Engin Altan Düzyatan’ın hayat hikayesi

Geçtiğimiz hafta Neslişah Alkoçlar ile evlenen Engin Altan Düzyatan, tüm zamanların en çok tepki gören damadı oldu. Eskiden genç kızların sevgilisi olan Düzyatan artık onların öfke kustuğu biri. Karşıyakalı delikanlının küçük bir tiyatroda başlayıp büyük bütçeli filmlere uzanan serüveni…

Yıl 2007’ydi, DOT da daha bir-iki yıllık, bir oyun oynandı Mısır Apartmanı’ndaki salonda: “Kürklü Merkür”. Abarttığımı düşünmeyin, tiyatro seyircisinin aklında bu kadar
yer eden çok az oyun gördüm. Hakikaten özel bir oyundu, genç ve parlak oyuncu kadrosuyla da… Uzun beyaz kürkü içinde dikkat çekici bir genç adam vardı içlerinde: Engin Altan Düzyatan. O güne kadar pek çok televizyon dizisinde irili ufaklı roller oynamıştı ama birçok kişi için akıllardaki ilk Engin Altan karesi budur…
İki yıl sonra gelecek “Bir Bulut Olsam” dizisi ve şöhret ona yeni bir yol seçtirene kadar, sahnelerin kazandığı yeni yıldızdı o. Konservatuvara bir sokak sanatçısı olup şehir şehir gezme hayaliyle giren Karşıyakalı delikanlı… Yugoslav göçmeni Düzyatan ailesinin üçüncü ve işletmeci ablası, avukat abisinin aksine okumaya çok meraklı olmayan çocuğu…

Derdi tiyatro yapmaktı
26 Temmuz 1979’da İzmir’de dünyaya geldi. Annesi Engin Çağlar’a, babası Altan Erbulak’a hayran olduğu için çift isimle… Hayatı boyunca esprilere, şakalara konu olacak Düzyatan soyadı ise muhtara küs olduğu için gidip kendi soyadını seçmeyen dedesinden yadigar. Yani muhtarın bir oyunu…
Babası Mevlan Düzyatan 35 yıl bir holdingde ve Karşıyaka Spor Kulübü’nde yöneticilik yapmış bir işadamıydı. Annesi ise enstitüyü bitirip kendisini üç çocuğunu büyütmeye adamış bir ev kadını. Evin haylaz küçük oğlu Engin Altan’ın çocukluğu yüzmeyle, voleybolla, muhtelif sporlarla uğraşarak geçti. Lisede bir değişiklik olsun diye tiyatro kolunu seçti. “Yan gelip yatma” hevesiyle. Gelgelelim, babasından aldığı diksiyon dersleriyle girdiği seçmelerin sonunda başrolü alıp sahnede buldu kendisini.
Ve baktı ki çekingen bir insan olarak sahne, istediği kadar delirebildiği bir yer, bir gelecek hayali belirdi kafasında…
O güne kadar sadece pilot olmak istemişti ama 15 yaşında kulağını deldirmiş, rahat bir adama uymazdı o disiplin. Sık sık vurguladığı gibi matematiği berbattı, işletme, iktisat da okuyamazdı. Tiyatroda ise yetenekli olduğunu söylüyordu hocaları… Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Tiyatro Bölümü’ne girdi ve dereceyle mezun oldu. Ne İstanbul’a gelmek vardı aklında ne televizyonlarda oynamak ve ünlü olmak… Tiyatro yapmaktı derdi. İngiliz kız arkadaşıyla birlikte Londra’da yaşamayı düşünüyordu. Ama sık sık söylediği gibi, plan yapmayan bir insandı ve üniversitedeyken gelip fotoğraflarını çeken ajanstan gelen dizi teklifiyle değişti hayatının akışı. Sadece dört bölüm süren “Bizim Otel” dizisinden kazandığı para öyle cazipti ki bir yıl daha kalmaya karar verdi… Sonra “Koçum Benim” geldi, ardından da işler birbirini izledi zaten…

Kariyerinin dönüm noktası
Hayatında çok önemli yeri olan Meral Okay’ın senaryosunu yazdığı “Bir Bulut Olsam” kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Melisa Sözen ve Engin Akyürek ile oynadığı diziyle ekranların yeni jönü oldu. Genç kızların da yeni sevgilisi…
O sıralar parası bitmeye yüz tutunca çalışmak gibi bir alışkanlığı vardı,
o yüzden bir yaz dizisi olan “Cesaretin Var mı Aşka”nın seçmelerine katıldı.
Ve orada hayatının bir diğer dönüm noktası olacak Özge Özpirinçci ile tanıştı. Artık ona bayılan kızlar bile çift olarak beğeniyorlardı Özge ile Altan’ı… Altı yıla yakın sinema ve ekranın en ilgi çeken çiftlerinden biri oldular.
2013’te Ecem Uzun’a verdiği röportajda “Benim için tamamdır Özge” diyordu, “Sondur. Benim mutluluk kaynağım gerçekten. Ondan önce sabahları çok mutlu uyanan bir adam değildim. Özge’den sonra mutlu uyanıyorum.”
Ekran macerası “Kapalıçarşı” ile devam etti, sıradışı bir iş olan “Son”da bir psikopatı oynadı. Sinemaya ise Mustafa Altıoklar’ın yönettiği “Beyza’nın Kadınları” ile adım atmış, Ali Özgentürk’ün “Kalbin Zamanı” filmiyle devam etmişti. En sevdiği film ise bir atipik psikoz hastasını oynadığı “Cennet”ti.

Çocukluk hayali gerçekleşti
Sahneye sadece iki kez çıktı…
“Kürklü Merkür”den bir yıl önce Kenter Tiyatrosu’nda “Anna Karenina” ile… Geçen yıl Milliyet Pazar’da Şirin Sever’e verdiği röportajdan öğrendik ki “Kürklü Merkür”ü 1.5 yılda 4 bin, “Anna Karenina”yı ise dört gecede aynı sayıda insan izlemişti. “Tiyatroda çok seçiciyim” derken, salon büyüklüğünü kastediyordu artık: “Küçük tiyatronun güzellikleri, bir samimiyeti var tamam ama o kadar kişiye oynayıp yoramayacağım kendimi! Hayatımda devam eden başka işler de var ve bir iş yaptığımda daha fazla insana ulaşmasını, etkisinin daha büyük olmasını istiyorum.”
Böylece Düzyatan’ı TV dışında sadece büyük bütçeli gişe filmlerinde izler olduk. “Bir Avuç Deniz”, “New York”ta Beş Minare”, derken “Romantik Komedi” serisi ve Türk Hava Kuvvetleri’nin 100’üncü yılı nedeniyle çekilen “Anadolu Kartalları” geldi. Çocukluk hayali gerçek olmuş, F-16 ile uçmuştu.
Fakat tiyatroyu seyirci sayısıyla ölçtüğü gibi, filmlere de ayrılan bütçeyle doğru orantılı eleştiri beklediğinden sinema yazarlarıyla sorunu hiç bitmedi. “Anadolu Kartalları” döneminde ne terbiyesizliklerini bıraktı ne cahilliklerini… Özellikle Şirin Sever’in programında ettiği “Siz bir mal hazırlıyorsunuz, mala 10 trilyon para yatırıyorsunuz, bir tane kendini bilmez köşe yazarı geliyor filmin sonunu söylüyor. 10 trilyon, ömrünüz boyunca
o parayı bir arada göremeyeceksiniz beyefendi. Birileri o parayı oraya yatırdı. Bu işler bu kadar ucuz değil. Ben gerçekten onu söylemek istiyorum eleştirmenlere: Daha iyisini çeker misiniz? Ne çektiniz şimdiye kadar?” cümleleriyle o yılki SİYAD törenine damgasını vurdu.

Gizemini kaybetti
Düzyatan’ı son dönemde kısa süren bir polisiye dizi olan “Cinayet”te izledik ve Ertuğrul Gazi’yi oynadığı “Diriliş: Ertuğrul”da yakında izleyeceğiz. Bir de oynadığı en iyi filmlerden olan “Bu İşte Bir Yalnızlık Var”da… Ama asıl atılımı özel hayatında yaptı. Magazin basınının dört gözle düğün tarihi beklediği nişanlısı Özge Özpirinçci’yle 2013 ekiminde ayrıldı ve birkaç ay sonra Neslişah Alkoçlar ile ortaya çıktı. Daha millet bu ilişkinin gerçekliğine inanamamışken de Düzyatan’ın sevgilisinin önünde diz çöküp evlenme teklif ettiği fotoğraflar döküldü ortalığa. Malumunuz, geçen hafta da Çubuklu 29’da “dillere destan bir düğünle” “mutlu son”a erişildi.
Ve galiba Engin Altan Düzyatan, hiçbir damada nasip olmayacak kadar şimşek çekti üzerine. Günlerdir Özge Özpirinçci taraftarı genç kızlar sosyal medyada dört koldan öfke kusuyorlar kendisine. Tuhaf, bir ilişkinin bitmesi, diğerinin başlaması, bunlar hep olağan şeyler. Kimseyi de ilgilendirmemeli.
Belki sorun, her şeyin bu kadar göz önünde yaşanmasında… Daha bir yıl once “Özge son” açıklamaları yapmışken başka birinin önünde diz çökmüş görmek istemedi insanlar onu. Düğün fotoğraflarına ise film karesi gibi bakılıyor. Sanki romantik bir film çekilmekte ve kendisi de aşk filmlerinin vazgeçilmez jönü olarak başrolde…
Belki de Günaydın’da Okan Can Yantır’a söylediklerine ara sıra dönüp baksa faydası olur: “Bir oyuncunun gizemli olması gerekir ve zırt pırt her yerde görününce gizemimi kaybettiğimi düşünürüm. Bana dair her şeyi bilirsen, yaptığım işlerde ben sana ne anlatacağım?”

Sesi de çok ünlü
Tok sesi ve diksiyonu, daha üniversite öğrencisiyken belgesel seslendirmeye başlayan aktörün en beğenilen özelliklerinden biri… İlk yıllarında Arko tıraş kolonyasında çalan Nazan Öncel şarkısı “Erkekler de Yanar”a “Yanıyorsak aşkımızdan” cümlesiyle eşlik eden oyuncu, bugüne kadar sayısız markanın sesi oldu, hâlâ da reklam dublajlarının en aranan isimlerinden. “Max Maceraları” filmlerinde de sesiyle yer aldı.

“Sadece söylüyorum, düşünmüyorum”

“Anadolu Kartalları” zamanında yaptıkları röportajda Şirin Sever’e sanat filminde oynamak istediğini açıklayan Düzyatan, iki sene sonra yine Sever’e sanat filmi diye bir şeye artık inanmadığını söylüyordu. Hatta sinemanın sanat olup olmadığını bile tartışma noktasındaydı. “Oyunculuk sanatı sahnede icra edilir, yani tiyatroda” diyordu ki buradan onun 10 seneye yakındır sanattan uzak olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Ya da işin sırrı kadınla erkek arasındaki farkı anlatırken kurduğu kendi cümlelerinde: “Ben bir şey söylediğimde sadece söylüyorum, düşünmüyorum. Kadınlar ise daha analitik zekaya sahip. O yüzden anlayamıyorum onları çünkü benim matematiğim sıfırdır!”

Düzyatan ve dövmeleri
Engin Altan Düzyatan’ın karnında meşhur bir dövmesi var: “Dragonlance” serisindeki Solamniya Şövalyeleri’nin sözü olan “Est sularus oth mithas”(“Onurum hayatımdır” anlamına geliyor). Ayak bileğinde ise yin yang işareti taşıyan bir ejderha. Kendisi son olarak yine bir dövme mevzusuyla gündeme geldi, o da eski sevgilisi Özge Özpirinçci’nin kasığındaki vampir dişi dövmesini kapattırdığı haberiydi. Zira iz, dövmecide bir elma ısırarak modellik yapan Düzyatan’a aitti.

 

ASU MARO

Bir önceki yazımız olan Ekin Koç röportajda Benim Adım Gültepe'yi anlattı başlıklı makalemizde Benim Adım Gültepe, Ekin Koç ve Ekin Koç röportaj hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *