Gözde Kansu’nun elbisesi Ayşe Arman’da

“O elbiseyi” Ayşe Arman giydi. Elbisenin sahibi sunucu Gözde Kansu ile bir söyleşi yapıp yayınladı.
Ayşe Arman kendi tarzında “eksen kayması” yaparak bir süredir kalemiyle keskin “sivil çizgiler” çekiyor.
Bu eksende de başarılı.
Ayşe’nin “o elbise” ile fotoğrafı televizyonlara da bir “çağrıdır.”
Bakalım aynı tavrı koyacak televizyon ünlüleri olacak mı?
Olsa bile bunu yapacak TV ekranı bulabilecekler mi?
Aslında “kimsenin giyimine, içkisine, yaşam tarzına karışmıyoruz” söyleminin sahibi iktidarın da -son tahlilde- yararına bile olur bu.
…………………….
Böyle bir “sahneye koyuşu” öyle sanıyorum ki Okan (Bayülgen) ıskalamaz.
Hatta…
Gerekirse “o elbiseyi” kendisi bile giyip ekrana çıkacak zeka pırıltısına sahiptir.
“Mizah”, hele “kara mizah” en etkili iletişimdir.
…………………….
Bir “gerçeği” tekrarlayayım:
“Sözün kendisi kadar, kimin tarafından söylendiği de önemlidir.”
Program sunucusunu işinden eden “dekoltenin böylesi de olmaz ki” mesajlı eleştiriyi kim yaptı?
İktidar partisinin genel başkan yardımcısı ve sözcüsü.
“Şahsi fikrim” demiş bile olsa etiketleri bu söyleme kurumsallık algısı yükler.
Zaten…
Sunucu Gözde Kansu’nun -başka bir gerekçe üretilmiş olsa da- biletinin kesilmesi, bunun kanıtı değil mi?
“Sözün, kendisi kadar kimin tarafından söylendiği de önemli” söylemine bir ilave daha yapayım:
“Sözün ağızdan çıktığı ZAMAN da önemlidir….”
Kamuda başörtüsü yasağının kaldırıldığı genelgenin yayın tarihiyle bu söylemin dile getirilişi örtüştü.
Çok talihsiz bir “zamanlama!..”
Tam da iktidarın “kimsenin giyimine, hayat tarzına karışmayız” güvenceleri verilirken hiç olmadı.
Hüseyin Çelik yılların politikacısı.
“Neyi ne zaman, nasıl söyleyeceğini” hesaplayacak zekaya ve deneyime sahip.
Türkçe konusunda akademik kariyeri var.
Ama…
N’aparsın ki “söz ağızdan çıktıktan sonra artık senin emrinde değildir…”

DAĞDA VE DÜZDE ‘BALYOZ’

BALYOZ davası için Yargıtay kararını inceliyorum.
Hukukun terazisine “densizce” dokunmak istemem.
Dersimi biraz daha çalışmam gerek.
Ancak kafamda şimdiden bazı sorular oluştu.
Şöyle ki:
Yargıtay “darbeye teşebbüsten” generaller ve rütbeli subaylardan çoğunun cezalarını onayladı.
Bunların evlerine baskınlar yapılmıştı.
Gözaltılar ve tutuklamalardan sonra yargılandılar.
“Düzde” durum böyle.
Peki ya “dağda?”
En kısa zamanda Türkiye’yi terk etmeleri şartıyla kendilerine dokunulmayacağı açıklanan eli silahlı binlerce PKK’lı hala dağlarda.
Bölgede sivil etkinliklere de iniyorlar, görüntüleri kameralara yansıyor, yol kestikleri, kimlik kontrolü yaptıkları da oluyor.
Onlar “Türkiye’nin devlet düzenini değiştirmek için silahlı kalkışımcılardır.”
Sınırın dışına çıkacak yerde dağlarda kalmışlardır.
“Sınırdışına çıkarılmayacakları” da Kandil tarafından açıklanmıştır.
Onların “dokunulmazlıkları” mı var, hangi hukuk kaynağı bu statüyü verdi?
Anayasa mı?
TCK mı?
Ne?
Bilmediğimiz yasalar mı var?
Bu köşeyi izleyenler bilirler ki daima “kanın durması, demokratik çözüm, eşit vatandaşlık, birlikte barış içinde yaşamak” ilkelerini savunmuşumdur.
Fakat…
Hukuk devletinde terazi, çifte standartlı da olamaz ki!..

Güneri Civaoğlu

Bir önceki yazımız olan Daldan dala başlıklı makalemizde Cenap Şahabettin, çetin altan ve daldan dala hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *