Demokratikleşme Paketi ve son kullanma tarihi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ındemokratikleşme” adını koyduğu paket, AKP liderinin Gezi sürecinde kendi kendisine vermiş olduğu büyük siyasi ve moral hasarı yurt ve dünya nazarında onarabilmek için derlediği bir alet edevat kutusudur.
Kutunun adına bakarak, mütemadiyen otoriterleşen bir iktidarın neden sonra “demokratikleşme”ye niyetlendiği zannına mı kapılmamız gerekiyor?
Öyleyse, iktidar kutusunun içeriği ve fonksiyonu, adındaki “demokratikleşme” ile müsemma olmak zorundadır ve bu iş bedavaya çıkmaz. Kendisinde olağanüstü güç yoğunlaştırmış bir iktidarın maliyetsiz demokratikleşmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Bu arada “maliyet”ten kasıt, iktidarın demokratikleşme lehine sınırlanıp dengelenmesidir. Maliyet, “demokrasi” sözcüğünün Yunanca kökeninden hareketle, iktidarın son yıllarda fevkalade artırdığı kudretinin (kratos) bir kısmından halk (demos) lehine feragat etmesinden başka bir şey değildir; yanlış anlaşılmasın.
İktidar, adını “demokratikleşme” koymuş olsa da bu paket ile gücünü halk lehine sınırlandırmıyor. İktidarın tamir kutusundaki aletler arasında bu kapasiteyi haiz olanı mevcut değildir.
Olsaydı mesela, “seçim sisteminin demokratikleştirilmesi” olurdu. Namevcuttur.
Bahşedilmiş hak ve özgürlükler ile giderilmiş bazı devlet ayıpları arasında en irisi, en somut ve anlamlı olanı kamuda başörtüsü yasağının kaldırılmasıdır ki bu da zaten iktidarın kendi mahallesine hediyesidir.
Kutunun işte bu namevcut ve en mevcut iki tarafını önceki iki yazıda ele aldık.
Bu, paketi tartıştığımız üçüncü yazı…
Bugün de memleketin kritik Kürt ve Alevi sorunlarını hafifletmek babında paketten ne çıkmış ona bakalım.
İstanbul ve Ankara’daki Alevi gettolarında son zamanlarda vuku bulan küçük çaplı isyanlar, Alevi toplumunda yeni rejime karşı negatif enerji yoğunlaşmasının had safhaya vardığının bir işareti sayılmalı.
Alevilere karşı sistemli dışlama ve ayrımcılık ile Suriye politikasının neden olduğu bu gerilimi azaltıcı adımları süratle atmak gerekirken, paketten çıkanın bir taşra üniversitesinin adını “Hacı Bektaş-ı Veli” yapmaktan öteye gitmemesi şaka gibidir.
Bugün Türkiye’nin Alevi sorunu, Kürt sorununa kıyasla daha öngörülmez ve riskli bir hal almıştır ve bu durumun sorumlusu hükümettir.
Kürt sorununa gelince…
Bu paketin içeriği barış sürecindeki tıkanıklığı açmak gibi bir amacı esas alarak tasarlanmadı. Bu temel bir eksikliktir.
Hal böyle olunca sonucun Kürt hareketini tatmin etmemesi doğaldır.
Paketteki, Kürtçe propaganda serbestisi, Kürt alfabesindeki “X, W, Q” harflerinin resmi mecralarda kullanımı, Kürtçe yer isimlerinin iadesi, “Andımız”ın kaldırılması ve nihayet Kürtçe eğitime özel okullarda hak tanınması gibi küçük adımlar, her neviden Türk milliyetçisinin gözüne büyük görünebilir…
Aslında öyle değildir. Bunların bazısı, pratikte zaten mevcut olan durumlara resmiyet kazandırmaktadır; özel okulda ana dilde eğitim gibi bazısı da yetersiz kalmaktadır.
“Barış süreci vardır” demenin ön koşulu olan çatışmasızlık ortamı mutlaka devam etmelidir. Bunun gerçek garantisi ise hükümetin atacağı güven artırıcı adımlar ve dinamik müzakerelerdir.
Netice olarak bu, muktedirin yitik imaj ve ahlaki otoritesini, kudretinden zerre taviz vermeden geri almak için bedavaya getirerek tasarladığı bir “paket”…
İçindeki “tamir vasıtaları” da haliyle dayanıksız.
“Son kullanma tarihi” üzerinde yazmasa da paketin istifade süresi, açıldığı tarih olan 30 Eylül’den sonraki ilk nefret suçu işlendiğinde ve tahammül edilemeyenlerin yaşam tarzına yapılan ilk müdahalede dolmuş sayılır.

Kadri Gürsel

Bir önceki yazımız olan Tanrı Parçacığı ve kozmik bulmaca başlıklı makalemizde Atomaltı parçacıkları, CERN ve higgs bozonu hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *