Bu daha başlangıç olsun

02 September 2013 Monday, 13:10

Hatırlar mısınız, “Yalan Dünya”nın bir bölümünde Bora ile Tufan bir reklam filmi için evi gizlice kiralıyorlardı. Tam detaylarını hatırlamıyorum ama yan evi de kullanmaya çalıştıkları kalmış aklımda… Bir komedi dizisi için matrak bir konu… Peki gerçek hayat için?

 

Olay, cuma gecesi, bir yakınımın Galata’daki terasında geçiyor. Gece bir eve dönüyorlar, terasları baştan aşağıya değişmiş. Yani şöyle, tıpkı “Yalan Dünya” gibi bir ortak teras durumu var onlarda da. Ama aralarında parmaklık var, kimse birbirinin alanına geçmiyor. Zaten öbür daire daha kısa süreli kiralanan bir mekan. Önümüzdeki manzarada ise, aradaki parmaklık kesilmiş, ev sahibinin terasta kullandığı spor aleti yok olmuş. Masası da… Yerine çiçekler gelmiş… “Herhalde parti filan verilecek” diye düşündürecek bir düzenleme… Ama herhalde “Sizin terasınızı kullanabilir miyiz?” diye sorulması lazım. Ve tabii ki kişisel eşyalarına dokunulmaya kalkışılmaması…
Ertesi gün konunun peşine düşüyoruz ve anlaşılıyor ki, bir sete kiraya verilmiş yan daire. Ben tabii merak ediyorum, kimdir, nedir, nasıldır… Sonunda öğreniyoruz ki, Faruk Aksoy’un “Erkekler” filmi için hazırlanmış set. Ve anlaşılan, ev sahibi adına o evleri kiralayan, apartman görevlisi diyebileceğimiz kişiyle anlaşmış film ekibi. Yan dairede de oturan biri olduğunu, ondan da izin alınması gerektiğini hiç hesaba katmamışlar. Girip bir gecede ortalığı kafalarına göre düzenlemişler, üstelik taşınması halinde ayarı bozulan spor aletini de alıp öbür dairede bir kenara atmakta da sakınca görmemişler.
Siz bir akşam gelip evinizde bir film seti görürseniz ne yaparsınız bilemiyorum ama benim yakınım yine çok yumuşak davranarak orada gördüğü asistanlara, “Benim adım bu, numaram şu, bu işin sorumlusunun beni arayıp özür dilemesini ve izin almasını bekliyorum” diyor. Ertesi gün oluyor, ne arayan var, ne soran… 100 kişilik ekip toplanmış, bizim ev sahibi “İzin vermiyorum, çıkın terasımdan” diyor doğal olarak. Ondan sonra tabii bir özür trafiği, “Nasıl çözeceğiz bu işi?” paniği…
Ve sonunda gece 11-12’ye kadar bitirmek üzere izni koparıyor ekip. Karşılarındaki meseleyi yokuşa sürüp birilerinin işinden olmasını istemeyen biri olduğu için. Ama sabahın 5’ine kadar devam edip evdekileri uyutmuyorlar bu sefer.
Aslında bir bütün işleyiş sorununun, sette uykusuz çalışan insanın sağlığını da, etrafa verilen rahatsızlığı da fazla takmayan düzenin bir uzantısı bu da… O işin her şeyden önemli olduğuna inanıp “Biz hasıl olsa hayatı durdurur, işimizi bir şekilde yaparız” deme hali. Birçok dizi setinde mahalle sakinleri boşuna çileden çıkıp ayaklanmıyor…

BU DAHA BAŞLANGIÇ OLSUN

Gezi olaylarından çıkacak belgeselleri dört gözle bekliyordum ne zamandır, geçen gün birini izleme fırsatı buldum: Serkan Koç’un DVD olarak yayınlanan “Bu Daha Başlangıç”ı. Haziran 2013’te sekiz kamerayla direnişi gece gündüz an an kaydettiklerini söylüyorlar kapakta. Doğrudur, etmişler belli ki. Ama onun üzerine pek bir şey eklediklerini söyleyemeyeceğim. O görüntüler gelişigüzel art arda eklenmiş gibi görünüyor daha ziyade. Şöyle söyleyeyim, hiç bilmeyen biri bu filmi izleyip orada ne olduğunu anlayamaz. Hatta meselenin TGB önderliğinde serpilip gelişmiş bir hareket olduğunu da zannedebilir. Umarım bu daha başlangıçtır, Gezi olayları çok ayrıntılı çalışmaları hak ediyor…

Bir önceki yazımız olan En cengaver biziz! başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz