Dallas’taki kötü kahramanlar gibi

Arife akşamı sokakta başımıza gelen olayları konuşuyorduk. Sohbet, vapurdan inerken, arkadan gelen bir beyefendinin tam iskele inişinde ittirmesinden başladı.
Annem, görgü-kural konusunda hayli titizdir. Böyle bir durumda asla etrafındakilere ayar vermekten geri kalmaz.
“Beyefendi, bari ben pardon diyeyim!” diye çıkışınca aldığı cevap şu:
“Hayır efendim, ne siz ne ben pardon diyelim, ikimiz de hatalıyız!”
En basit görgü kurallarının kendini “şehirli, medeni” sayanlar tarafından çiğnendiği, sesinizi çıkardığınız anda kafanıza neredeyse yumruk yiyeceğiniz bir kültürümüz var.
Bu kültürde “pardon” demek – neredeyse küçülten bir şey olarak algılanıyor.

HOBBİT KADAR (!) SEVİMLİ
Uçağa binmek için güvenlik kontrolü sırasındayım. Çantamda kimliği arıyorum. Sıra yavaş ilerliyor, ama arkamdaki vatandaş o kadar sabırsız ki her yarım adımda neredeyse sırtıma yapışıyor.
Dönüp, “beyefendi lütfen arada biraz mesafe bırakın, rahat edemiyorum” deyince bir an şaşırıyor, sonra teatral havalara giriyor.
“Buyrun, rahat ettiniz mi şimdi” diye yüksek sesle söylenerek arada 2 metre bırakıyor. Ne o, beni utandıracak!
Peki uçak indiğinde herkesin birbirini ezercesine kapıya koşmasına ne dersiniz? İç hatlarda bu acelenin hiçbir mantığı da yok…
İnsanların birbirine geçiş hakkı tanıdığını, bir yaşlıya veya çocuğa sokakta yardım ettiğini, omuz atıldığında “pardon” dendiğini tamamen unuttuk.
Bu durum, trafikte iyice korkunç bir hal alıyor. Dört tekerliler, kendilerinden başka hiçbir canlı veya araç yokmuş gibi davranmaya o kadar alışmış ki…
İtiraz etseniz, karşılığı yüzde 99 ihtimalle okkalı bir küfür olur!
Ama sorsanız Avrupalılar soğuktur, bizler ise sıcakkanlı, Hobbitler kadar sevimli bir millet!

KABALIK BULAŞICI
Peki biz Türkler, özellikle de büyükşehirlerde yaşayanlar, ne zaman bu kadar kaba olduk? Neden zeytinyağı gibi her şeyin üstüne çıkmayı marifet biliyoruz?
Neden karşımızdakine, hatalı olmasak bile bir “pardon” demeyi fazla görüyoruz? Üstelik bir küçük özrün, her şeyi tatlıya bağlayabileceğini bildiğimiz halde?
Kabalık, bulaşıcı…
“Hasan değil basan alır” özdeyişinin hüküm sürdüğü, birbirini kandırmanın, üçkağıtla para kazanmanın “başarı” olarak görüldüğü… Televizyonda her gün bin bir türlü ayrımcı, aşağılayıcı, yalan söylemlerin tekrarlandığı bir zamanda…
Bir küçük özür bile batıyor, ağır geliyor bize.
Dallas dizisinden fırlamış kötü kahramanlar gibiyiz. Tek farkı, kendi ailemiz ve yakınlarımız dışında her yabancıya kafadan düşmanca yaklaşmamız.
Sahi başkalarına bu kadar saygısız davranırken, ne bekliyoruz?

MODERN ALANLARIN GÖRGÜSÜZLERİ
AVM’ler, siteler, spor salonları gibi “modern yaşam alanlarını” kullanmak, bizi daha görgülü kılmadı. Ortak alanları kullanırken nasıl davranılacağını bilmiyoruz, bilsek de umursamıyoruz.
Kendi evimizde yapmayacağımız şeyleri, parayı bastırdığımız yerlerde hak görüyoruz. Buyrun İstanbul’un lüks bir “spor-spa” kompleksinde yaşanmış iki hikaye:
Saunadan çıkıp şok havuzuna girilecekse duş alınır. Bunu hatırlatan bin bir tabelanın olması ne fayda? Saunadan çıkan, doğru havuza koşuyor. Duş hatırlatılınca, öfkeyle reddediyor: “O kadar Avrupa’ya gittim, böyle şey duymadım!”
Yine duş almadan şok havuzuna yapılan hamlede durdurulan bir kadının bahanesi: “Ama ben evde duş aldım!” Evet, ben de 1 hafta önce yıkandım!

Mehveş Evin

Bir önceki yazımız olan Pepee'nin yeni kanalı neresi olacak? başlıklı makalemizde Pepee, Pepee hangi kanalda ve Pepee'nin yeni kanalı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *