En zarif dehşet filmi: Yüzü Olmayan Gözler film eleştirisi

“Yüzü Olmayan Gözler” (Les yeux sans visage), filmi öncü ve deneyci gerilim/fantastik ustalarının takipçisi Georges Franju’nün imzasını taşıyan, kimlik meselesine odaklanan zarif ve ürkütücü bir film.

O ünlü Fransız Nouvelle VagueYeni Dalga akımının en hızlı günlerine denk gelen kendine özgü dehşet filmi “Yüzü Olmayan Gözler” (Les yeux sans visage), hiçbir biçimde o akıma ait sayılmaz.

Yönetmeni Georges Franju’nün da Yeni Dalgacı olmadığı gibi… Bu daha çok Fransız sinemasının çok eskilerden (sessiz dönemden) beri hep sevdiği kişisel ve yaratıcı fantastik sinemanın bir örneğidir. Ve de Germaine Dulac, Louis Feuillade, Marcel L’Herbier, Henri-Georges Clouzot gibi öncü ve deneyci gerilim/fantastik ustalarının takipçilerinden Georges Franju’nün başyapıtı.

Yüzü Olmayan Gözler film

YÜZÜ OLMAYAN GÖZLER FİLM ELEŞTİRİSİ

Roman bize hayli ürkünç bir hikaye anlatır.

Filmin açılış sahnelerinde gizemli bir kadının arabasıyla çıktığı ve trafik açısından tehlikeli gözüken bir yolculuğu izleriz. Oysa gerilim trafikten değil, arkada pardösüsüne sarılmış oturan yolcudan gelir: Şapkasının ardındaki yüzü görünmeyen, daha da ötesi yüzü yokmuş gibi gözüken ve kadın olması ihtimali yüksek yolcudan… Biraz sonra araba (sonradan Seine Nehri olduğu anlaşılan) bir su kenarında durur, şoförü inip o ceset gibi şeyi nehre atar!


Filmin çok iyi düşünülüp çekilmiş olduğu kuşku götürmez. Genel atmosferi, görsel açıdan çok vurucu sahnelerin görece azlığına karşın, tedirgin edici. Vurucu sahneleri de kolay unutulacak gibi değil.

YÜZÜ OLMAYAN GÖZLER FİLMİ NEYİ ANLATIR?

‘Tıbbi fantastik’ hikaye

Sonra ortaya şüpheli bir profesör çıkar: Organ naklinde şampiyon, ünlü ve saygın bir tıp adamı olan Genessier. Ve onun bir den kaybolmuş kızı. Aynı anda, başka bir talihsiz baba da kaybolan kendi kızını aramaktadır.

Kız doktoru görmeye gelmiştir, ama Genessier onu bir daha görmediğini söyler. O cesedi suya atan kadın da doktorun sırdaş sekreteri çıkmaz mı? Sonra suya atılmış ceset bulunur: Pardösüsü altında çıplak ve yanmış bir kadın bedeni… Doktor Genessier cesedi teşhis eder: Bu ne yazık ki sevgili kızıdır! Oysa ceset elbette profesörün değil, o gariban adamın kızınındır. Genessier’nin kızı Christiane ise taşradaki görkemli ve ürkünç malikanenin bir odasında, yüzü sargılar içinde yatmaktadır.

Çünkü babasının kullandığı arabayla giderken oluşan bir kazada, yüzü tümüyle yanmıştır. Ve profesör baba, ne yapıp edip onu yüzüne kavuşturmak istemektedir.

Günümüzde birden artan ve ülkemizde de yaygınlaşan yüz nakli operasyonlarının yarım yüzyıl önceki ilk çabaları ve buna dayalı bir tür ‘tıbbi fantastik’ hikaye… Ama ilk denemesinde başaramamış ve yüz nakli yapmak istediği genç kız ölüp gitmiştir. O cesetten kurtulduktan sonra, şimdi sıra yeni bir denemededir. O da olmazsa bir başkası…

Bilim yolunda ve kendi hatasıyla hayatı kaymış kendi kızını yeniden yaşama döndürme uğruna, birkaç gariban kızın lafı mı olur? Görüldüğü gibi, biraz ‘mamul’ bir hikaye ve de şeytani bir plan. Ama öylesine iyi kurulmuş bir entrikası var ki… Ve ayrıca günümüzde özellikle Hollywood’un abartılı anlatımından, özel efekt yağmurundan, kafamızda bangır bangır çalınan bir müzikten uzak, işin özündeki ve temelindeki dehşete ulaşmak açısından öylesine soğukkanlı ve denetimli bir sinema dili var ki…

Yüzü Olmayan Gözler finaliyle dikkat çekici

Çok önemli sayılamayacak bir gerilim romanından tam dört kişinin çıkardığı senaryo, mükemmele yakındır. Yazarın yanı sıra, ünlü yazar ikilisi, kısaca tanındıkları adla Boileau ve Narcejac. Ve de sonraki yılların ünlü yönetmeni Claude Sautet. Boileau- Narcejac ikilisi, daha önce de Henri- Georges Clouzot’nun gerilim başyapıtı “Les Diaboliques / Şeytan Ruhlu İnsanlar”ı yazmıştı. Rivayet odur ki, bu roman doğrudan doğruya Hitchcock için yazılmış, ama çok beğenen Clouzot el koymuş.
Neyse ki ikilinin “D’Entre les Morts / Ölülerin Arasından” romanı, daha yayımlanmadan Hitchcock tarafından satın alınmış ve ustanın başyapıtı “Vertigo / Ölüm Korkusu” na malzeme olmuştu.

Filme dönersek, her şeyiyle çok iyi düşünülüp çekilmiş olduğu kuşku götürmez.

Genel atmosferi, görsel açıdan çok vurucu sahnelerin görece azlığına karşın, sürekli olarak tedirgin edici. Ama vurucu sahneleri de kolay unutulacak gibi değil. Örneğin evde sürekli maskeyle dolaşan doktorun kızı Christiane’ın ilk kez maskesini çıkardığı sahne, arkadan belli-belirsiz gözüken o ‘varolmayan yüz’ esprisiyle gerçekten unutulmaz.

Ameliyat sahnesi tam anlamıyla ürkünç. Filmin siyah-beyaz olmasına ve yönetmenin kolay ve ucuz yoldan korkutmamak konusundaki kararlılığına karşın… Final bölümü ise ayrı bir yazıya konu olabilir! Christiane’ın taktığı maske bile başlı başına bir buluştur: Sonradan bir süre için kavuşur gibi olduğu gerçek yüzüne aykırı olmayan, temizlik ve saflık simgesi bir beyazlıkta ve aradan gözüken iri gözleriyle…

Kimlik meselesi

Hikaye boyunca zaman zaman ortaya çıkan ‘bedenin müdahaleyi reddetmesi’ olayı ise artık sanatın sınırlarını aşar, günümüzde gerçek olan bir bilimselliğe uzanır.

Görüntüde efsanevi Eugen Shuftan’ın katkısını da unutmayalım.

Bu tür bir fantastik dünya için pek gerekli olmasa da, karakterler ustaca inşa edilmiş. Büyük oyuncu Pierre Brasseur’ün hinoğlu hin doktoru, evlat sevgisiyle bilim adına can almaya hazır bir egoizmin bileşkesi olarak, bilimkurguların klasik ‘çılgın doktor’ tanımlamasını aşar ve insancıl bir gerçekliğe kavuşur. En azından “The Third Man / Üçüncü Adam” ve “Senso / Günahkar Gönüller” gibi iki başyapıtla anılmayı hak eden İtalyan Alida Valli, her zamanki gibi onulmaz bir kederle malul iri gözlerini, bu kez bir inanç ya da minnet uğruna (onun yüzü de doktorun eseridir!) uğursuzluğun emrine verir. Kurban edilen kızlardan biri, o günlerde Yeni Dalga’nın ve Claude Chabrol’un gözdelerinden olan Juliette Mayniel iken, doktorun kızında Edith Scob çoğu zaman maskeyle oynasa da, gerçekten yıldızlaşır. Ve aradan geçen onca yıla karşın, bu başarı onu örneğin Cannes 2012’de karşımıza gelip hayli ilgi toplayan yeni Leos Carax filmi “Holy Motors” un başrollerinden birine dek taşır.

Filmin etkileri büyük olur ve hep süregelir.

Gerçi pek sevmeyenleri de vardır: Leonard Maltin veya Jean Tulard gibi.

Ama zaman içinde sevenleri ön plana çıkmış ve filmin ünü giderek artmıştır. Pauline Kael şöyle der: “Belki tüm zamanların en ciddi biçimde zarif dehşet filmi”. Time Out kılavuzu, bir sürü övgüden sonra şöyle bitirir: “Bu, sözcüğün tam anlamıyla harika bir film”.

Yazar Patrick McGrath ise filmin DVD’si için yazdığı uzunca yazıya şöyle başlar: “Benim için bu film, kimlik denen kavramla çok eskilerden gelen ilişkimizin sinemadaki en ürkünç ifadesi”.

“Yüzü Olmayan Gözler / Les Yeux Sans Visage”

Yönetmen: Georges Franju,

Senaryo: Jean Redon’un romanından Pierre Boileau, Thomas Narcejac, Jean Redon, Claude Sautet,

Görüntü: Eugen Shuftan,

Müzik: Maurice Jarre,

Oyuncular: Pierre Brasseur, Alida Valli, François Guerin, Edith Scob, Juliette Mayniel, Alexandre Rignault, Claude Brasseur,

Fransa, 1959, 88 dakika

ATİLLA DORSAY

Bir önceki yazımız olan Comvex İstanbul fuarı açıldı başlıklı makalemizde Comvex İstanbul fuarı, hafif ticari araç ve Ticari araş fuarı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *