Fırat Çelik Gönül İşleri’ni anlattı

Yıllarca Paris’te yaşayan oyuncu Fırat Çelik dört sene önce ülkesine döndü ve kariyerine burada devam ediyor. Ailesi ise orada yaşamayı sürdürüyor. En çok istedikleri şey Çelik’in bir dizisi olsun, her hafta görüp özlem gidersinler… Dilekleri gerçek oluyor, Çelik’in yeni dizisi “Gönül İşleri” başlıyor

Fırat Çelik’i “Fatmagül’ün Suçu Ne?” dizisinin yakışıklı balıkçısı Mustafa olarak tanıdık. Kısa zamanda büyük ilgi gördü. Nasıl görmesindi? Paris’ten geliyordu, renkli gözlüydü, kumraldı. Bir de iyi oyuncuydu üstelik. Araya birkaç dizi daha girdi. Şimdi ise Çelik, yeni bir diziyle karşımızda; “Gönül İşleri”. Yalnızca bu da değil, yeni sezonda bir de tiyatro oyunu var, “Tatyana”. Bitmedi. Ömer Faruk Sorak’ın yönetmenliğini yaptığı ve çekimleri taze biten “Sekiz Saniye” filmi de yolda. Çelik’le Karaköy’de buluştuk, hepsini konuştuk.

Çok yoğunsunuz bu aralar. Yeni dizi, yeni oyun, yeni film…

Oyun yeni değil aslında. “Tatyana”yı Tiyatro Festivali kapsamında Biriken Tiyatro ile birlikte hazırlamıştık. Çok çılgınca bir adaptasyon. İki kere oynadık. Şimdi de sezonda yeniden oynamaya başlayacağız 21 Ekim’de. Her salı Talimhane Tiyatrosu’nda.

Nasıl bir oyun? Usta oyuncu Meral Çetinkaya ile oynuyorsunuz.

Çok enteresan bir oyun, herkese tavsiye ederim, gelip izlesinler. Biz ilişki yaşıyoruz Meral ablayla sahnede. O Tatyana’yı oynuyor. O enerjiyi gelip sahnede görmeleri lazım. Meral abla çok enteresan bir kadın. Hakikaten çok güzel şeyler çıktı ortaya.

Diziniz de bu akşam başlıyor. Nasıl bir rolde izleyeceğiz sizi bu kez?

Asrın karakterini canlandıracağım. Sıcak bir iş olacak. Fragmanlarla ilgili geri dönüşler çok güzel. Asrın, Selma Ergeç’in canlandırdığı karakterle evlenmek üzereyken birtakım olaylar yaşanacak. Sonra Asrın’ı çok farklı göreceğiz, gelgitleri olacak. Gizemli biri, çok da cool bir herif. Umarım dizinin yolu açık olur da doya doya Asrın’ı ve “Gönül İşleri”ni izleriz.

“Kendi kulvarında çok farklı bir film olacak”

Televizyonda hep aynı adamı oynamamaya dikkat eder misiniz? Mesela Mustafa’dan farklı mı Asrın?

Evet. Benim diğer işlerimden, canlandırdığım karakterlerden çok farklı. Çok dram değil, komik durumlar, olaylar var. Asrın’ı okurken çok heyecan yaptım, “Ben bu rolü oynamak isterim” dedim. Çok renkli bir karakter, oynaması keyifli.

Kendi sesinizle mi oynayacaksınız bu kez?

Evet. Çok da enteresandır şimdiden ses tonumu çok beğenenler olmuş. Dinlendirici, huzurlu bir ses tonum varmış. Böyle demeleri hoşuma gidiyor.

Filminizden bahsedelim… Nasıl bir film olacak “Sekiz Saniye”?

Kendi kulvarında çok farklı bir film olacak. Sahneleri çekerken neyin içinde olduğumu sonradan fark ettim. Şu an izlediğim kadarıyla çok enteresan bir şey geleceğini hissediyorum. Çok gizemli bir film, fantastik dram türünde. Şubat ayını dört gözle bekliyorum. Rüyalar, mistik şeyler… Böyle bir film yok
pek Türkiye’de.

Dört senedir Türkiye’desiniz. Nasıl karar vermiştiniz kalmaya?

Galiba “Fatmagül’ün Suçu Ne?”den sonraydı. Çünkü o çok iyi bir iş olmuştu. İyi işler de çıkmaya devam ediyordu, ben de kalayım dedim.

Türkiye’ye döndüğünüz zaman zorlanmış mıydınız?

Sen zorlanmaz mıydın başka bir ülkeden gelsen?

Çok! Ben dönmezdim de muhtemelen.

Her şey çok farklı geldi… Adaptasyon zaman alan bir şey.
Hiç kolay olmadı.

Geriye dönüp düşündüğünüzde ne zorlamıştı en çok sizi?

Aile faktörü var bir kere. Ailem Paris’te yaşadığı için hep bir özlem duyuyorum. Bir de şöyle bir şey var; Paris’te uzun yıllar yaşamışsın, her şey kontrolün altında… Farklı bir ülkede yaşamaya başlayınca her şey elinden alınıyor gibi. “Sen şimdi resetlendin, buraya ayak uydurman gerekiyor. Artık sen buralısın, hadi kardeşim bocala, yolunu bul.” Kendi yolumu bulmak zorundaydım. Uzaktan seyrettim, dış gözle baktım sonra adım adım hayatımı düzene soktum.

“Annem sokakta yürürken elimi tutar”

Aileniz oradan takip ediyor mu dizilerinizi?

İnan ki onlar benden daha heyecanlı. Çok daha dört gözle bekliyorlar. Annem, ablalarım çok özlüyor beni, “Şöyle bir dizin olsa da seni her hafta görsek” diyorlar. Annem “Zayıfladın mı şişmanladın mı bir bakayım” diyor. Bir de yurt dışında çok acayip seyrediyorlar. Uzaklar ya, bir memleket hasreti de var. Daha kıymetli geliyor her şey.

Paris’e gittiğinizde orada yaşayan Türkler tanıyordur sizi…

Sadece Türkler değil, Araplar da…

Sokakta, annenizin yanında sizinle fotoğraf çektirmek isteyenler oluyordur. O zaman ne hissediyor?

Annem sokakta yürürken her zaman elimi tutar, öyle bir şey olduğunda “Oğlumu tanıdılar” diye çok heyecan yapıyor. Ben işimin bir parçası olarak görüyorum, fotoğraf çektiriyorum ve olay bitiyor. Ama o öyle bakmıyor. Hemen birilerine anlatıyor, gurur duyuyor. Annem
şu an çok mutlu, onu mutlu görmek beni de çok mutlu ediyor.

“Bir kere geliyoruz bu hayata, en iyi şekilde yaşayalım”

Röportajlarınızda çok optimist bir haliniz var. Arkadaşlarınız “Fırat gelecek, eğleneceğiz yine” dermiş. Hep böyle neşeli, pozitif miydiniz?

Biz şu an bir şey yaşıyoruz ya; aslında biz neyiz, biz bir hiçiz. O şekilde düşünürsen eğer, fazla ciddiye almamak lazım. Günlük hayatında bazı sıkıntılar oluyor tabii; hayat bu, yapacak bir şey yok. Ama eğer bütününe bakarsan dünyada biz neyiz ki Allah aşkına? Bir kere geliyoruz değil mi bu hayata, buradaysak burayı yaşayalım. En iyi şekilde… Pozitif düşünmek, eğlenceli olmak bu. Hayat kısa, hızlı bir şekilde yaşıyoruz zaten. O kadar dert etmek gereksiz. Yoksa etrafımızda bir sürü dert var. Benim çok sevdiğim bir laf var: Şu an çok iyiyiz. Bu ana şükredelim, burada şu an çok iyiyiz. Hep böyle derim.

Sizin çevrenizde olmak güzeldir o zaman, arkadaşlarınıza da yayılır bu enerji…

Davet ederim valla, istediğin zaman gel. Ne zaman pozitif hissetmek istersen…

“Ya yine aşk muhabbetine girdik!”

Magazin eklerinde sık sık haberleriniz çıkıyor. “Sarışın bir güzelle mekandan ayrılırken görüldü” kalıbı size de yapıştı…

Bu konuya çok fazla anlam yüklemek gerekmiyor. Bunlar gelip geçici. İstediğini yazsın, o da mesleğini yapıyor. Ne yazacağı
kendi vicdanınına kalmış.

Sizi kısıtlayan bir durum değil yani?

Ben bir oyuncuyum. Her zaman sinemaya, sergiye gidiyorum. Bir şeyler öğrenmenin peşindeyim. Ama oralarda hiçbir zaman basın olmaz. Basın seni hep bar çıkışında yakalar. Sanki hep bara gidermişsin gibi. Kardeşim gelsene sergiye, tiyatroya! Bu her yerde böyle, yapacak bir şey yok. Çok fazla takmıyorum bunu.

Röportajlarınızda hep aşkla ilgili bir şeyler söylüyorsunuz. Sorular mı hep öyle geliyor acaba yoksa sizde bir “aşk adamı” durumu var mı sahiden?

Bilmiyorum ki. Belki fanlar merak ediyordur. Hep öyle soruluyor “Hayatınızda biri var mı?”, “Aşk sizin için nedir?”…

“O başlıklar çok komik”

Bir röportajınızın başlığı “Artık âşık olmak istiyorum”du…

O başlıklar çok komik ya… Aşk bir şeylerin parçası, eksik olması… Ya yine aşk muhabbetine girdik! Kapatalım mı bu muhabbeti?

Peki sonuç olarak öyle sağda solda “aşk şöyledir, böyledir” diye konuşan bir adam değilsiniz. Herkes kadar hayatınızda aşk…

Aynen. Keşke sadece aşk olsa hayatımızda, sadece aşktan bahsetsek mesela.

Müzikle de ilgilisiniz…

Evet. Çocukluğumdan beri gitar çalmayı seviyorum. Kendi çapımda beste yapıyorum, söz yazıyorum. kayıt yapıyorum. Evde küçük bir stüdyo yaptım kendime.

Dinleyebilecek miyiz?

Pek yakında olabilir sanki. Kendi bestemi bir vesileyle kullanacağım.

AYDİL DURGUN

Bir önceki yazımız olan Leman Sam olay tweet'e açıklama getirdi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

1 Response

  1. November 5, 2014

    […] Fırat Çelik Gönül İşleri’ni anlattı […]

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *