Cenevre’ye ‘çakmamak’ lazım

Suriye’nin kimyasal silah kullanımını engellemek için ABD ve Rusya arasında Cenevre’de imzalanan anlaşma ideal olmayabilir. Ancak şu an masadaki tek seçenek.
Üstelik Almanya’sından Çin’e kadar tüm dünyanın desteklediği bir formül.
O yüzden hükümetin, özellikle de Başbakan Erdoğan’ın, bu anlaşmaya sert ifadelerle karşı çıkması, Türkiye’yi Suriye denkleminin dışına iter. Dikkat lütfen!

Kaygılar yersiz değil
Aslına bakarsanız, Ankara’nın kaygıları yersiz değil. Bu anlaşma, Suriye’deki kanlı iç savaşı bitirmeye değil, sadece kimyasal silah kullanımını önlemeye yönelik. Türkiye’nin asıl ihtiyacı, bu savaşı tümden bitirecek bir çözüm.
Üstelik ortada ahlaki bir sorun da var. Esad’a ”Cısss… kimyasal yasak!” demek, bir anlamda gizliden gizliye ”Onun dışında yaptığın işlere göz yumarım” mesajını da içeriyor. Suriye’de 110 bin kişinin neredeyse tümü, kimyasal silah, değil hava bombardımanı, füze ve benzeri konvansiyonel metotlarla öldü. İnsanlar öldükten sonra, Scud’la mı, sarin gazıyla mı öldükleri çok önemli değil. Kimyasal silah kullanımı, Suriyelilerden çok Batı açısından tedirgin edici bir durum.
Yine de Başbakan’ın bu anlaşmaya yönelik sert ifadeler kullanması doğru değil. Şu anda ABD ve Avrupa’da Erdoğan’ın (anti-Batı, anti-İsrail) söylemlerine yönelik genel bir rahatsızlık var. Ama faturayı Türkiye ödüyor. Örneğin bu yaz tatilinde New York’ta 10 gün boyunca Amerikan medyasında sürekli Suriye haberleri dinledim; bir defa bile Türkiye’nin adı geçmedi. Sanki Suriye’nin kıyısında böyle bir ülke yok!
O yüzden daha az fevri, daha nüanslı konuşmak lazım.
Kaldı ki, bu anlaşmaya alenen karşı çıkmak iç politika açısından da akıl kârı değil. Suriye meselesi, Türkiye’deki mezhepsel ve etnik fay hatlarını fena tetikledi. Ak Parti’nin Suriye politikasına kendi tabanında bile büyük destek yok. Bu ortamda Cenevre anlaşmasına karşı çıkmak, hükümetin ‘İlle de savaş isteyen taraf’ olarak itham edilmesine neden oluyor.

Hükümet şikâyetçi
Hükümet, Amerikalıların Suriye konusundaki beceriksizliklerinden şikâyetçi. Haklı. Amerikalılar bir öyle, bir böyle dediler, sonunda Putin’in attığı can simidine sarıldılar. Ne istedikleri belli değil. Vizyonları yok.
Ancak realist olmak lazım. Kısa vadede Suriye’ye yönelik bir ABD müdahalesi olmayacak. Bu yüzden hükümetin kullandığı dil, dünya gerçekleriyle uyumlu olmalı.

Hayat sanatın ilerisinde
Sanatla fazla haşır neşir sayılmam ama İstanbul Bienali’ni hiç kaçırmam. İki yılda bir gerçekleşen Bienal, sanatı sahiden heyecanlı kılan, somutlaştıran, İstanbul’u dünya haritasına yerleştiren organizasyonlardan biri.
Bu yılki bienalin konusu, kamusal alanlarmış. Tüh! Fulya Erdemci’nin küratörlüğündeki bienalin ciddi bir varoluşsal açmazı var: Bu sezon İstanbul’da şehir siyaseti, onu betimleyen sanatın çok daha ilerisinde. Hızına yetişmek mümkün değil. Gezi olayları ve süregelen protestolar, bienalin sorguladığı kamusal alan tartışmalarının kanlı-canlı bir anlatımı.

İroni içeriyor
Sanatın ya da herhangi bir enstalasyonun, Hazirandan bu yana devam eden mekan-politika kavgasının hızına yetişmesi mümkün mü? Kadıköy’deki Boğa heykelinin bizzat kendisi; kâh açılıp kâh kapanan ve çiçeklerle süslenen Gezi Parkı, Mis Sokak’ta polis ve göstericiler arasında video oyununa dönüşen git-gel…
Bütün bunlar bizzat çağdaş sanatın ironi ve mekânsal derinlik içeren enstalasyonlarına benzemiyor mu?
New York Times’taki Bienal haberine göre, Erdemci’nin ilk düşüncesi, bazı kamusal alanları kullanmakmış. Ancak Gezi olayları nedeniyle belediye ve Kültür Bakanlığı, kamusal mekânların enstalasyonlar için kullanılmasına sıcak bakmamış.

Mekân ve siyaset
Örneğin Hollandalı Erik ve Ronald Rietveld, geçen kış geliştirdikleri projede Atatürk Kültür Merkezi’nin önünde ateşböceği gibi uçuşan ışıkları düşünmüşler. Ancak şimdi Atatürk Kültür Merkezi deyince, akla ilk gelen imaj, Gezi eylemleri sırasında pankartlarla bezenmiş hali. Mekânı kullanma izni çıkmayınca, Hollandalı sanatçılar AKM’nin ufak bir maketini yapmış.
Yine de hayat sanatın önünde. Taksim’den her geçişimde, o meydanı kaplayan anlamsız beton boşluk, çeşitli köşelere öbeklenmiş çevik kuvvet timleri, devletin meydandaki anti-Gezi zafer anını sembolize etmek için AKM’nin ön yüzüne asılmış Atatürk posteri bana birer enstalasyon gibi geliyor.
Mekân-siyaset ilişkisi, son yıllarda çağdaş sanatın en popüler konularından biri. İstanbul bu açıdan son yıllarda çok ilgi çekmekteydi. Şimdi artık kendisi kocaman bir enstalasyona dönüştü!

Bir önceki yazımız olan AKP darbeye ‘3 Temmuz’ diyebilir mi? başlıklı makalemizde Ak Parti, akp ve Anti-Erdoğanizm hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *