Eşref Kolçak’ın son röportajı

Sabahın ilk ışıklarında yola çıkıp, Gemlik’e Eşref Kolçak Ağabey’in evine ulaşıyorum… Filmlerde gördüğümüz, hayallerimizde yaşattığımız gencecik adamın kapıyı açmasını beklerken, kalp piliyle ve pijamalarıyla bir amca çıkıyor karşıma…

Yalnızlığın kapısından girince bir hüzün sarıyor beni… 88 yaşında tüm Türkiye’nin tanıdığı bir insanın, ömrünün son yıllarını burada geçirmesi zor ama hayat işte:
“Her duruma alıştırıveriyor insanı!”

Pijama ve kalp pili!
Sabahın köründe gelirsen böyle pijamayla karşılarım tabii (gülüyor)… Geçenlerde kalp pili takıldı, hem de canlı canlı (gösteriyor pilini, derinin üzerinden rahatça anlaşılıyor)… “Canlı” derken bayıltmadan anlamında söyledim. Biliyor musun, ameliyathaneye girerken öğrendim, kalp pili takma operasyonunun bilinç açıkken gerçekleştirildiğini; bir sakinleştirici hap, bir lokal anestezi, başlıyorlar kesmeye…

30 yıldır Gemlik’teyim…
İstanbul Fatih’te oturuyorduk. Buraya yazlığa gelirdik, kayınvalideye… Bu yollar, feribot falan da yok; İstanbul – Gemlik 6 saat…
Gemlik’e taşınma kararı aldık hanımla ama ev almak gerek tabii… Kayınvalidemin karşı dairesi satılık ama bende para yok… Sokağa çıksak herkes tanıyor ama cep boş! Şimdiki oyuncular gibi para kazanamazdı bizim zamanımızda jönler…
Banker Cevher Kastelli’ye söyledim ev durumunu… Yapı Kredi Bankası’na bir telefon açtı; hanım aynı gün parayı bankadan çekti ve evimizi aldık…
Kastelli öyle bir sistem kurmuştu ki, bankalar onunla yarışamaz hale geldi… Banka yüzde 30 faiz verirken, Kastelli yüzde 50 verirdi…
O günlerde ben, Fikret Hakan, Cüneyt Arkın, Selma Güneri, Ekrem Bora ve İzzet Günay; Banker Kastelli’nin reklamlarında oynuyorduk. Kastelli kötü niyetli bir insan değildi. Oğlu yurt dışında okuyordu… Oğlunu ziyarete gitmek için yurt dışına çıkınca herkes haber yaptı “Kastelli kaçtı!” diye…
Yüzde bir milyon eminim kaçmadığından…
Defalarca diğer bankerlerle görüşüp demiş ki “beni de banker olarak aranıza kabul edin”…
Ama ne hikmetse etmemişler!

Sanat dünyasının yazlığı Şile’ydi…

Şile’nin Şile olduğu zamanlar yani Şile Limanı yapılmadan önce Türk sanat dünyasının yazlık yeri Şile’ydi…
Rahmetli Zeki Müren’den, devlet tiyatroları oyuncularına, şarkıcılardan sanatçılara kadar Şile’deydik…
Liman inşaatı esnasında biz aydınlar çok karşı çıkmıştık bu projeye!
Ama faydalı olmadı ve Şile Limanı yapıldı… Sonrasında da sanat camiamız yavaş yavaş terk etti Şile’yi…
İlk terk edenlerden birisi de rahmetli Zeki Müren oldu!

Oyuncular seyircisine oynamıyor!
Günümüz oyuncularının seyircilerine saygıları yok! Ustalara da saygıları yok!
Antalya Film Festivali’nde ismi lazım değil bir oyuncu geldi yanıma, ben de zannettim ki bana selam verecek… Meğerse yanımdaki genç arkadaşları tanıyormuş…
Yanımdaki çocuklar çok üzüldüler, bana selam vermeyişine…
Bizim insanımız duygusaldır… Bazen hayranlarım bana öyle filmlerimi hatırlatıyorlar ki, şaşırıp kalıyorum!

eşref kolçak mezar

Kendi mezarında sohbet!
Eşimin aile kabristanı İstanbul’da… Ben “Öldükten sonra buraya, Gemlik’e gömülürüz” diyordum… İstemedi eşim ilk başlarda, sonra sıcak baktı fikre…
Eşimin mezar taşının yanında benim de adım var gördüğün gibi; yerim hazır, doğum tarihim yazılı, ölüm tarihim yok…
Hepimizin gideceği yer aynı değil mi? Öldükten sonra kimseye zahmet vermeye, yük olmaya gerek yok!

ABD’liye 360 bin dolar Eşref Kolçak’a 25 bin TL

İnsanlar zannediyor ki ben uçak rakamlara filmlerde oynuyorum!
“New York’ta Beş Minare” filminde rol aldım… ABD’li Danny Glover da oynadı filmde… Bizzat film ekibinden duyduğum için söylüyorum:
Glover için önce ABD’de sendikaya gidiyorlar ve sendika diyor ki “Bizdeki fiyatı 175 bin ABD doları ama kendisi ne ister bilemeyiz…” 350 bin dolara anlaşmışlar en son Glover’la… “Yerli!”yim ya, bana 25 bin TL’yi zor verdiler!
“New York’ta Beş Minare”yi çekerken, sendika o kadar sıkıydı ki set sekiz saatten bir dakika fazla çalıştırılamıyordu… O filmde gördüğünüz figüranlar bile sendikalı… Bir market sahnesi çekilirken, dükkân sahibini de figüran olarak oynatacaklardı… Daha provalarda sendikadan gelip engel oldular.
Seyirci kendini bulamıyor!
Birçok filmimiz uluslararası ödüller alıyor ama ülkemizde sesi soluğu çıkmıyor. Çünkü seyircimize hitap edemiyor bu filmler…
Bir de “abidik gubidik!” filmlerimiz var… Rekorlar kırıyor bu filmler… Ama seyirci bu filmi seyrediyor, deşarj oluyor ve çıkıyor… Devamı yok!
Bir odalık film şirketleri!
Bir handa bir oda tutan, film şirketi açardı eskiden… Ne denetleyen var, ne bir şey!
“Bu adamın sermayesi ne kadardır?” diye kimse sormazdı…
Oyuncu için prodüksiyon amirleri 100 liraya anlaşırlar, oyuncuya 50 lirasını verirlerdi… Gerisi ceplerine!
Tarım işçisiyim ben!
SSK mevzuatında bale, müzik, tiyatro, sinema var ama sinema oyuncusu yok…
Ben “tarım işçisi” olarak emekli oldum!
Telif, melif desen hak getire…
Tamer Karadağlı’yla “Yağmur Zamanı” dizisinde çalışıyoruz… Sete ABD’li dört kişi geldi… ABD’de birkaç filmde oynadığı rolden dolayı, 15 yıl önce ölmüş Feridun Çölgeçen’in akrabalarını arıyorlarmış ki telif ödesinler!
Bizim çoğu büyük yapımcımız “nallı cennetteler”, sadece birkaçı yaşıyor… Onlar da aldıkları ahlarla kolay can veremeyecekler!
Ben yüzlerce ödenmemiş senetlerini çöpe attım! Figüranlara boş makbuz imzalatıp, üstünü dilediği gibi doldurarak gider gösterirlerdi… Ne üçkâğıtlar!

‘Ölüm ayırdı bizi’

Eşim 2010’da vefat etti… 56 yıl evli kaldık… Günümüzde gençler evleniyorlar ve en ufak sürtüşmede pes edip birbirlerini hayatlarından çıkartıyorlar! İki tarafta birbirine taviz vermeyince, eskilerin deyimiyle “Sen höt, ben höt… Kim verecek bu eşeğe ot?” durumu oluşuyor…

İlk sahnem Maksim…

Maksim Gazinosu’nda ilk kez profesyonel olarak sahneye çıktım, hiç unutmam operetin adı “Değişen Dünya”ydı… Maksim Gazinosu’ndan sonra rahmetli Sami Kazım Koray’ın sahibi olduğu Ses Tiyatrosu’nda çalışmaya başladım. Ses Tiyatrosu hâlâ, Beyoğlu’nda aynı yerdedir; Atlas Sineması’nın tam karşısındaki pasajın içinde… İlk gerçek anlamda oyunculuğum “Fedakâr Ana” filmiyle oldu… Dört günlük bir rolüm vardı ve Cahide Sonku Hanımefendi’nin oğlunu oynamıştım. Beni Eşref Kolçak yapan ve başrol oynadığım filmimse “Affet Beni Allahım”dır…

KALUST ŞALCIOĞLU

Bir önceki yazımız olan Naz Elmas Filinta dizisini anlattı başlıklı makalemizde Eray Koçak, Filinta dizisi ve naz elmas hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *