
“İncir Reçeli 2” aslında basit bir soru soruyor: Hayatını kaybeden sevgilinin ardından yeni biriyle bir ilişki yaşamak aldatmak mıdır?
Biz de bu soruyu psikolog Filiz Kaya’ya, 7 yıl önce sevdiğini kaybeden N.B’ye, Halil Sezai’ye ve filmin senarist ve yönetmeni Aytaç Ağırlar’a sorduk…

“Asıl aldatma yok saymakla başlar”

Halil Sezai (Filmin başrol oyuncusu, müzisyen)

“Çünkü ayrılık da sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili” demiş şair. Yaşayan insanların ayrılığı, bazen ölümün yaşattığı acıdan daha fazla olabilir. Sevdiğiniz bir insanı ne şekilde olursa olsun kaybetmek, bir organınızın yok olması, hayata eksik devam etmeniz anlamına gelir…

Bu durumda her ne yaşarsak yaşayalım o organ muhakkak kendinin eksikliğini bir şekilde hissettirir. Bu durumda artık hayatınızda olmayan insan aldatılmış sayılır mı? Hayır, bunun adına aldatma diyemeyiz. Kaybettiklerimiz ruhumuzun en güzel yerinde eksikliğimizi tamamlıyorsa hâlâ, hâlâ paylaşıyorsa her nefesimizi, hayata dair birkaç kelime söyletiyorsa, bu kelimelerden biri “aldatma” olamaz.
Asıl aldatma “yok saymakla” başlar “yok olmakla” devam eder.

“Hangimiz ilk aşkımız aklımıza geldiğinde tebessüm etmiyoruz”

Aytaç Ağırlar (Senarist, yönetmen)

Ölüler aldatılmaz! Sadece onlardan önce ve onlardan sonra vardır. Ne yaşamaktan vazgeçmeli insan ne de hatırlamaktan…

Ölmesi gerekmez. Hangimiz ilk aşkımız aklımıza geldiğinde tebessüm etmiyoruz? Bu, bugünkü eşimizi ya da sevgilimizi aldatmak mıdır?

Hâlâ varsa “bir şekilde” biten’e hürmetimiz, kalmışsa hâlâ birini sevecek nefesimiz, bırakalım olsun, hepimize aşk olsun.

Psikolog ne diyor?

“Yas süreci tamamen bittiyse, aldatma hissi de yaşanmaz”

Filiz Kaya (Uzman Psikolog ve Gottman Çift Terapisti)

lSevilen birinin kaybı travmatik bir durumdur. Sevilen kişinin ölümü duygusal dengeyi altüst eder. Kaybın ardından yaşananlar, yas süreci herkes için farklı bir deneyimdir. Özellikle son 10 yılda bu konu ile ilgili çok sayıda geniş kapsamlı araştırma yapıldı. Kaybın beş aşaması olduğunu ve bu aşamalar arasında gidip geldiğimizi düşünürdük. Bu aşamalar: inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul. Ancak güncel araştırma sonuçlarından biliyoruz ki yas sürecini aşamalar halinde yaşamıyoruz. Her gün değişen duygu durumları içinde geçiriyoruz yas sürecini. Yine araştırmalardan biliyoruz ki yas süreci daimi değil. Eşini kaybeden her iki kişiden biri, kaybın altı ay sonrasında; kaygı, depresyon, şok ve rahatsız edici düşüncelerden arınmış oluyor, yas sürecini geride bırakabiliyor. Eşlerin yaklaşık yüzde 40’ı, 1.5 yıl içinde normal yaşama dönerken, küçük bir grup için ise normal yaşama dönme 3 yıla kadar uzayabiliyor.

“İstiyorsanız ağlayın”

lKaybınızı kabullenmek yavaş yavaş ilerleyecek bir süreçtir. Bazı günler artık üstesinden geldiğinizi düşüneceksiniz, bazı günlerse yine umutsuzluğa kapılacaksınız. Eski resimlere ya da onu hatırlatan eşyalara bakıp ağlamak istiyorsanız, ağlayın! Zihin ve beden birbirine bağlıdır, ayrı değildir. Ne zaman fiziksel olarak kendinizi iyi hissederseniz duygusal olarak da iyi hissetmeye başlarsınız. Bu nedenle fiziksel olarak bağışıklık sisteminizi kuvvetlendirmeniz gerekir.

lAynı anda iki kişiyle birden aşk yaşamak da mümkün, arka arkaya, birinden ayrıldıktan hemen sonra kısa aralıklarla başka birine âşık olmak da… Günlük hayatta örneklerini sık sık duyuyoruz. Ayrılık acısı çeken yakınlarımıza, “çivi çiviyi söker” diyoruz. Ancak sevdiği kişiyi kaybetmiş kişilere aynı esneklikle yaklaştığımız söylenemez. Aslında sevgilisini ya da eşini kaybetmiş biri için yeni bir aşk söz konusu olduğunda her iki seçenek de geçerli: Yani hem aynı anda iki kişiyi seviyor hem de bir ayrılığın ardından başka bir ilişkiye geçiyor…

“Duygularla ilgili kurallar olmaz, herkes farklı yaşar”

l“Sevdiğimiz kişiyi kaybettikten bir süre sonra hayatımıza biri girerse, kaybettiğimiz kişiyi aldatılmış olur muyuz?” sorusunun yanıtı iki seçenekli. Eğer ki kayıp yaşanmış, ardından yas süreci tamamlanmışsa kimse aldatılmış olmaz. Ama ölen kişi hâlâ her gün düşünülüyor, hayaleti evin içinde dolaşıyorsa, yeni biri baş etmesi zor suçluluk duygularına neden olabilir, kişi
o anki partnerini aldattığını hissedebilir.

l“Kayıp yaşayan kişiler ne zaman başka biriyle görüşülebilir?” sorusuna verilebilecek tek bir yanıt yok. Psikolojik olarak, hazır hissettiği anda; ideal olarak yaşadığı kayıpla halleşip geride bıraktığı anda… Uygulamada ise tamamen çevresel faktörlere bağlı; bazı kişiler, aileler için cevap “hemen” iken, kimileri için de “Ömür boyu asla” olabiliyor. Duygularla ilgili kurallar olmaz. Hepimiz farklı seviyor, aşkı yaşıyor; farklı şekillerde kayba tepki veriyor ve yasımızı tutuyoruz.

Sevdiğini kaybeden ünlü isimler

“Ölümle barışmak insanın hayatını kolaylaştırıyor”

Oyuncu Beren Saat ve Kaan Tangöze de yıllar önce sevdiklerini kaybetmişti. Saat verdiği röportajlarda, Tangöze ise yazdığı şarkılarda kaybettiklerini andı. Saat, 05.12.2009 tarihli Milliyet Pazar’da yayımlanan, Miraç Zeynep Özkartal’a verdiği röportajda yaşadığı kaybın kendisini akıllandırdığını söylüyordu: “Bir cümleye indirgeyebileceğim bir şey değil. Ölümle barışık olmak, korkuyu yenmek insanın bütün hayatını bir şekilde kolaylaştırıyor. Çünkü ‘Ne olabilir ki en fazla?’ diyorsun. Hele ki Efe’den sonra başka bir aşk ilişkisine girerken böyle korkuları tamamen kaybettim.” Tangöze ise Duman’ın son albümü “Darmaduman”da yer alan “Melankoli” adlı şarkıda, “Anladım ki yanılmışım/öylesine yılana sarılmışım/sen ölünce gömülünce” diyordu.

Kayıp yaşayan anlatıyor

(7 yıl önce sevgilisini kaybeden N.B.)

“Ben iyileşmeden hayatıma birinin girmesi söz konusu değildi. Ben iyileştim o da gitti”

Altı sene süren bir ilişki yaşadık A. ile. Başladığımızda ben 18, o 22 yaşındaydı. Sanırım yaşımın çok küçük olmasından evliliği hiç düşünmedim. Onu “hayatımın aşkı” olarak da nitelendirmedim. Onunla beraber büyüdüm ben. Birlikte harika zaman geçirdik, çok da kavga ettik. Ayrılıp barışma durumları hep vardı.

İlişkimizin altıncı senesinde hani şöyle anlatırlar ya “telefon acı acı çaldı diye”; telefon acı acı filan çalmadı, mutlu mesut, “erkek arkadaşım beni arıyor” diye telefonu açtım. Hattın öbür ucunda bir arkadaşımız vardı, bir kaza olduğunu A.’nın hastanede olduğunu, hemen gelmemi söyledi.
O anda anladım. Ağzımdan çıkan
ilk cümle “Öldü mü?” oldu.

“Yaşadığım hissizliği tarif edemiyorum”

İlk zamanlar uyuşmuş gibiydim. Arada ağlıyordum ama sanki hiçbir şey hissedemiyordum. Kendi kendime “Bunu atlatacaksın, her şey iyi olacak, tekrar mutlu olabilirsin” diyordum. Sonra da “Acı çekmem, canımın yanması gerekmez mi? Niye hiçbir şey hissetmiyorum” diyordum. Hiçbir sakinleştirici almadım. Zaten çok sakindim. Derken nasıl oldu bilemiyorum ama acı, keder, özlem ve ciddi bir yalnızlık hissetmeye başladım. Tek düşündüğüm bir an önce okulu bitirip yurt dışına çıkmak, özellikle annemlerden uzaklaşmaktı. Onların hassasiyeti, beni ağlarken yakaladıklarındaki üzüntüleri yüzünden sürekli rol yapma, mutlu gözükme çabası içindeydim.

A.’nın ölümünden üç-dört ay sonra Amerika’ya gittim. Yakın arkadaşlarımdan biri oradaydı. Aynı evde yaşamaya başladık. 11 ay boyunca günlerce evden çıkmadığım, ağladığım, ev arkadaşımla bile konuşmadığım oldu. Tabii bu sürekli bir durum değildi. Çok eğlendiğim, gezdiğim, yeni insanlarla tanıştığım da oluyordu. Bu iyi vakitlerin ardından, genelde bir rüyayla o aklıma geliyor, çok büyük bir özlemle ağlayarak uyanıyordum. Yine şimdi anlıyorum ki o eğlenceli vakitler yüzünden suçluluk hissediyormuşum. Onu yanımda hissediyordum.
O yanımdayken, ben iyileşmeden, yaralarımı sarmadan hayatıma yeni birinin girmesi söz konusu değildi. Ben iyileşecektim, o da tamamen gidecekti. İçten içe buna inanıyordum.

“Bir ölüyü aldatır gibi hissetmedim”

Sonra Amerika’dan dönüş, burada yerleşme, iş süreci başladı. Hayattan eskisi gibi zevk almaya başladım. Ben iyileştim, o da gitti. Hayat böyle, insanın başına çok güzel şeyler de çok kötü şeyler de gelebiliyor. Bu kötü şeyler maalesef travmatik olup bazı izler bırakabiliyor insanda. Bendekiler, trafikten korkma ve sevdiklerimin başına kötü şeyler gelebilir endişesi.

Eşimin hayatıma girmesi de bu dönemde oldu. A.’nın ölümünden üç sene sonra. Bir ölüyü aldatır gibi hissetmedim çünkü zaten onunla vedalaşmıştım. Eşime duyduğum aşk-sevgi dışında bir şey hissetmiyordum. Eşimle bu konuda konuşmak başlarda rahatsızlık vericiydi. Sonuçta karşımdaki insan için hassas bir konu olabilir diye düşünüyordum. Zamanla anladım ki eşim olayı dramatikleştirmiyor, olduğu gibi kabul etmiş.

Bence insanlar yaşamadıkları ve başkalarının başına gelen bu tarz kötü tecrübeleri olduğundan daha dramatik ve acı tecrübeler olarak değerlendiriyor. Başınıza geldiğinde anlıyorsunuz ki iki seçeneğiniz var; hayatınıza tutunarak devam etmek
ya da her şeyden vazgeçmek.

Bir önceki yazımız olan Derviş Zaim Balık filmini anlattı başlıklı makalemizde balık, Derviş Zaim ve Derviş Zaim röportaj hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

1 Response

  1. October 12, 2014

    […] Halil Sezai ve Aytaç Ağırlar İncir Reçeli 2′yi anlattı […]

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *