Christian Bale, Bruce Wayne ve Batman film eleştirisi

Batman, kuşkusuz çizgi roman tarihinin en havalı kahramanlarından. “Kara Şövalye Yükseliyor”la birlikte üçüncü Batman filmine imza atan Christopher Nolan onu yeniden gecelerimize soktu.

Her çizgi roman kahramanıyla ilgili yazılıp çizilirken onun muhakkak diğer süper kahramanlardan daha özel ve ilginç olduğu vurgulanır, methiye üstüne methiye düzülür, fakat onu özel ve ilginç kılan özelliklerin altı yeterince çizilmez. Oysa, hepsinin yeri ayrı, özellikleri, incelikleri ve ilginçlikleri de ayrı bir lezzettedir. Yine de hepsini yalnızca bir ortak payda altında toplamak gerekse, bu hiç kuşkusuz ‘acı’ olur. İstisnasız tüm çizgi roman kahramanlarının mazisi acıyla yoğrulmuştur.

Genelde de küçükken ana babalarını apansız yitirmenin acısını taşırlar.

Bruce ‘Batman’ Wayne ise katıksız ‘acıların çocuğu’dur. Nitekim, serinin ilk filmi “Batman Begins/Batman Başlıyor”un ‘korku’, ikinci film “The Dark Knight/Kara Şövalye” nin ‘kaos’la meşgul olduğunu söyleyen yönetmen Christopher Nolan, bu ay izleyeceğimiz yeni filmi “The Dark Knight Rises/ Kara Şövalye Yükseliyor”un da tema olarak ‘acı’yı kurcaladığını haber veriyor.

Hazır yeni film “Kara Şövalye Yükseliyor” vizyon yüzü görür, eski serinin direksiyonundaki Tim Burton filmi “Dark Shadows/Karanlık Gölgeler”le (‘dark’ ortak parantezi de ilginç!) hâlâ gündemdeyken, hem Nolan’ın çizgi romana perdede nasıl bir vizyon kazandırdığını, hem de onun vizöründen Yarasa Adam’ın Tim Burton’ınkine kıyasla nasıl göründüğünü incelemenin, yani hem Nolan’a hem mıhına dokunmanın tam vakti sanki.


Kara Şövalye Yükseliyor – Batman’nin İlk Görünüş Sahnesi Türkçe Altyazılı

Karanlık vizyon

Başkahramanının ilhamını yarasadan alan bir çizgi romanın (ve tabii ondan çekilen filmlerin) karanlık bir vizyonu olmasına şaşırmamalı. Özellikle Burton’ın Batman’i en nihayetinde ‘gecelerin adamı’dır. Christopher Nolan ise çizgi romanın özündeki kasveti ve travmayı dağıtan bir Batman ortaya çıkardı.

Nolan, insan beyninin kıvrımlarında gezinmeyi, insanın ne gördüğünü değil, gördüğü şeyden ne algıladığını resmetmeyi seven bir yönetmen. Bu açıdan yaklaşınca da herkesin maskeler taktığı ve algıların o maskeler üzerinden şekillendirildiği Gotham dünyasıyla da birebir örtüşen ve haliyle Tim Burton’dan sonra bu dünyayı yeniden ele alabilecek belki de yegane isim.

Nitekim Batman’in düşmanlarına ve Gotham’a bakışı seri boyunca karakterlerin algılarıyla oynayacak biçimde ilerliyor. Yeni film “Kara Şövalye Yükseliyor”da da bunu sürdürecektir.


Kara Şövalye Yükseliyor Batman vs Bane Sahnesi

[highlight color=”eg. yellow, black”]…[/highlight]

Herkesin aklı fikri Gotham’da

Laf Gotham’a gelmişken, şunu söylemeli, Batman’in dünyasını diğer süper kahramanlarınkinden ayrı kılan özelliklerin başında Gotham ve içinde ikamet edenlerin kente yaklaşımıdır. Diğer süper kahramanlar ve kötüler dünyayı kurtarmak ve işgal etmekle meşgulken, Batman dünyasında herkesin aklı fikri Gotham’dadır. Burada dünya değil, yalnızca Gotham üzerinden bir güç savaşı akıp gider. Haliyle Batman’in dünyasında Gotham’ın kapladığı hacim büyüktür. Bu kent bu kadar önemliyken, Nolan’ın vizyonunu ortaya koyacağı şeylerin belki de başında Gotham tasviri geliyordu.

Tim Burton’ın stüdyo ağırlıklı, çizgi romanın plastik dünyasına yakın, bir bakıma yapaylığını hiç saklamayan Gotham’ını Nolan’ın alaşağı etmesi ve onun küllerinden yeni bir Gotham yaratması doğru bir tercihti.

Chicago’da çekilen ilk iki filmdeki retro fütüristik Gotham ve Tim Burton’ın tasvirinde olduğu gibi şehir dışında bir mağara-evde değil de, bir gökdelenin çatı katında yaşayan daha ‘kentli’ bir Bruce Wayne var artık karşımızda.

Gerçi yapımcıların söylediklerine bakılırsa, Chicago’da çekim yapmadık köşe bırakmadıkları için Gotham’ın sınırlarını biraz daha genişletmek adına “Kara Şövalye Yükseliyor” da Pittsburgh tercih edilmiş. Nitekim kentteki asma köprülerden birinin film icabı parça parça edildiği bir sahneyi kısa da olsa filmin fragmanında görmek mümkün.

Gotham’ı eli silahlı bir dolu çetenin hüküm sürdüğü bir gangster şehri olarak betimleyince, Amerikan yakın tarihinin suçla örülü kenti Chicago, havasından mıdır, suyundan mıdır, cuk oturmuştu öyküye. Pittsburgh’la Gotham’ın doğal sınırları nerelere kadar genişleyecek, göreceğiz.

Christopher Nolan’ın üçlemesine bakınca, ‘bir filmin kötü adamı kadar iyi olduğu’ kanısına katılmamak elde değil. Bruce Wayne’in kendini bulma öyküsü şeklinde ilerleyen ilk film “Batman Başlıyor” biraz bu kurala riayet edememekten dolayı aksıyordu.

Ardından gelen ikinci film “Kara Şövalye” ise çekimlerin akabinde zamansız yitip giden Heath Ledger’ın bedenindeki Joker’e sırtını yaslamanın ferahlığını taşıyordu. Daha önce, üstelik son derece usta bir aktörden son derece iyi bir Joker tasviri çıkmış olmasına rağmen, Ledger, kendi Joker’ini yaratmış; dahası şeytan tüylü bir kötü adam yaratma konusunda Jack Nicholson’la aşık atar bir sonuca ulaşmıştı.

batman kötü adam

Kötü adamlar

Yapımcılar kötü adamın değerini geç de olsa anlamanın verdiği bilgelikle, “Kara Şövalye Yükseliyor”un tanıtımını filmin kötü adamı Bane üzerinden yapıyorlar. Hatta diyebiliriz ki, fragmanlarda Bane o kadar öne çıkıyor ki, bu Batman’in filmi mi, yoksa Bane’in mi, kestirmek zor. Anlayacağınız, üçüncü filmde esas yük ne Christian Bale’de ne de Kedi Kadın’ı yeniden diriltecek Anne Hathaway’de.

Esas yük Bane’in başlığını geçirip bu rol için bir ton kilo almak zorunda kalan Tom Hardy’nin sırtında. Fragmanda Bruce Wayne’in Bane tarafından eli kolu bağlanmış, yaralı biçimde köşeye sıkıştırıldığı bir esnada aralarında şöyle bir diyalog gelişiyor: Wayne: Neden beni öldürmüyorsun? Bane: Seni daha sert cezalandırmak istiyorum.

İntikam alabilmek için öldürmekle bile yetinemeyen bir kötü adam olarak, Bane şimdilik umut vadediyor.

Yönetmeni Joel Schmacher dahil bugün herkesin unutmak istediği “Batman & Robin” de Bane beyinsiz bir mahluk gibi sunulmuştu.

Böylece Nolan çizgi romanın bu kudretli kötüsüne bir yönüyle iade-i itibar eylemiş oluyor. Bane, hak ettiği gibi, hem fiziksel hem de zihinsel olarak hakikaten kuvvetli bir temsile kavuşuyor burada.

Nolan’ın “Inception/Başlangıç”ta çalıştığı Tom Hardy, Joseph Gordon-Levitt, Marion Cotillard, Cillian Murphy ve elbette artık sabık bir Alfred olan Michael Caine’le yeniden kol kola girdiği filmin ana oyuncu kadrosu aynen korunuyor. Batman olarak Michael Keaton’ın da, Val Kilmer’ın da üstüne çıkan Christian Bale yine hazır ve nazır.

Christopher Nolan’ın son derece akıcı, lafı ağzında hiç gevelemeyen bir üslubu var.

Fakat ondan da önemlisi, Batman’e kendi vizyonunu, kendi sinemasal personasını katmayı becermesi oldu. Onun seriyi yeniden gazlamasından sonra, Tim Burton’ın el üstünde tutulan “Batman” filmleri kenara fırlatılmış nostaljik birer oyuncak muamelesi görmeye başladı. Kabul, bir kuşak Tim Burton’ın Batman’lerini hâlâ saygıyla anıyor; gelgelelim Christopher Nolan onun arkasından gelen kuşağa hararetle kurcalayabileceği kendi oyuncağını, hayli göz alıcı bir Batman efsanesi hediye ediyor. Daha önce birçok kez sinemaya aktarılmış bir kahramanı, üstelik çizgi roman kahramanlarının ifrat derecesinde beyazperdeye taşındıkları şu günlerde, kendine has bir duruşla diriltmek her babayiğidin harcı olmasa gerek.

Bir önceki yazımız olan Comvex İstanbul fuarı açıldı başlıklı makalemizde Comvex İstanbul fuarı, hafif ticari araç ve Ticari araş fuarı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *