Haçlı Seferi’nin rock starı!

04 September 2013 Wednesday, 17:44

Ortadoğu kaynıyordu. Farklı milletler ve mezhepler birbirleriyle çatışmakta, iç savaşla kanamaktaydı.
Bir asker yine darbe yaparak kontrolü ele almış
Ve dış mihraklara kurtarıcı olarak başvurmuştu.
O kurtarıcılar geldi gelmesine.
Ama bedavaya, tanrı adına, insanlık adına gelmediler.
Geldiler ve bu diyarların bütün zenginliğini alıp gittiler.
Venedik’e bronzları, İngiltere’ye azizlerin kemiklerini, Fransa’ya altınlarını götürdüler.
Dönen kahramanlar için destanlar yazıldı, heykeller yapıldı, en rağbet gören prensesler verildi.
Vefat eden darbeci lider ise halefine bir şiir bıraktı. Bir dizesinde şu nasihat yer alıyordu: “yeni imparator, hiçbir cimrilik yapmadan altın ve hediye tıkıştırmalısın Batılıların açık ağızlarına.”
Ne zamandan mı bahsediyorum? Bugünden değil.
Birinci haçlı seferinden.
1070’lerde Doğu Roma iç savaşla boğuşuyordu.
Kozmopolit şehir
Konstantiniye, yüzlerce kilisesi, hamamı, sarayı ve hayvanat bahçesiyle dünyanın en zengin ve kozmopolit şehirlerinden birisiydi.
Ama imparatorluğun her bir tarafı kuşatılmış, içeriden ve dışarıdan baskıyla boğulmuştu. Peçenekler ve Türkler yaklaştıkça Doğu illeri boşalıyor, Konstantiniye kalabalıklaşıyordu. Ekonomi tepe taklak giderken, sikkelere daha az altın katılıyor, aristokratlardan giderek daha fazla vergi alınıyordu.
İmparator III. Nikeforos ona Suriye’den pek meraklı olduğu ipekleri getiren iki tane kurmayına güveniyordu. Bunlar İzhak ve Alexios Komnenos biraderlerdi.
İmparator 1080’de Norman’ların istilasını bastırsın diye Alexios’u Epirus’a gönderdi. Alexios oraya gitmek yerine başkente yürüyüp darbeyle imparatoru indirdi. Ve böylece Komnenos hanedanı kurulmuş oldu; şehir sanattan arındı, koyu bir Hıristiyan olan asker-imparator kıl fanila giyip taş üzerinde uyudu ve Kudüs’ü yüzyıllardır hükmeden Müslümanlardan almayı hayal etti.
Yıllar içinde Alexios pek çok savaş gördü; kimisini kazandı, kimisinde hezimete uğradı. 1090’ların sonuna gelindiğinde artık dayanacak takati kalmadı ve papadan yardım istedi.
Bu, papa II. Urban için de kurtuluş oldu zira o da koltuk savaşı veriyor, yerine geçirilen Papa Clement’e karşı kendini göstermek istiyordu.
Papa Urban 27 Kasım 1095 yılında tarihin en “gaz verici” konuşmalarından birini yapıp Batılılara haçlı sefer çağrısında bulundu. Mükemmel bir zamanda mükemmel bir birleştirici güç oluştu. Dört sene sonra Avrupa’nın dört bir köşesinden toplanan Hıristiyan orduları Kudüs’ün kapısındaydı. Ancak üçte biri kutsal şehre ulaşabilmişti.
Hıristiyanlığı kurtarma kisvesi altında Batı birleşti, Doğu toplumlarıyla tanışarak edebiyatını, hayal gücünü, kesesini doldurdu. Yani kimse kimseye iyilik olsun diye yardım etmedi.
Seferin rock starı!
Tarih her zamanki gibi taraflı olduğu için kimileri karanlık bir ışıkla boyandı, kimilerinin üstü çizildi, kimileriyse ilahlaştırıldı. Mesela haçlı seferlerinin rock starı diyebileceğim Bohemond aslında Kudüs’e gitmemişti bile. O Antakya’da kalmış sonra müttefiki Bizans’a karşı yürümüş, ancak kaybedince imparatorla el sıkışıp sıkı bir maaşa bağlanmıştı. Mezar taşına “Yüce ruhlu Suriye prensi bu çatının altında yatmaktadır; evrende daha iyi bir adem doğmayacaktır” yazıldı.
Suriye Başbakanı “burası istilacıların mezarlığı” olacak dedikçe benim aklım eskilere gidiyor. Bakalım bu sefer Seferler kimi kahramanlaştırıp kimi ezecek? Kara altınıyla ve suyuyla kimi zenginleştirecek?

PELİN BATU

Bir önceki yazımız olan Amerika ve Suriye operasyonu başlıklı makalemizde abd suriye savaşı, amerikya ve barack obama hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz