Elini vicdanına koy da söyle

Vicdan hesaplaşması belki de en zor iştir. Bir direkt olarak kendimizle ilgili olaylar çerçevesinde vicdanımızı yoklarız, doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım diye, bir de etrafımızdaki olaylarla ilgili hesaplaşmaya gireriz, olan bitenle ilgili doğru mu düşünüyorum/hissediyorum, yanlış mı diye.
Bunu en azından ben çok yaparım. Hem de hemen hemen her konuyla ilgili olarak. Olayları hep tartmak isterim, karşı taraftan bakmak isterim, bir mevzuyla ilgili emin olmadan karar vermek istemem.
Mahatma Gandhi en güzelini demiş: “Her tür mahkemeden daha yüksek bir mahkeme vardır. O da vicdandır. O diğer bütün adalet sistemlerinin üzerindedir.”

Başlatma Suriye’den
Dolayısıyla şu yaşadığımız günler aslında hepimiz için zor günler. Milletçe elimiz vicdanımızda, durmadan doğru yolu bulmaya çalışıyoruz. İşin içinde kendi meselelerimiz, kendi gencecik kayıplarımız var. Sonra hemen yanıbaşımızdaki komşularımızın meseleleri var. Derdimizi bir kenara koyalım, onlarla da empati kuralım diyoruz, ama bir bakan çıkıyor, Egemen Bağış gibi, öyle bir şey söylüyor ki neredeyse üzüldüğümüze üzülüyoruz. Türkiye’deki ölü sayısı Suriye’ninkinin yanında devede kulak kalır gibi bir laf ediyor, insanın içinden başlatma Suriye’nden diyesi geliyor. Ama vicdan işte. Allah’a şükür, biraz kırıntısı var, yok diyoruz, onlara da günah, bizim insanımıza olduğu kadar.
Ama aynı mekanizmayı başka olaylarda, hatta işimize gelmeyebilecek olaylarda da harekete geçirmek lazım. Serdar Kadakal Kadıköy’deki yoğun biber gazı kullanımının akabinde ölünce kalp hastası olduğu için gazdan etkilendiği, bu yüzden öldüğü söylendi. Ne yalan söyleyeyim, ben de gaza maruz kaldığımda bu meret insanı öldürür dedim. Ama bu sadece bir his. Bilimsel bir veriye dayanmıyor. Madem vicdan bütün adalet sistemlerinden daha yüksek, elden bırakmamak lazım. Hakikat denilen gibi mi henüz bilmiyoruz.

Boşver, uyu
Aslına bakacak olursanız, bütün tarihimizle yüzleştiğimiz bugünlerde baştan aşağı vicdanız. Belki de hiç bu kadar zorlu bir dönemden geçtiğimiz olmamıştı. Hem devlet hem halk düzeyinde çözmeye uğraştığımız konuların, kabullenmeye çalıştığımız hataların bir tanesi bile daha önce mevzubahis değildi. Kimine evet, biz Kürt vatandaşımızı kendi dilinden bile mahrum ettik demek zor geliyor, kimine cemevini kabul etmek.
Öte yandan iki kız annelerini planlı öldürmüş. Bir cana kıymak ne olursa olsun suç, ama insan hayat koşullarını okuyunca, eğer tamamı ile gerçekleri yansıtıyorsa, düşünüyor, yaşadıkları hayat hayat mıydı? Canlarına tak etmiş olamaz mı? Bir cinayeti hoşgörebiliyor olmak gerçekten vicdana sığar mı? Hakim karar verirken anlatılanları göz önüne alacak mı? Hukuk sisteminde vicdan rafa kaldırılır mı? Mecburen kaldırılıyor. Vicdanla ilgili bir laf daha var. Onu da Mark Twain söylemiş. Pek hoş. İyi arkadaşlar, güzel kitaplar ve uykulu bir vicdan, işte ideal yaşam budur. Belki de kendimizi bu kadar zorlamaya çalışmak yerine alarmın ertele tuşuna basmak gerekiyor. Uyanmayalım, vicdanımızı biraz daha uyutalım.

Aslı Perker

Bir önceki yazımız olan Paris'te kritik görüşme başlıklı makalemizde abd, cenevre ve davutoğlu hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *