Gezi, İstanbul’un akciğeri olacaktı

18 August 2013 Sunday, 01:00

Gezi Parkı’nın gündeme gelmesiyle birlikte bölgenin tarihine özel bir ilgi doğdu. 1937’de İstanbul’un nazım planı yapılırken Henri Prost’un iki büyük park planından biri Taksim ve çevresini kapsıyordu. Bir ucu Taksim’e diğer ucu Maçka’ya uzanan ve Dolmabahçe Vadisi’ni de içine alan 2 No’lu Park’ın öyküsünü Atlas Tarih dergisi anlatıyor

Henri Prost 1937’de İstanbul nazım planınını yaparken iki park bölgesi öngörmüştü.
1. No’lu Park surlar içinde kalan tarihi İstanbul bölgesini düzenleyecekti. Bu proje hayata geçmedi.
2 No’lu Park ise, Dolmabahçe Gazhanesi’nin (şimdi yerinde İnönü Stadı var) arkasındaki geniş vadiyi, şehrin büyük yeşil parkı haline getirmeyi amaçlamıştı. Bir ucu Taksim’e, diğer ucu da Maçka’ya uzanan bu bölgede bostanlar, bahçeler, ahırlar, küçük bir çiftlik, bir de Belvü Gazinosu vardı. Belediye, Prost’un planı çerçevesinde burada istimlaklar yapmaya başladı. Önce Taksim’deki Taşkışla yıkıldı. Bunun yerine İnönü Gezisi (bugün Gezi Parkı dediğimiz yer) yapıldı. Bunun ucunda yer alan derme çatma gazino yıkılarak yerine Taksim Belediye Gazinosu (şimdi yerinde Ceylan Intercontinental var) inşa edildi. 2 No’lu Park’ın diğer ucunda yer alacak olan Harbiye Çocuk Bahçesi de aynı yıllarda hizmete açıldı. Arada kalan bölge ağaçlandırıldı. 1946-47 yılları arasında 25 bin kadar ağaç dikildi. Bölge İzmir’deki Kültürpark benzeri bir “umumi gezinti ve istirahat sahası” olarak görülüyordu. Şehrin akciğerleri olacaktı… Unutmadan söyleyelim, bu plana göre AKM’nin bulunduğu yerde de bir “tiyatro” binasının yapılması öngörülüyordu.

 

Tiyatro 1 yılda tamamlandı
2 No’lu Park’ın planında çok az yapı vardı. Bunlar da yıllar sonra yapıldı. Gezi Parkı’ndan sonra yer alacak Gezi Apartmanları ve Açıkhava Tiyatrosu bunlar arasındaydı. 1946’da yapımına başlanan tiyatro, 1 yıl içinde bitirildi ve işletmeye açıldı. Ankara Devlet Konservatuvarı’nda görev yapan yönetmen Carl Ebert’in yaptığı teftiş birçok eksik bulunduğunu gösterdi. Bunların giderilmesi 1950’lerin başına kadar sürdü. Bu arada Açıkhava Tiyatrosu’na ve Harbiye’ye giden yolların yapımı için Elmadağ’daki Surp Agop Ermeni Mezarlığı kamulaştırıldı.
Aslında Prost’un planındaki bir yapı olan spor ve sergi sarayı (bugün yerinde Lütfi Kırdar Sergi Salonu var), daha sonraları sürekli genişleyerek parkı yıpratacaktı.
İnşaatı 1949’da tamamlanan spor ve sergi sarayının mimarları Şinasi Şahingirây ve Fazıl Aysu’ydu. Bina 2 milyon 65 bin liraya mal olmuş, ayrıca portatif tribünler için de 150 bin liralık tahsisat daha ayrılmış, bu suretle toplam 2 milyon 800 bin lira sarf edilmişti. Mekan kapılarını ilk olarak 3 Haziran 1949’da Avrupa Serbest Güreş Şampiyonası’yla açmıştı.
Spor ve sergi sarayı öngörüldüğü üzere kısa süre sonra İstanbul Sergisi’nin ana yapısı haline geldi. Salon ve çevresindeki İnönü Stadyumu, Açıkhava Tiyatrosu, Şark Kahvesi ve çocuk bahçesi, sergi alanı olarak belirlenmişti. İnönü Gezisi (şimdiki Gezi Parkı) ile İstanbul Sergisi alanını birbirine bağlamak için köprü yapıldı.
2 No’lu Park’ın Maçka’ya uzanan ucu böylece iğdiş edilmiş oluyordu. İstanbul Sergisi sırasında park, şehrin gezi ve eğlence bölgesine dönüşüyordu. Serginin bir ucu Taksim Gazinosu’na, diğer ucu ise Maçka’ya dayanıyordu. İçinde kafeler, lokantalar, lunapark ve çeşitli eğlence mekanları yer alıyordu.

Prost’un planı tarihe gömüldü
Tamam; İstanbul Sergisi ve çevresi park fikrine zarar veriyordu, ama konu sergi ve eğlence olduğundan İstanbullular açısından kabul edilebilir bir müdahale sayıldı. 2 No’lu Park’ın içindeki ilk önemli değişiklik, Hilton Oteli’nin inşası oldu. Otelin yer aldığı bölgede hiçbir yapı öngörülmemişti ve yeşil park olarak görünüyordu. Bu sorun özel bir kanun çıkarılarak 1951’de çözüldü. Böylece Taksim Gezisi ile İstanbul Sergisi’nin yapıldığı alan, tam ortadan ayrılmış oldu. Böylece Prost’un planı artık tarihe gömülmüş oluyordu.
Öte yandan daha önce değindiğimiz gibi 2 No’lu Park’ın Harbiye’ye doğru uzanan üst bölgesi de yapılarla dolmaya başlamıştı. Önce Gezi Apartmanları yapıldı. Ardından 1948’de İstanbul Radyoevi tamamlandı. Onun tam karşısındaki Sipahiocağı tesisleri de yıkılarak yerine orduevi yapıldı. Yakın yıllarda bölgenin yapılaşması hızla devam etti. Spor-sergi sarayı altı üstü sağı solu derken iyice büyüdü. Cemal Reşit Rey Salonu yapıldı. Yanına itfaiye tesisleri eklendi. Bu da yetmedi; arsayı en büyük haline getirmek için yeniden çevresini kazdılar, 7 kat yerin altına indiler ve nihayet buraya, altında sergi salonları, üstünde habire tavanı akan bir beton düzlükten oluşan bir garip yapı daha inşa ettiler.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi de bu şekilsiz yapının parçası olarak yeniden yapıldı. Bölgenin yapı nüfusu katlanarak arttı. Tabii bütün bu yapıların birer otoparkı da olacaktı. Yerler yine kazıldı, kat kat dibe inildi.
Bir zamanlar İstanbul’un nefes alma bölgesi olarak düşünülmüş olan 2 No’lu Park’tan geriye pek bir şey kalmadı.

Yazının tamamını Atlas Tarih dergisinde okuyabilirsiniz.

Bir önceki yazımız olan Kahraman geldi başlıklı makalemizde ben bir ağacım, gezi parkı ve nobel hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz