Dolce Farniente’nin sonu mu geldi?

13 August 2013 Tuesday, 19:52

İtalya denilince akla gelen üç şey “makarna”, “pizza” ve “rönesans” ise, dördüncüsü de “tembellik” ve “tembellikten alınan zevk”tir

Dolce Farniente'nin sonu mu geldi?

Dolce Farniente’nin sonu mu geldi?

“Çalışan yemek yer, çalışmayansa yer, içer, uyur.” (“Chi lavora mangia, chi non lavora mangia beve e dorme”) Napoli sokaklarındaki “yerel ürünler” dükkanlarından birinde bir seramiğin üzerinde gördüğüm bu atasözünün varlığı bile İtalyanların hayata ve çalışmaya bakışı hakkında malumat sahibi olmaya yetiyor. “İtalya” denilince akla ilk gelen üç şey “makarna”, “pizza” ve “rönesans” ise dördüncüsü de herhalde “dolce far niente” (hiçbir şey yapmamanın tatlılığı, keyifli tembellik) kavramında vücut bulan “tembellik” ve “tembellikten alınan zevk”tir.

İtalya’yı mesken seçen Hollywood filmlerinin vazgeçilmez klişesi, Akdeniz güneşinin altında şarap içip flörtleşen, kalabalık meydanlarda ya da dar sokaklarda toplanıp gelene geçene bakmaktan başka işi yokmuş gibi görünen, “gerçek dünyanın” somut kaygılarıyla alışverişi olmayan, anlık zevkleri öncelik haline getirmiş, yüzünde hep bir mahmur sırıtışla dolanan adamlar ve kadınlar… Üstelik bu klişe algı, gerçekliğin çok da uzağına düşmüyor. “Carpe diem” ve “dolce far niente” kavramlarının doğum yeri, dünyanın diğer birçok ülkesinde ancak birkaç günlük tatillere saklanabilen “sadece bugünü düşünüp aylaklık etme, küçük zevklerle anın tadını çıkarma” fikrini, yaşam biçimi haline dönüştürmüş.
Ailelerin, dostların bir araya geldiği, saatler saatler süren akşam yemekleri günün en önemli anı. Yüksek volümlü sohbet ve kahkahanın mönünün “ana yemeği” olduğu bu buluşmaların İtalyanlar için önemi, atasözlerine de yansımış. “Masada yaşlanılmaz” (“A tavola non si invecchia”) deyişi, günün bu en önemli anında birlikte geçirilen zamandan ve leziz yemeklerden zevk almanın insanın ömrüne ömür katacağı fikrini yansıtıyor.
Restoranlar, mağazalar öğlenleri 2-3 saatlik siesta için kapanıyor. Bazıları haftanın bir günü hiç açılmıyor. Ağustos ayında, dünya yansa ailecek tatil yapılıyor. Restoranlar, barlar, mağazalar ağustos ayının ya tamamında ya da en azından yarısında kepenkleri indiriyor. Çünkü para kazanmak, iyi vakit geçirmekten daha önemli ve hayatın birincil gayesi değil. “Hayatta en güzel şeyler bedavadır” sözünü ispatlarcasına her türlü güzellikten alınan zevk, neredeyse bir ibadet ritüeline dönüşüyor.
Ne var ki, kimilerince bu “aylaklığın” kaçınılmaz sonucu olarak görülen ekonomik kriz, İtalyanların bu en vazgeçilmez geleneklerinin bile altını kazımaya başlamış gibi görünüyor. “İş-güç”, “para”, “gelecek kaygısı” gibi “ağır mevzular” sohbetlerin bir numaralı konusu olmak için “futbol”, “aşk” ve “yemek” başlıklarıyla yarışıyor. “Tembellik de bir haktır”cıların modern dünyadaki son kalelerinden İtalya’da yılbaşından beri mağazalar ekonomik kriz tedbirleri kapsamında daha geç saatlere kadar açık kalıyor. Gençler kendilerini ekonomik ve sosyal açıdan daha güvenli hissedebilmek için yurt dışına kaçmanın yolunu arıyor.
İtalyanların deyişiyle “belli bir yaşı olan” ev sahibim Antonella’ya “Sence dolce far niente’nin sonu mu geliyor?” dediğimde aldığım cevap şu oluyor: “Sonu çoktan geldi bile… Çocuklarımızın artık böyle bir lüksü yok. Bizim sahip olduklarımıza sahip olmak için bizden çok daha fazla çalışmaları, üstelik bunun için de önce bir iş bulmayı başarmaları lazım! İtalya’nın altın günleri geride kaldı. Artık dolce vita ve dolce far niente sadece turistlere
kaldı.”

ÖVGÜ PINAR

Bir önceki yazımız olan Güneydoğu Anadolu’da hayvancılığın geleceği başlıklı makalemizde anadoolu, COĞRAFİ YAPI ve doğu anadolu hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz