Dünyaya sevgi vermeye devam ediyorlar

2012 yılında ellinci yıl şerefine, Grammy Ödülleri’nde gerçekleştirdiği sürpriz bir performansla karşılayan The Beach Boys, yeniden sahne tozu yutmakla kalmadı, aynı zamanda hayranları için yepyeni bir albüm de hazırlamıştı… Milliyet Sanat’tan Ekin Sanaç’ın yazısı…

The Beach Boys… 1960’lı yılların başında Kaliforniya’nın havasına, suyuna dair şarkılar yazan bir sörf grubu olarak kendini dünyaya tanıtmış olması onu tanımak adına hiçbir şey ifade etmiyor aslında. Eğer bu tanım yeterli olsaydı, grubun kült sayılan “Pet Sounds” (1966) albümünün çelişki ve buhranlarla yüklü şarkı sözleri nasıl açıklanabilirdi? Grubun kurucusu ve asıl şarkı yazarı, dünyanın en iyi müzisyenlerinden biri sayılan Brian Wilson, “Sanırım ben bu zamanlar için yapılmamışım” diye haykırırken (“I Guess I Wasn’t Made For These Times”) nasıl görmezden gelinebilirdi? Eğer The Beach Boys gerçekten de, güneş, sahil, sahildeki kızlar ve sörfün temsilinden ibaretse, zamanın çok ötesinde, bisiklet zilleri ve köpek hav havlarıyla kurgulanmış olağanüstü deneyci ve sanatsal prodüksiyon dehası kimin eseriydi? Sahi, teremin enstrümanına bırakılmış bir soloyla işlenmiş kaç tane pop şarkısı aklımıza geliyor şöyle bir düşününce?

The Beach Boys’un müziği ilk bakışta insanı çok basit, mutlu ve pozitif tınılarla rahatlatıyor gibi gözükse de, ilerledikçe bir girdap gibi insanı derinlere çekiyor. Sözgelimi, hiçbir sıkı Beach Boys hayranı “Surfin’ USA” parçasını o kadar da umursamaz. Grubun kariyerinde bir milat olmasına rağmen bilirler ki Beach Boys “Surfin’ USA”den çok daha iyilerini yapmıştır. Kaldı ki, bu parça orijinal bir beste bile sayılmaz. Wilson bu parçayı zamanında Chuck Berry’nin “Sweet Little Sixteen” parçasının bir uyarlaması olarak yazmış, teliflerini de onunla paylaşmıştır. Gamsız bir müzik deil Beach Boys’un müziği her koşulda mutlu ve gamsız bir müzik olmadığı gibi, basit falan da değildir. Senfonik aranjmanları aratmayan bir karmaşıklık, enstrüman çeşitliliği, vokal harmonileri ve üst üste kayıt teknikleri gibi doğru araçlarla şekillenen pop şarkıları anlamına gelir Beach Boys. Kimi albümleri zamanı için psikedelik birer başyapıt sayılır. Pop müziğin dolaysız anlatımından hiçbir koşulda vazgeçmediği için de mükemmel ve evrensel şarkılar yazdığına inanılır.

The Beach Boys, popüler müzik tarihinin yalnızca en önemli değil, en iyi gruplarından biri. Bunu bilmek için bilimsel verilere gerek yok ama rakamlar da durumun hakkını veriyor tabii. Müzik kariyerinde elli yılı geride bırakmış olan grubun Amerika’da bir numaraya yükselen iki parçasının çıkış tarihleri arasında tam tamına 22 sene var (İlki 1966 yılını sallayan “Good Vibrations”, sonraki ise 1988’de gelen “Kokomo”). Efsane “Pet Sounds” albümünün grubun tam onbirinci albümü olduğu gerçeği ise her seferinde insanı şaşkına çevirmek için yeterli. The Beach Boys, popüler müzik tarihinin en önemli ve en iyi gruplarından biriyse, “Pet Sounds” albümü de popüler müzik tarihinin gelmiş geçmiş en iyi ve en önemli kayıtlarından biri… “Dünyaya biraz sevgi vermek istedik. Bunu iyi bir şekilde yapmış olduğumuzu düşünüyorum; dünyaya sevgi vermeyi…” Brian Wilson bu sözleri, 2001 yılında verdiği bir röportajda bu albümü tarif ederken kullanmış. Basit gibi gözüken bu sözler, uğrunda türlü fedakarlıklar yapılmış zorlu bir yolu da anlatır aslında. Nitekim Wilson 1964 yılında, grubuyla turnelere katılmaya devam edemeyeceğine karar vermiş ve kendini canlı performanslardan koparmıştır. Çünkü daha fazla şarkı yazmak, daha iyi şarkılar yazmak istemiştir. “Pet Sounds” albümündeki parçalar tam da bu dönemin ürünü. Ardından gelen günlerde ise Wilson’un hasar gören akıl sağlığını geri kazanmak için uzun bir süre tedavi gördüğünü biliyoruz.

Tek derdi şarkı yazmak

Hep derler ki, Brian Wilson’un en büyük erdemlerinden biri hiçbir zaman dev malikaneler ya da Rolls Royce’ların peşinden gitmemiş, onları umursamamış olmasıdır. Onun için daima önemli olan tek bir şey var; mükemmel şarkılar yazmak… Bu yüzden, 60’ındaki 70’indeki birtakım müzisyenlerin yeniden bir araya gelişini gözlemlemek ile Beach Boys’un yeniden bir araya gelişini gözlemlemek birbirinden çok farklı şeyler. Bu seneyi ellinci yıl şerefine, hayatta olan üyeleriyle Grammy Ödülleri’nde gerçekleştirdiği sürpriz bir performansla karşıladı Beach Boys. Üstelik, Brian Wilson da onlarla yeniden. 1996’dan beri bunu yapmamıştı. Grup, yeniden sahne tozu yutmakla kalmadı, aynı zamanda hayranları için yepyeni bir albüm de hazırladı. “That’s Why God Made The Radio” isimli bu yeni albümle Beach Boys, hayatın anlamını birkaç dakikalık pop şarkılarına sığdırmayı sürdürerek onu daha yaşanır kılmaya devam ediyor. The Beach Boys’dan 2012 yılında, “Biz sizin için hâlâ buradayız” demesinin ötesinde ne beklenebilirdi bilinmez, fakat yeni albüm şaşkınlık verici derecede muazzam dakikalarla dolu. 1970’lerdenmişçesine yanaşan ölümsüz ve umut dolu tınıların her biri ister istemez birer klasik gibi tınlıyor. Brian Wilson, Mike Love, Al Jardine ve Bruce Johnston’dan oluşan yenilenmiş kadrosuyla bu yaşayan efsane, 2012’de her şeyden çok görkemli bir nostalji fabrikasını andırıyor.

Dünyanın büyük olasılıkla 60’lı yıllara nazaran çok daha fazla sevgiye muhtaç olduğu bugünler için büyük bir hizmet Beach Boys’un yaptığı. Ama içiniz rahat olsun. Çünkü Beach Boys’un ölümsüz müziği, onu yaratmış olan tüm faniler aramızdan ayrıldığında dahi elbette bizlerle olacak. Bu konuda herhangi bir şüphe yok.

Bir önceki yazımız olan Pamela Spence nerelerde, ne iş yapıyor? başlıklı makalemizde Pamela, Pamela Spence ve röportaj hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *