Erdoğan’ın Büyükelçilere verdiği görev

Malum, Başbakan Erdoğan geçen hafta Türkiye’nin yurtdışında görev yapan büyükelçilerine ödev verdi: Gidin tüm dünyaya cemaati şikâyet edin, yolsuzluk soruşturmalarının darbe girişimi olduğunu anlatın:
”Son dönemde 17 Aralık rüşvet kılıfı adı altında hükümete yönelik bir darbe girişimidir. Hiç kuşkusuz bu bir darbedir.
17 Aralık’tan beri o malum örgüt ve medya uzantıları ülkenin ekonomisine darbe vurmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye’nin demokrasi yürüyüşünü engellemek istiyorlar. Bu hainlikten başka bir şey değil. Biz burada nasıl oyunu bozduysak, dışarıda da siz bozacaksınız. Bunları anlatacaksınız. Ne gerekiyorsa adımlarını atacaksınız. (…) Size büyük görev düşüyor. Muhataplarınıza doğruları anlatmanız, bunun bir yolsuzluk operasyonu değil, bir darbe girişimi olduğunu anlatmanız gerekmektedir.”

ABD’de aktifler
Zavallı büyükelçiler, ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar…
Eskiden ‘Gidin Ermeni terörünü, PKK terörünü anlatın’ diye talimatlar vardı. Ve tabii askeri vesayet dönemlerinde de Gülen hareketi ‘irticai tehdit’ sayıldığı için yurtdışı temsilcilikler de cemaatle sıkı fıkı olmaktan çekinirlerdi.
Ama ilk kez ‘Gidin onları anlatın’ diye direk bir talimat var.
Üstelik çok değil daha daha birkaç yıl önce Dışişleri’nin dış birimlerine Gülen hareketinin STK ve okullarına yardımcı olunması yönünde talimat gitmişti.
Unutmayın, bu global bir hareket. Kamboçya’dan Teksas’a dünyanın her yerinde Gülen okulları var. Hizmet hareketinin kendi iddiası, sayının 1200 civarı olduğunu yolunda. Dışişleri jargonunda bu okullara ‘Türk okulları’ deniyor. Son yıllarda Dışişleri mensuplarının kendi çocuklarının bu okullara göndermesi önündeki geçmiş yasak da kaldırıldı, hatta elçilerden okullara kol kanat germesi istenmişti. Şimdi kuşkusuz bu karar geri çekilecek.
En büyük sıkıntı, Afrika, Balkanlar ve ABD’de yaşanacak. Anlatayım…
ABD’de Gülen grubuna bağlı STK’lar, özellikle de TUSKON, son yıllarda Türkiye’nin gayri resmi lobi ajansı gibi hizmet vermekteydi. Sadece Washington’da Gülen grubuna yakın 3 think-tank ve STK var. Hükümetin teşvikiyle, Brookings gibi kurumlarda ‘Türkiye çalışmalarına’ bağışla destek veriyorlar.
Gülen hareketi Washington’da o kadar aktif ki, artık Amerikan dış politika çevrelerinde onlar için İngilizce bir terim bile var: ”Gulenist”.
Örneğin TUSKON, Kongre’de Türkiye’nin istediği ya da istemediği tasarılarla ilgili lobi faaliyeti yürütüyordu. Gülen STK’ları, Dışişleri’yle koordineli olarak bazı Kongre üyeleri ya da yardımcılarına Türkiye gezileri düzenliyordu. Muhafazakar tahmine göre, 30-40 milletvekilinin ofisiyle bağlantıları var. Şimdi ne olacak?
Keza Brüksel de aynı. Bakanların ağzından bizzat bazı faaliyet ve lobi çalışmalarını TUSKON’a devrettiklerin duymuşluğum var. Şimdi ne olacak? Bizim elçiler gidip, daha düne kadar kendi rezidanslarında verdikleri resepsiyonlarda boy gösteren cemaat mensuplarını Batılılara ‘Sakın onlarla konuşmayın. Onlar meğerse darbe yapıyormuş’ diye kötülemek zorunda mı kalacak?
Peki ya Afrika? Türkiye’nin Afrika açılımı, Gülen hareketiyle koordineli, biraz da onların önünü açmak için dizayn edilmişti. Birçok tırı vırı Afrika ülkesinde elçilik açmamızın nedeni, oradaki ‘Türk okullarını’ da desteklemek ve bu sayece Ak Parti-cemaat ortaklığıyla zaptedilemez emperyal hayallerimizi bir nebze de olsa tatmin etmekti. Bazı ufak ülkelerde, okullar elçiliklere, elçilikler okullara destek oluyor. Okullardan desteğimizi çekeceksek, Afrika’yı kolonileştirme hülyalarımız ne olacak!
Balkanlarda ve bazı Asya ülkelerinde, Gülen okulları o ülkedeki siyasi elitin çocuklarını okutuyor. Şimdi mesela elçilerimiz o ülkenin bakanına gidip, ‘Oğlunuzu hemen o okuldan çekin. Onlar meğerse Haşhaşin’miş’ falan mı demek durumunda kalacak?
Bir de, Türkçede kulağa nasıl geliyor bilemiyorum ama Gezi’den bu yana iktidar dünyasında devreye sokulan ‘darbe’ söylemi, İngilizceye çevrildiğinde Batılılara, saçma geliyor.

Dili değiştirmek…
Aman içerideki propagandistlerin dinmeyen alkışları sizi belagat sarhoşu yapmasın. Ben bir dost olarak söylüyorum: hükümetin ‘paralel devlet’ dediği olguyla mücadele ederken kullandığı dil ve argümanlar, Batılıların gözünde ha bire Siyonist Yapı’dan söz eden Ahmedinejad’ın çılgın üslubunu andırıyor. Dünyaya kendinizi anlatmanız, gittikçe zorlaşıyor. Gezi’ye ‘darbe girişimi’ demiş olmak, yolsuzluklara karşı meşru bir zemin yakalayamamış olmak, bütün bunları yaparken de araya ABD elçisinden OTPOR ve Lufthansa’ya kadar her türlü komplo teorisini katmış olmak, dünya kamuoyunda iktidarın elini çok zayıflatıyor.
Özetle, Başbakan’ın konuşmalarının İngilizce tercümesi, Başbakan’ın yapmak istediklerine desteği imkânsız hale getiriyor. Maalesef dünya o konuşmaları algılamıyor; kıs kıs gülüyor.
İşte tüm bunlardan dolayı iktidara daha sofistike bir dil ve strateji belirlemeleri yolunda naçizane bir tavsiyem var. Başbakan’ın salı günü Brüksel’e giderken yapabileceği en iyi manevra, metin yazarlarının tümünü Ankara’da bırakıp, yine o sevmediği monşerlerin tavsiyelerine kulak asmak olur…
Dünyadan kopmak istemiyorsak, her şeyden önce, bu dili değiştirmek lazım.

ASLI AYDINTAŞBAŞ

Bir önceki yazımız olan Polis yine destan peşinde başlıklı makalemizde destan, polis ve TOMA hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *