Görünmeyen kamusal sanat

‘Sonuçta benim kamusal alanda sanat yapma ısrarım toplumsal kaygılar kadar estetik kaygılar yüzünden. Bunu inkâr edemem.”
Bu sözleri İstanbul’a köklerini aramaya gelmiş Parisli sanatçı Betrand Ivanoff, 2008 yılında söyledi bana. Radikal gazetesi için yaptığımız söyleşide… Aradan yıllar geçti. Betrand Ivanoff, bir toplama kampı gazisi babasının babasının Üsküdar’daki eczanesinin keskin ilaç kokusunun izini bulduğundan mı bilinmez. İstanbul’a yerleşti. Tophane’de, Üsküdar’da, Park Otel’de, Mardin’de hep ama hep kamusal alanda izinli izinsiz sayısız müdahaleler gerçekleştirdi.
Dün akşam bu kez Kasımpaşa’da bir çıkmaz sokaktaydı.
Betrand Ivanoff, onu tanıdığımda kamusal alanda sanat yapmakla ilgileniyordu şüphesiz… Fakat bunu yaparken yukarıda alıntıladığım sözlerinde olduğu gibi işin estetik tarafını politik ve toplumsal yönüne göre daha önemsiyordu. Başrolü İstanbul’a ve ona giydirmek istediği ışığa veriyordu.
Lakin İstanbul, değiştirir. İçinde yaşayanı kendine benzetir.
Ivanoff’a da öyle olmuş.
Sanatçı, artık başrolü estetiğe değil mahalleliye dolayısıyla görünmeyene vermiş.
Mahallelinin işin nasıl parçası olduğunu sanatçı anlatıyor:
“Bu projeyi hayata geçirmek için birçok unsur gerekli oldu. Spekülatif ya da yeni-kolonyalist bir yaklaşıma sahip olduğum düşünülsün hiç istemedim. Benim aslında aradığım kamusal alanda bir iş yaparken oranın gerçek yaşayanlarını işin içine, üretiminin bir parçası haline getirebilmek oldu.
Bu da dil demek oluyor.
Yani mahalleliyle işin gerçekleşmesi için kurulan tüm ilişkiler, yani dil, işin kendini ve asıl yapıyı oluşturuyor.
Mühim olan dilin mekânı. Elle tutulur gözle görülmeyen mekân…
Kamusal alanda sanatın tarihine baktığımızda, kamusal alanda gözle görülür, var olan bir mekândan çıkıldığını görüyoruz. Oysa bu, günümüz şartları içinde mümkün değil; çünkü yoğun emlak spekülasyonu, güvenlik amaçlı denetimler, siyasi gündem gibi günümüzün koşulları, kamusal alanda giderek daha da az alternatif bırakıyor.
Çok ilginç bir şekilde şehir ne kadar büyüyorsa o kadar az imkân doğuyor bu anlamda…
Kentin olanakları çelişkili bir biçimde büyüdükçe ve geliştikçe daralıyor.
Şehirde ne var? İnsanlar var. O zaman onlarla başlayalım. Var olan bir mekânla değil… İnsanla… Ben de öyle yaptım…”
Sokak sakinleriyle konuşarak projenin uygulanacağı binalar üzerinde anlaşan Ivanoff, vinç veya iskele kurmak gibi zorlu yöntemler gerektirmeyen bir aydınlanma ve elektrik sistemi belirlemiş. Birkaç haftalık bir çalışma sonrası bir şema somutlaşmış. Daha sonra da sade plastik bir estetik ve söyleme sadık kalınarak renkler seçilmiş. Çıkan sonuç, tüm bir sokak içinde dağıtılmış, çıkıntılar, köşeler, cephe boyları ve balkonlarda yerleştirilmiş farklı renklerde neon çizgileri, bu yerin kimliğini ortaya çıkarırken geleceğe dönük perspektifler ve imgeler yaratan bir müdahale…
Ne bir sponsor ne bir belediye kararı…
Olmadan oluyor…
Özetle, bu renkli bütünün yarattığı dinamik şu an spekülasyona girmemiş bir mahallenin değerini vurgulamakla kalmıyor; aynı zamanda normalde görülmeyeni gösteriyor, yani mahalle sakinleri arasındaki ilişkiler… Onlarsız ne kentin ne de kentteki estetiğin mümkün olduğunu…
(Adres: Işık Çıkmazı Kasımpaşa, Beyoğlu Aynalı Çeşme Caddesi Euro Plaza Otel köşesi Tarlabaşı Bulvarı – İngiliz Konsolosluğu karşısı.)

Ayşegül Sönmez

Bir önceki yazımız olan Kelebeğin Rüyası Oscar'da ne yapacak? başlıklı makalemizde Belçim Bilgin, Kelebeğin Rüyası ve Kelebeğin Rüyası Oscar hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *