En iyi chill out albümleri

En iyi Chill Out şarkılarını ve en iyi Chill Out albümlerini bu yazıda bulabilirsiniz. Bant Mag ekibi de 2012 yılında Chill Out albümleriyle ilgili ilgi çekici bir söyleşi gerçekleştirmişti. Keyifli okumalar…

“DÜŞÜNSENE KİMSE ‘CHILL OUT’ÇUYUM’ DİYE DOLAŞMADI ORTALIKTA AMA”…

MÜZİĞİ KİMİN YAPTIĞINDAN BU KADAR BAĞIMSIZ BİR FURYA GELDİ Mİ? HAYATLARIMIZI BU DENLİ ELE GEÇİRDİ Mİ? CAFÉ DEL MAR TOPLAMALARINDAN HARBİ HİT PARÇALAR VE KONUDAN ALABİLDİĞİNE SAPMALARLA CHILL OUT FURYASI HAKKINDA GEVELİYORUZ.

Hakan: Mayomu giydim geldim Ekin. Martinim de hazır. Güneş gözlüğüm de var.

Ekin: Rahatım diyorsun.

H: Fena rahatım hem de.

E: Peki gerçekten böyle bir dönemin oldu mu Hakan? Bodrum Café Del Mar’da sahilde minderlerde oturup kokteylini yudumladığın…

H: Tek akşamım var öyle kayıtlara geçmiş olan. Sabah 5. Güneş doğuyor. Minderlerde güneş gözlüklü sızmış gençler. Ben onlardan da genç. 19 falanım.

E: Tek akşam yetti diyorsun. Şaka bir yana güzel mekândı Café Del Mar. Orası o kadar eski bir yer, değil mi? Ne zaman açıldı acaba?

H: Ne zaman açıldı, ne zaman kapandı… Belki hâlâ vardır. Bilmiyorum ki. Sen araştırma yaptın mı?

E: Hayır şu an senin 42 yaşında olduğunu var sayarsak, 19 yaşındayken bile varmış!

H: !!!

E: Şu an baktım, 1999’da açılmış mekân.

H: Tam Türkiye’de chill out zamanları.

E: Evet Türkiye’nin clubbing ve chill out bulutuna girdiği zamanlar, aynen.

H: Dünyanın en cool müziği olduğu zamanlar.

E: Bir müzik her yeri mi ele geçirir!

H: O dönem öyleydi gerçekten.

E: Kadıköy’de Beyoğlu’nda ya da Bodrum’da Café Del Mar CD’leri DJ’lik yapıyordu o zamanlar.

H: Başka bir müziğin bu kadar hızlı yayıldığını hatırlamıyorum. İşin ilginç yanı chill out‘dan bahsediyorum tabiî, bir duruşu, modası, öne çıkan grupları falan yoktu o müziğin.

E: Evet bu furyayla ilgili en enteresan olan şey o. Toplama CD’lerin kendilerinin, müzisyenlerin önüne geçmiş olması. CD’lerin adları ve numaraları vardı sadece. Şarkı kiminmiş, neymiş önemli değil. “2. CD 7. parça çok iyi!”

H: Café Del Mar’ın mı?

E: Yok yani, misal veriyorum.

H: Hah. Yani o hâliyle bile bence bir dosya konusu olabilir. Düşünsene kimse chill out’çuyum diye dolaşmadı ama her yerde çalıyordu ki neredeyse tüm tatil beldelerinde ve kafelerde hâlâ
yaşatılıyor bu müzik. Şarkı ismi yok, grup yok, üreten prodüktörler ve toplamalar var. Ama onca toplamanın içerisinde çok güzel parçalar da vardı tabiî. Bugün de hazır yaz kapıları çalarken
bundan bahsedeceğiz sanırım di mi Ekino?

E: Aynen. Gayet şık parçalar vardı. Toplamalar arasında en kralı Café Del Mar’lardı herhâlde.

H: Kesinlikle. Zaten olay oradan çıkma.

E: 80’lerin sonunda kaset olarak mı başlamış Café Del Mar toplamaları? Çünkü asıl mekân, Ibiza’daki yani, 1980’de falan açılmış galiba.

H: Evet Ibiza’nın en özel mekânlarından biri aslında. Özellikle partilerden sonra milletin sabaha karşı, denize nazır takılmak için gittikleri bir mekânmış burası. Göremedik tabiî biz.

E: Daha da göremeyiz.

H: Ancak Bodrum versiyonunu gördük.

Doruk: Bence bu muhabbet yalan yahu bu ne!

E: Ya Doruk! Kalkar mısın Hakan’ın masasından!

D: Hakan’ın bilgisayarını uzaylılar ele geçirmiş.

E: Doruk derginin başından beri muhabbetlerimizin ne kadar düşük seviyede olduğunu dile getirerek başımızın etini yedin. Şimdi çıkardığın seviye bu mu muhabbetimizi? Bravo ya!

D: Tamam ciddî olacağım.

E: Peki madem senin chill out’la ilgili düşüncelerini alalım kısacık o zaman.

D: Beni geriyor.

E: Hmm, tam tersi olmalıydı. Ama seni anlıyorum. Sana hepsi aynı gibi geliyordur şimdi.

D: Hepsi mi?!? Bir tane değil miydi?

E: Hakan geri dön, kurtar beni.

D: Chill out germeye devam ediyor…

H: Chill Ekin chill. Geri geldim. Nerde kalmıştık? Evet Ibiza’dan dünyaya yayılan enteresan bir müzik. Tamamen gün batımı ve deniz hissini vermeye adanmış bir kategori.

E: Evet DJ’ler kafa kafaya verip eklektik seçkiler yapmış bunun için. Yani chill out toplamalarında çok çeşitli müzikler olması etkileyici. Hattâ rave kültüründen ilk türediğinde chill out kültürü baya deneysel, Brian Eno kafasında müzikler bu işlevi yürütüyormuş.

H: Tabiî chill out temelleri aslında Ibiza’da değil her zamanki gibi Manchester’da atılıyor. Ne garip şehir yahu Manchester.

E: Sorma yahu.

H: Yani, hani içinden de geçtim, bir boka da benzemiyordu.

E: Aaaa. Şuna bak. Ben özenti olduğum için olağanüstü bir şehir olduğunu düşünmüştüm… Neyse, zamanında uyuşturucuların etkisinden düşmek ve clubbing sonrası dinlenmek için chill out odaları
varmış ya mekânlarda. Oralarda aslen deneysel elektronikler çalınıyormuş tabiî, Café Del Mar toplamaları değil.

H: Muhabbeti Manchester’a mı çevirsek acaba? Ibiza açmadı sanırım.

E: Evet yavaştan çevirdik bak… Ha bir de mesela o çok sert rave günlerinde bayağı ağır takılmaktan çok sayıda ölen oluyormuş.

H: Offff.

E: Dans etmekten, dehidrasyondan ölüyorlarmış. O yüzden bir süre sonra İngiltere’deki kulüplerde chill out odaları ve bu odalarda bedava su dağıtmak zorunlu olmuş. Böyle bir yasa çıkmış.
İnsanları kurtarmak için.

H: Çüş!

E: Evet öyle diyorlar.

H: Bak işte orda başlayan bu kültür sonra martini, zeytin, sıcak iklim, güzel arabalar, vs.’ye dönmüş. İlk Café Del Mar CD’si 1994 yılında yayınlanmış. Sonra da 17 tane yayınlamışlar.

E: Kasetlerden sonra değil mi?

H: Evet.

E: Hâlâ yayınlanıyor zaten… Başka hangi chill out toplamaları vardı? Hotel Costes, Chill In, Buddhabar…

H: Diğerleri biraz daha fena. İşte sanırım Buddhabar’da işin rengi, ucu biraz kaçmış.

E: Evet daha resepsiyon müziği tadında toplamalar var.

H: Bunlar tabiî asıl olanlar. Daha neler neler var. Silme…

E: Çok fazla var.

H: Uhuuuhuuuuuuuu. Kapaklarda garip kadınlar, kötü grafikler… Acayip bir kültür aslında. Ne! Kültür mü dedim ben?

E: Herhâlde çoğaldıkça, onlarca oldukça kalite de değerlendirilemez bir kıvama gelmiş olmalı. Hele o kadınlı kapaklar berbat. Kadının ayak bilekleri, kadının omuzları…

H: Yani işin daha güzel olduğu taraflarda her şeyiyle bir konsept yaratılmış olması güzel bence. Yani palmiye ağacı, sahilde insanlar, bir sörf tahtası, gün batımı, yunuslar, dalgalar, mutluluk. Ne komik değil mi. Ama bakınca içim açılıyor be!

E: Tabiî rahatlamak her insanın ihtiyacı.

H: Ve yine bu toplamalarda bugün bile mutlaka dinlenmesi gereken parçalar var. Bir iki tane hemen saymak isterim.

E: Evet birkaç tane link veriver be.

H: Jose Padilla – “Adios Ayer”

E: Lemon Jelly – “A Tune For Jack”

H: Bent – “Cylons in Love”, Nitin Sawhney – “Migration”

E: İstanbul’da da 2001-2002 civarında açılan ve baya popüler olan Air Chill Out Café vardı. Nevizade girişinde. Club ertesi club öncesi mekânı. Mekânın kendisi pek ferah değildi ama. Kolunu
kaldırdığında elin tavana değerdi.

H: Abow. Ben kaçırmış orayı. Gerçi Kadıköy arkaoda da baya öyleydi zamanında. Chill out çalınırdı hep.

E: Evet gitarlı indie müzik mesela sadece pazar günleri çalınıyordu o zaman arkaoda’da. Öyle bir dönem var.

H: Nereden nereye değil mi.

E: Jay Jay Johanson’un Türkiye’de yakaladığı büyük çıkışla yakın zamanlar bunlar değil mi?

H: Evet tam tamına aynı zamanlar Ekinsan. Ben yine de bu müziğin iyi ve kötü örnekleriyle hâlâ yaygın bir şekilde var olmasına çok şaşırıyorum.

E: Mesela Jay Jay Johanson’u ben ilk duyduğumda lisedeydim.

H: Sanki dünyadaki tüm mekânların chill out’a ihtiyacı vardı. Bu müzik çıkmadan önce mekânlarda ne çalınıyordu? Spor salonlarında ne çalınıyordu? Yoga yaparken insanlar ne dinliyordu
yahuuuu?

E: Hattâ Jay Jay Johanson’u Naregatsi adlı mekanda duymuştum. Naregatsi’yi hatırlıyor musun?

H: Ekin, hangi ara kafan Naregatsi’ye gitti?

E: Ya birden aklıma geldi. Çok acayip bir yerdi. Rengârenk gazozlar vardı.

H: Öyle tabiî de… Hani… Var mı hâlâ orası?

E: Yoktur. Herneyse, chill out’a dönelim hemen. Bence insanlar o zaman yoga yapmıyordu pek.

H: Evet.

E: Yani 2001 yılında Türkiye’de kaç kişi yoga yapıyordur?

H: Evet ama şimdi de şey gibi değil mi? Sanki o müzik olmasaydı pilates de yapılamazdı gibi geliyor bana.

E: Çok güzel dedin.

H: Sanki o müzik olmasaydı insanlar beach club’larda bu kadar rahat gezinemezlerdi gibi de geliyor.

E: Evet müziği yapandan bu kadar bağımsız bir konseptin bu kadar büyümesinin başka sebepleri de var ve olmalı elbette.

H: Evet evet onu diyorum, yani türün tam bir sorumlusu, sahipleneni de yok. Kim yahu bunun muhatabı!

E: Evet, resmen ihtiyaçtan çıkmış gibi bir şey. Çok haklısın.

H: Çok haklıyım ben, bayılıyorum haklı olmaya.

E: “Sahibinden, ihtiyaçtan.”

H: Güzeldi bu…

E: Barış Manço’nun albümü: “Sahibinden, İhtiyaçtan”. Hakan benim kafa yandı galiba, saçmalamaya başladım, ama sen çok haklısın.

H: Kafamız daha çok yanacak Ekin. Sırada haziran var. Bu da ne anlama geliyor biliyorsun değil mi? Daha fazla chill out, daha fazla buddha….

E: Haziranda ne hakkında konuşacağız?

H: Hmmm, güzel soru. Büyük Ev Ablukada?

E: Ne diyorsun! Sürpriz oldu bu.

H: Bilmiyorum. Bana da.

Bir önceki yazımız olan Pamela Spence nerelerde, ne iş yapıyor? başlıklı makalemizde Pamela, Pamela Spence ve röportaj hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *