En güzel kokteyllere bir göz atın!

İstanbul’un restoran ve barları yeni karışımlarla, alışılmadık yeni kokteyllerle renklendi. Sıra, müşterilerin de alışkanlıklarını biraz gevşetmesine ve bu yeni tadları çekinmeden denemesine geldi

Girer girmez devasa bir 17’nci yüzyıl gravürüyle karşılaştığınız şık restoranın barı, ilk bakışta dikkati çekmiyor. Ama doğrudan masanıza yönelmek yerine “Barda bir soluklanayım” diyorsanız, arkalıklı taburelerin rahatlığına teslim olup trafik stresinden ağır ağır kurtuluyorsunuz. Bar tezgahında ilk gözünüze çarpan, altın kaplamalı şeykırların ışıltısı oluyor. Küçük çerez tabağını önünüze süren tecrübeli barmen, “müessesenin kokteyli” olarak Soho Sidecar’ı tavsiye ediyor.

Bu toprakların lezzetleriyle çeşnileniyor
Bizde bilinmeyen, Amerika’da ise karizmatik bir kokteyl olan Sidecar’ı deneme cesareti gösterdiğinizde ise güzel bir sürprizle karşılaşıyorsunuz. Konyak, turunçgiller likörü Cointreau ve misket limonu suyu ile yapılan kokteyl iyi hazırlanmış, “Y” biçimli Martini kadehinin ağzına şekerle gerdanlık çekilmiş, Mısır Çarşısı gezintisinden yeni dönen Amerikalı miksolojist de Türk müşterilere bir selam olarak kokteylin üzerine bir tutam sumak serptirmiş… Turunçgillerin ve sumağın farklı nüanslardaki ekşileri ile konyağın ve şekerin tatlılığı, ilginç bir beraberlik yaratmış ve dengeli bir tad oluşturmuş.
Zorlu Center’daki Beymen’in içinde açılan iddialı İtalyan restoranı Morini’de tattığım bu kokteyl, son zamanlarda karşıma çıkan dikkat çekici karışımlardan sadece biri. Önceki hafta Balmumcu’daki Rennaissance Bosphorus’un Boğaz Köprüsü’ne hakim 212 adlı barında yudumladığım Caipirinha da, tadı iz bırakan kokteyllerden bir başkası. Brezilya’nın rom benzeri içkisi Cachacha’dan yapılan, “kaşasa” diye okunan bu içkinin bolca kullanıldığı kokteyl, sert alkolüyle sarsıcı, ezilmiş misket limonlarının esansıyla da ferahlatıcı. Orta kırat barlarda genellikle malzemesi az kullanılarak yapılan Caipirinha, orijinal reçetesiyle yapılınca farkını gösteriyor ve Brezilyalı konuk şefi Paula Dasilva’nın otele özel menüsünü tatmadan önce iştahımızı iyice açıyor.

Restoran barları artık süs olmaktan çıkmalı
İstanbul’un restoran ve bar sahnesinin kokteyllerle renklenen bir başka adresi de, Boğaziçi’ndeki Four Seasons at the Bosphorus oteli. Four Seasons’çılar, uluslararası kokteyllerin hemen tüm önemli çeşitlerinin bulunduğu kokteyl kartıyla yetinmemiş, bu toprakların lezzetleriyle de çeşnilenen yeni reçeteler yaratmışlar.
“İlhamını Mısır Çarşısı’ndan alan” kokteyllerde tarçından zencefile, safrandan acı bibere kadar bir dolu baharat kullanılmış ve çok da ilginç renk tonları yakalanmış. “Ahmer” canlı kırmızı rengiyle, nehir anlamına gelen “Enhar” yumuşak içimiyle, “Bazaar” da zengin karışımıyla dikkate çekiyor.
Kokteyllerin rekabeti bu tip elit mekanlarla da sınırlı değil. Beyoğlu’nda neredeyse her ay bir şube açan Tektekçi’nin iki-üç malzemeli shot’ları, Asmalımescit’in avangard barlarında denenen şalgam suyu ve tekila karışımları, yeni ithal edilen Aperol’le hazırlanan ve bazı barlarda hemen moda olan şarap kokteyli Spritz’ler derken, lüksüyle-salaşıyla İstanbul’un yeme-içme dünyası tam bir kokteyl rüzgarı yaşıyor…
Ancak barmenler ne kadar maharet sergilerse sergilesin, içki ithalatçıları ne kadar yeni karışım içkisi getirirse getirsin, işletmeciler ne kadar şık barlar yaparsa yapsın, her işte olduğu gibi burada da “marifet, iltifata tabi”… Sevgili Teoman Hünal’ın deyimiyle “Her şey hem elimizin altında olsun hem de onları hiç tüketmeyelim!” derseniz, talep ettiğiniz ürün ve hizmetlerin devamlılığı da mümkün olmuyor.
Şık mekanlarda bu yeni lezzetleri tadarken, “İki sene sonra bunların çoğunu muhtemelen bulamayacağım” diye düşünmüyor da değilim. Zira Türkiye’nin restoran ve bar müşterisi çok tutucu ve ürkek. Restoran müşterisi genellikle bara hiç takılmadan doğrudan masasına geçiyor, barda biraz oyalansa bile çoğu kez yemekte açacağı türden bir şarap yudumluyor. Barlarda ise en çok istenen içki yıllardır mojito. Dünyanın her yerinde liste başları olan Bloody Mary, Dry Martini gibi kokteyller o kadar seyrek ısmarlanıyor ki çoğu barmen bunları yapmayı bile unutmuş durumda. Batı ülkelerinde ise restoranda masaya geçmeden barda biraz oyalanmak, atmosfere uyum sağlamak ve sosyalleşmek için es geçilmeyen bir ritüel. Üstüne üstlük bir barda her çeşit içkiye talep gösteriliyor, onca ilginç karışım varken bir markanın içkisini sek olarak içmek neredeyse ayıp görülüyor.
Restoran ve barlarımız yeni karışımlar sunmak için yarışırken, içkiseverler de tutuculuklarından biraz kurtulmalı, yeni tadlara, yeni serüvenlere yelken açmalı…

 

Bir önceki yazımız olan Zabit Kürşat Çağlayan masa tenisinde 1 numara başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *