Damien Hirst ve Tate Modern sergisi

Günümüz sanatının kışkırtıcı isimlerinden biri olan Damien Hirst şimdiye kadar Londra’da gerçekleşen en kapsamlı sergisiyle Tate Modern’de! Sergi sanatçının kariyerinin bir özeti olarak okunabilir.

TATE Modern’de 9 Eylül 2012’ye kadar devam eden olan Damien Hirst sergisi sanatçının kariyerindeki gelişimin doğrudan gözlemlenebilmesini amaçlayan iddialı bir kürasyonla karşımıza çıkıyor. Sanatçının şimdiye kadar Londra’da gerçekleşen en kapsamlı sergisi olan ve Tate Modern’in İngiliz sanatı koleksiyonunu yöneten Ann Gallagher imzasını taşıyan seçki, iddiasının hakkını taşıyan bir kusursuzlukla tasarlanmış.

Damien Hirst’ün kariyer yolculuğunu öyküleme gayesiyle kronolojik biçimde düzenlenmiş olan kürasyon aynı zamanda sanatçının sanatının karakteristiği olan ‘tekrarlayan tema ve motifler’ üzerinden oluşturduğu serilere dair kapsamlı bir bakış da sunuyor. Yolu düşenlerin kaçırmaması gereken sergi hem sanatçıyla yeni tanışacaklar hem de onu daha iyi anlamak isteyenler için bir rehber niteliğinde. Sanatçının kariyerinin 24 yılına odaklanan sergiye eşlik eden, yorum, analiz ve röportajlar kullanılarak derlenmiş kapsamlı bir sergi kataloğu da da bulunmakta.

Devasa boyuttaki model

Damien Hirst’ün 73 işinin yer aldığı sergiyi gezmek üzere Tate Modern’in Thames Nehri kıyısındaki kapısına vardığımızda bizleri sanatçının 1999-2005 yılları arasında üç edisyon olarak yaptığı ve biri Gagosian Gallery koleksiyonunda bulunan bronz heykeli “Hymn” (“İlahi”) karşılıyor. Devasa boyuttaki bir anatomik model olan bu heykelde Hirst’ün sanatının odaklandığı temaların bir çoğu mevcut. Yaşam-ölüm, hareket-sıkışmışlık ve din-bilim gibi karşıtlıkların üzerine inşaa ettiği işlerinin tamamında sanatçı insan varoluşunun doğasına dair acımasız sunumlar yapıyor.

Sergi alanında ilk olarak görülecek iş Hirst’ün Goldsmith College’daki öğrencilik yıllarında (1986) yaptığı sonraki yıllardaki versiyonlarıyla da bir seri haline getirdiği “Spot Painting” (Nokta Resmi) adlı işi. Sanatçının renklere, geometrik formlara olan biçimsel düşkünlüğü ile varoluşun en temel parçalarından bahsetmeye yönelik içeriksel takıntısının bir getirisi olarak, bu formların, renklerin kimya, biyoloji kitaplarındaki çizimleri, grafikleri anıştıran komposizyonu “Spot Paintings“ serisini karakterize eden detaylar.

Seçkide yer alan 1987 tarihli “Kitchen Cupboard” (“Mutfak Dolabı”), aynı tarihli “8 Pans” (“8 Tava”), 1993 tarihli “11 Sausages” (“11 Sosis”) ve 1988 senesinde küratörlüğünü yaptığı Freeze’de sergilenen “Boxes” (“Kutular”) isimli işlerinde ise çizimlerin yerini aynı renk ve geometrik zenginlikteki üç boyutlu formların, gerçek nesneler aldığına, ‘sıkışmışlık’ ve ‘havada asılmışlık’ (suspension) temalarının Hirst’ün sanatına girişine şahit oluyoruz.

Kusursuz düzgünlük

1988’de yaptığı ve “Spot Paintings” serisine eklenmiş olan “Row” (“Sıra”) ve “Edge” (“Kenar”) isimli işlerde kusursuz düzgünlük çabasını gözlemliyoruz. Seçkide aynı seriden pek çok iş var. Bunlara baktığımıza formların arasındaki mesafelerin değişen ayarlarının, yani noktaların sıklığı ve seyrekliğinin, kompozisyonda belirleyici bir rol oynamaya başladığını fark ediyoruz. Adlarını ilaç isimlerinden alan bu işlerle seri Hirst’ün bilim temalı çalışmalarına eklemleniyor. Hirst’ün “Medical Cabinets” (“Ezca Dolapları”) adlı serisinden de pek çok iş var seçkide. Beş raftan oluşan önü camlı beyaz MDF ezca dolaplarının içine bir eczane vitrini kusursuzluğunda dizilmiş ilaç kutuları ve şişelerinden oluşan işler, Hirst’ün çok sevdiği ‘hapsolunmuşluk’ ve ‘sıkışmışlık’ temalarını gerçek nesneler kullanarak, üç boyutlu biçimde sunuyor. İlaç kutuları birden çok yere işaret ediyor. İlk olarak, ilaçların yaşamölüm döngüsünde durdukları yeri sıkışmışlık atmosferinin verdiği etkiyle karamsar bir üslupta sunan Hirst, yüzlerce ilaç şişesinin karşısında kendi ölümlülüğümüzü hatırlatıyor bize. İnsanın kendi ölümü karşısındaki çaresizliğine bir deva niyetine yeni bir din veya bir tür modern inanç sistemi olarak bağrına bastığı bilimin ‘sınırlarını’ ilaç dolaplarının sınırlandırıcılığıyla vurguluyor.

Cerrahi aletler ve mutfak edavatının aynı kusursuz hizalama ve sunum yöntemiyle sergilendiği dolaplar bu seriye paralel bir seri oluştururken, Hirst’ün erken dönem mutfak temalı işlerine de gönderme yapıyor. Seçkide birbirini tamamlayan iki oda yerleştirmesi kuşkusuz en çekici işler. 1991 tarihli “In and Out of Love” (“Aşkın İçinde, Aşkın Dışında”) adlı seri ayrı ayrı ölü ve canlı kelebekleri kullanıyor. “White Paintings and Live Butterflies” (“Beyaz Resimler ve Canlı Kelebekler”) isimli işte canlı kelebeklerin bir günlük ömürlerini yaşayıp, üreyip öldükleri bir kültür ortamı yaratılmış. “Butterfly Paintings and Ashtrays” (“Kelebek Resimleri ve Kül tablaları”) isimli ikinci işte ise renkli tuvaller üzerinde ölü kelebekler kullanılmış.

damien hirst Mother and Child Divided

Sergide yer alan“Mother and Child Divided” adlı enstalasyon.

Doğrudan verilen mesaj

Kelebek de Hirst’ün saplantılı olarak yinelediği motiflerden. Yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgiyi ‘resmetmeye’ adanmış ve bunu formaldehit sıvı içinde ölü hayvan bedenleri kullanmak noktasına evrilten bir sanatçının kelebek motifinin cazibesinden kopması pek mümkün olmuyor.

Hirst büyük oranda mesajını doğrudan vermeyi tercih eden bir sanatçı. Malzeme seçimi ve komposizyon biçimleri de buna göre şekilleniyor. Bu doğrudanlığı dengeleyen devasa ölçekli işleri ve kusursuzca işlenmiş ince detay çalışmaları onun günümüzün en büyük sanatçılarından biri arasında sayılmasını haklı kılıyor. Gerek bıraktığı 2006 yılına kadar kendisinin, sonrasında ise başkalarının içtiği sigaraların izmaritlerini söndürüldükleri şekilde yan yana dizdiği “Dead Ends Died Out” (“Çıkmaz Sonlar Yanıp Tükendi”) ve “The Abyss” (“Uçurum”) gibi işlerde, gerekse aynı komposizyonla bir araya getirilmiş yüzlerce hapı sergilediği “Lullaby, the Seasons” (“Ninni: Mevsimler”) çalışmasında Hirst sanki ‘yaratmak’ adına bir yerlere yerleştirdiği her bir parça için geçen zamanda hayatından yok olan saniyeleri sayıyor, hem de keyif alarak. Ve biz serginin içinde attığımız her adımda ve karşılaştığımız her işte sanatında yok olmak ister gibi yaşayan bir sanatçıyla karşılaşıyoruz.

Tuba Parlak – Milliyet Sanat – 2012

Bir önceki yazımız olan Batman'da sanat etkinlikleri göz dolduruyor başlıklı makalemizde anadolu, Batman ve batman çok dilli müzik topluluğu hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *