Gülay Afşar kimdir? Samimi röportajda anlattı

Gülay Afşar’ın tele-vizyonda yaptığı programlara ve geçirdiği evrelere bakarsanız, onu görev verildiğinde sahanın her yerinde başarıyla oynayan ve hiçbir hocanın vazgeçemediği joker bir futbolcu gibi düşünebilirsiniz. Ona çalıştığı kanalın “öz kızı” ya da “yüzü” de diyebilirsiniz. Bu özelliği onu 17 yıldır çalıştığı TV kanalının ve ekranların değişmeyen yüzü yaptı. “Foto Röportaj”da bu hafta objektifimizi bu sayfaları fazlasıyla hak eden Gülay Afşar’ın evine çevirdik.

Yapılan bir araştırmaya göre çalışan anneler çocuklarıyla yeterince ilgilenmedikleri için suçluluk duyarlarmış. Çalışan bir anne olarak aynı düşüncede misiniz?
Çalışıyor olsan da olmasam da annelik vicdan azabıyla kol kola olan bir süreç. Ben ya ikisini birden yapacaktım ya da tümüyle vazgeçecektim, o da mümkün değildi. Çocuklar hiçbir zaman, “Senin yüzünden şunu yapamadık. Şu zaman sen bizim yanımızda yoktun” demediler. Şu halimizden memnunuz hepimizin yapacak bir işi var, sorumluluklarımız var. Sadece eğlenmek ve keyif için bir araya geliyoruz.

Bazı ünlüler tıkandıklarını hissettiklerinde yeni arayışlara girerler. Size de baktığımızda bir programa başlıyorsunuz sonra bambaşka kulvara geçiyorsunuz. Bu sizin tercihiniz mi yoksa, biçilen bir rol mü?
Benim dışımda bana biçilen bir rol… Bunu çok açık ve net söylüyorum. Ben görev insanı olarak görüldüm. Hiçbir zaman hayır demedim. Evimle, ailemle kurduğum bir ilişki gibiydi çalıştığım kurumla olan ilişkim. Eğer bana ihtiyacı varsa her zaman hazırdaydım. Tercihim olmadı. Aslında niyetim her zaman programcı olmaktı. Ana haber de ekonomi de, siyaset de eğlencede yapar mı bir insan? Yapar, yaptım.
 

Sadece tek bir işte uzman olmak da yetmiyor artık insanlara.
Ben işin mutfağında da, kamera önünde de arkasında da bulundum. Bütün o süreci bildikten sonra yapıyor oluyorsun. Bu seninle alakalı, yapmak istersin istemezsin o başka
 

Nasıl geliyor teklif? Biraz anlatır mısınız bize.
Aslında teklifle olmuyor Ercan… Mesela gelip diyorlar ki, “Bir kör noktamız var, Gülay orayı ancak sen kaldırırsın şöyle şöyle bir program düşünüyoruz ama gerisini sen halledersin.” Ana haber olayı da sevgili Can (Dündar) gittikten sonra yine bana dediler ki “Bu bizim için çok kritik bir nokta. Buraya ancak çok güvendiğimiz birisi olabilir. Sen yapar mısın?” Adına baksana ana haber kötü bir yanı yok Yapmak ister misin? İstemem, ama yapar mısın? Yaparım. Sonra bir siyaset programı istendi. Çok gönülsüzdüm zaten onu 66 programda tamamladım. “Gece Gündüz”ü devir almam… “Kim yapar? Gülay yapar.”

Gidenlerin boşluğunu doldurmak zordur. Tartışıldı mı hiç?
Tartışılmadı. Can Dündar’ın ayrılması ya da Yekta’nın (Kopan) gitmesi onları zorda bırakan karar oldu. Ve o zor kararı verdikten sonra, “Biz onların yaptığı gibi ya da alıştığımız gibi bir şey değil, senin ortaya koyacağın şeyi istiyoruz” dediler, o yüzden öyle bir baskı olmadı üzerimde.

Güvenilir birinin olması iyidir…
Ben de bu durumdan yararlandım

17 yıl değil mi? Uzun bir süre ekranda olabilmek.
Çok sıkıcı!

‘Sunucular ‘dekor’ oldu!’

Televizyon ekranındaki çok çabuk tüketiyor. Uzun ömürlü olmak için sizin bir formülünüz var mı?
Her şeyden önce donanımlı olmak gerekiyor. Biz ekran önüne çıkmayı güzel görüntüden ya da parıltılı bir dünyadan ibaret zannediyoruz ya, öyle değil. Donanımlı olacaksın, gerçekten okuyacaksın bu arada çok okuyorum, çok biliyorum çok entelektüelim diyerek durumu da çok abartmayacaksın. Sonuçta televizyon şov işidir beyin ameliyatı yapmıyoruz. Bütün yayınlarda muhakkak çok çalışır hazırlanırım. Ben hiçbir zaman önüme konulmuş sorularla program yapmadım. Yayın endişesi taşımayan bir insanım.

Gazetelerde daha çok erkek egemen bir ortam var. Televizyonlar için de öyle midir?

En üst düzey yönetici pek olunamıyor, orada bir erkek egemenliği var. Ama orta kademe yönetici sayısı kadınlar da fazladır. Ekran önüne çıkan kadın sayısı da fazladır hatta kadın avantajlıdır. Ben kadın olmakla ilgili çalıştığım kurumda öyle bir sıkıntı görmedim. Açık söylemem lazım. Hatta hep biraz kollandım, gözetildim zarif davranıldı… Kadın olduğum için belki de…

Ayakta haber sunmak nereden çıktı? Bu ne menem bir şey?
Sorma… Bir de ben, deneme dönemine denk geldim.1.68 santim boyunda 50 kilo civarında bir kadınım. Ekranda 150 santim, 75 kilo gösterildim… Allah’tan kendimle barışığım. Gerçekten güzel gözükmekle ilgili bir kaygı değil. Senin ayaktadaki görüntünde, kalçandaki çıkıntı, omzundaki bilmem ne, şurandaki dekolteye bakıyorlar, haber geride kalıyor. TV programı yaparken ayakta açarsın, hoplarsın, zıplarsın ne istersen yaparsın. O da senin kendine kurduğun formattır, ama haber okunurken bence asla ayakta olmaya, yürümeye gerek yok. Yenilenen stüdyoların marifetini ortaya çıkarabilmek için önüne bir obje koydular o da sunucular oldu. Dekor oldular.

Dekor olarak mı?
Evet, öyle kimse yanlış anlamasın. Dekor oldu. Aslında “Teknolojiyi kullanıyoruz, stüdyoları yeniledik” demek için önüne sunucuları koydular.

Siz şimdi NTV de “Gece Gündüz” programını sunuyorsunuz ve sanatçılarla çok yakınsınız. Sizce sanatçılar toplumsal olaylarda tavır ortaya koymaktan korkuyorlar mı?
Sanatın özgür ve muhalif olduğunu kabul ediyorum. Ben öyle düşünüyorum çünkü sanat zihin açıcıdır. Önde olan, üreten, yaratıcı olan sanatçının söyleyecek sözü de olmalı ve bunu rahatlıkla söyleyebilmeli. Eğer sanatçı ürkerse, korkarsa, o zaman özgürlükler alanında ciddi bir sıkıntımız var demektir.

‘Ahmet Hakan’ı çok başarılı buluyorum’

Ekranda kimi beğenirsiniz?
Benim örnek aldığım tek insan vardı; Mehmet Ali Birand. Allah rahmet eylesin onun yanında yetiştim . Dolayısıyla onun etkisi altında olmam çok normal. Son dönemde Ahmet Hakan’ın yaptığı işi seviyorum. Programın niteliği değil sunucu olarak rahatlığını, tavrını, tarzını, üzerindeki o doğal halini seviyorum. Sunucu olarak çok başarılı buluyorum.

‘Hayalim ‘Actor Studio’!’

Bundan sonraki yol haritanız ya da bir hayaliniz var mı?
Hayalim var “Gece Gündüz”ün hep sürmesi. NTV devam ettiği sürece devam edecek. Bu program çok sunucu değiştiren bir program değil. Şuan bizim ekibe sorarsan “Gece Gündüz” sürerse senle beraber sürecek deniliyor ama böyle olmayabilir kimse vazgeçilmez değildir. Başka bir iş gelir. Benim vazgeçemem diye ilişki kurduğum bir program değil. Çok saygı duyduğum çok özel bir iş kendi başına marka olmuş. “Ne istersin?” diye sorarsan, “Actor Studio” diye bir program var ya – daha önce bizde de denenen ve ciddi bir prodüksiyon isteyen bir iş – onu yapmak isterim. Çünkü dünyada çok keyifle izlenen ve uzun soluklu bir program…

Peki, geldiğiniz bu noktayı yukarı giden bir grafik olarak mı görüyorsunuz?
Böyle olduk (eliyle yere paralel hareketi yaparak) düz ve yatay…

İnternete baktığınızda, bazı sunucuların bacaklarına, dekoltesine atıf yapılmış. Siz şanslı sayılırsınız. Sizin için de gözlerini çok kırpan sunucu demişler. Ne gibi eleştiriler geliyor?
Kapkaranlık bir yerde çekimdesin ve bir tek spot ışık var, gözümde de lens var. O gözümü koruma refleksiyle kırpıyorumdur. O konuda haklılar, ama uzun zamandır yapmıyorum. O çoğunlukla ışıkla ilgili sorunumuz olduğu zaman oldu. Bir de dişlerim kırıldı yaptırmak zorunda kaldım. Dişlerime laf söyleyen oldu. Şimdi herhalde alıştılar. Ben de kabul ediyorum yapılan dişler sahte oluyor. Yapılacak hiçbir şey yok, en iyisini yaptırsan da…

‘Sesim yok, ama yeri geldi şarkı söyledim’

Bir kere sizi konuğunuzla şarkı söylerken gördüm programda. 

Ben söylerim Ercan. Çok söyledim sesim de olmadığı halde. Medeni cesaretim var. O programın ruh hali şöyleydi; çok eğleniyoruz çok tatlı. Şimdi sana mikrofonu uzattığı zaman iştirak edeceksin, sen iştirak ettiğin zaman konukların daha
mutlu ve keyifli oluyor.
Bu kadarına gerek yok biliyorum ama o an öyle gerekti söyleyiverdim.

‘Bir kişiyi hiç sevmem; o da Ali Poyrazoğlu!’

Kırıldığınız insanlar oldu mu?
Bir kişiyi hiç sevmem. Açıkça da söylüyorum Ali Poyrazoğlu’nu… Çünkü haksız ve yersiz bir hırçınlık, kibir yapar. Kendi şovunu yapar programda. Yayında canını sıkar. Seni üzer ya da kontrolden çıkar, ama yayın bittikten sonra da, “Ne güzel oldu. Canımsın benim” deyip seni öpmek ister. Hiç sevmiyorum onun bu halini. Geldiğinde yüzüne de söyledim. Hiç sıkıntım olmaz. Ali Poyrazoğlu’nu konuk olarak sevmiyorum. Yaptığı işine saygım var, ayrı konu ama konuk olarak sevmiyorum. Dersen ki “Kiminle program yapmak istemezsin?”, Ali Poyrazoğluyla yapmak istemem.

‘Hiç gözümü boyayacak transfer teklifi almadım’

Soracaklarım bu kadar, eklemek istediğiniz bir şey var mı?
“NTV’nin jokeri gibi düşünüldüğünüz için size hiç teklif gelmiyor olabilir mi?” diye bir soru sordular. Düşündüm olabilir dedim. Çok açık yüreklilikle söylüyorum; bana hiç gözümü boyayacak bir teklif gelmedi. Fakat hep “Onu oradan alamayız” diye bir sıkıntı var. Yıllar sonra bunu düşündüm. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi bilmiyorum. Aslında bu kadar özdeşleşmek konusunda galiba çok bilerek yapmadım onu söylemek istiyorum. İnsanlar iyi olarak mı söylüyor, eleştiri olarak mı söylüyor bunu çok anlamıyorum. Bu sadece yapmam gereken bu diye yaptım bir şeydi. Eğer bir itirafta bulunacaksam bu benim tercihim değildi. Kurumum adına iyi olanı yapmaya çalıştım ve bundan bir artı kazanmadım. Bu bir itirafsa söylüyorum.

Siz NTV de evin kızı mısınız?
Evet, evet…

Bu meslekte huzuru arıyorsan bazen “evin kızı”, “jokeri” olmak gerekiyor galiba.
Evet bunun için galiba.

 

 

Bir önceki yazımız olan Türkan Şoray'ın son röportajı başlıklı makalemizde fox tv, Pazar Kahvaltısı ve türkan şoray hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *