Bora Başkan Bağlı sergisini anlattı

İLLÜSTRASYONLARININ YANISIRA VENTOCHILD ADI ALTINDA YÜRÜTTÜĞÜ MÜZİKAL PROJESİYLE DE TAKİP ETTİĞİMİZ BORA BAŞKAN, “BAĞLI” ADLI İLK KİŞİSEL SERGİSİ İÇİN 24 MAYIS – 23 HAZİRAN 2012 TARİHLERİ ARASINDA EDİSYON’UN KONUĞU OLMUŞTU.

SERGİLENEN ÇALIŞMALARINDA İKTİDAR VE TOPLUM ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ SORGULAYAN BORA BAŞKAN İLE SERGİ ÖNCESİ GÜNDEMİNDEKİLER HAKKINDA BİR MUHABBETE KOYULDUK.

2012 Bant Mag’den Seden Mestan’ın yazısı…

İlk kişisel sergin, Per-so-na projesinin birinci etkinliği olarak 24 Mayıs’ta başlıyor. Projeye dâhil olman nasıl gerçekleşti ve sergide yer alan çalışmalarının içeriğinden bahsedebilir misin?

Bu sergi aynı zamanda yüksek lisans tezimin de bir parçası bu yüzden hem tezin hem de görselliğin belirli bir olgunluğa ulaştığından emin olduğum noktaya kadar beklemeyi tercih ettim. Çağlar ile zaten sürekli temas halindeydik. Satış kaygılı klasik galerici anlayışına sahip olan bir yerle çalışmak istemiyordum, bu noktada Per-so-na projesi devreye girdi. Sergi son bir buçuk senede yaptığım eskiye göre çok daha soyut işlerden oluşuyor. Ama bu soyutlamanın da yine kendi içerisinde figüratif bir eğilim taşıdığı görülebilir. İktidar ve toplum arasındaki ilişkilerin görselliğini oluşturmaya çalıştım. Tüm bu ilişkilerin görsellikleri uzun bir oluş sürecine göndermede bulunuyor. Başı ve sonu olmayan uzun bir oluş süreci bu. İktidar ideasının temelde yönetilmeyi arzulayan bir toplum yapısıyla vücut bulmasını sorunsallaştırmaya çalışıyorum. İktidarlar da toplumlar gibi sürekli bir oluş içerisinde, toplumların kendi içerisinde daha desantralize bir yapıya kavuşmaları gerekmekte. İktidarın bizi tanımlı kılma eğiliminde olduğunu, ve bu tanımlı sahadan ancak rizomatik bir birlikte-oluşun kurtaracağını düşünüyorum. Anti-merkezci bir yaklaşımın ancak bu oluşu sağlayacağına inanıyorum. Sürekli bir oluş içinde olmamız aslında bizi özgür kılıyor, iktidarın bizi hapsettiği kimliklerden, formlardan uzak başka bir oluş her zaman mümkün.

“Monostructure”, “Eromancer” ve “UnDividiuel”, soyut çalışmalarından oluşan seriler… Bir serinin oluşması senin için nasıl gelişiyor? Doğaçlama mı ilerliyorsun yoksa kafanda belirli fikirler varken mi çalışmaya koyuluyorsun?

Bir görselden tüm duyguyu yaşatmasını beklemek bana faşist bir yaklaşım gibi geliyor. İçinde bulunduğu alanı daha net çizmemesini sağlamak, odağı şaşırtmak, daha kararsız bir yapıya ulaşmasını sağlamak için serilerini üretmeye çalışıyorum.

Belirli çalışma ritüellerin var mı yoksa her şey ne zaman ve ne şekilde motive olduğuna göre değişiyor mu?

Otomatik bir üretim söz konusu değil ama çok sık çiziyorum ve kendi içerisinde gelişimlerini takip etmeye çalışıyorum. Desenleri genelde yolculuk ederken yapıyorum. Genelde bu da deniz üzerindeyken oluyor. Daha büyük boyutlu ve malzemenin de etkin rol oynadığı işleri evde yapıyorum. Motivasyon bir işe başladıktan sonra gelen bir ruh hâli aslında. Önce kendine sorun yaratıyorsun sonra da onları çözmeye çalışıyorsun. Motivasyon da temelde bu sorun çözme yetisi ya da takıntısı ile ilişkili. Hiçbir zaman boş tuval ya da boş kâğıt yoktur tabiî ki. Başına oturmadan önce zaten kafanda o alandaki kurguyu kısmen yapmışsındır. Boş tuvalin karşısına geçip ilham gelmesini bekleme gibi bir klişe yok kısaca içinde bulunduğumuz dünyada.

Yeni fikirler üretirken en çok nelerden ilham alıyorsun, seni neler etkiliyor?

Etkilenme yıllar içinde somut görsellerden soyut düşüncelere doğru evrildi. Bir düşünce yazısı ya da bir fikir, edebi bir metafor genelde görselliğin oluşmasına neden oluyor. Bazen de görsellik bazı düşüncelere neden oluyor, karşılıklı bir etkileşim söz konusu.

Müzikal projelerini Ventochild adıyla sürdürüyorsun. Ventochild nasıl başladı ve zaman içerisinde nasıl gelişti?

2001’den beri birşeyler üretiyorum müzik olarak. Sample bazlı bir müzikti, temelde de caz sample’larını kesip biçiyordum, bazen de daha IDM’e yaklaşıyordum. Anadolu ve Sufizm aslında her zaman işin içerisinde oldu ama pek ortaya çıkarmıyordum. Füzyon müzik çok ticarî bir oluşum. Sonraları daha az kaygı duymaya başladım ve diğer yaptıklarımın arasında eritmeye çalıştım. Tanımlı ve belirli bir müzik üretmiyorum bence. Müzikte bir iddiam yok.

Ventochild ile yaptıkların ve görsel çalışmaların nasıl kesişiyor? Bu iki alanı birbirinden ayırıyor musun yoksa bağlantılı olduğu noktalar var mı?

Kesişmese bile bir bağ kurulabileceğine inanıyorum. Bir şekilde girift bir yapı var ikisinde de. Ne demek istediğini net söylemekten çok biraz daha kapalı tutan, karmaşık bir yapı var. Ama müziğin görselliği gibi bir durum söz konusu değil. Müziği daha fazla kendim eğleneyim ya da kendim bir duyguyu yaşayayım diye yapıyorum. Şu sıralar Anadolu sample’larından daha çok downtempo, noise, glitch gibi türlere girdim. Resimde böyle bir Anadolu teması yok, hiç de olmadı Grup Ses Beats’e yaptığım görseller dışında. Müzikle resim arasındaki bağ şöyle olabilir; kullanılan materyaller tamamen farklı olsa da anlatım biçimindeki girift yapı bakımından bir ortaklık var.

Çizimlerin ve Ventochild dışında gündelik hayatını başka neler belirliyor?

Aslında bu aralar müzik üretiminden oldukça koptum, daha çok sergi ve tez ile ilgileniyorum. Bu yüzden de gündelik hayatım birşeyler okumak ve çizmekle geçiyor.

Sergin 23 Haziran’a kadar devam ediyor. Bunun dışında şimdiden şekillenmeye başlayan planların neler?

Temmuzda San Diego ve Barcelona’da iki sergi var şimdilik belli olan. Sonrasında biryerlerde birşeyler yapmaya devam ederim herhâlde.

Bir önceki yazımız olan Ellen Burstyn Altın Portakal Film Festivali'ndeydi başlıklı makalemizde altın portakal, Altın Portakal Film Festivali ve Ellen Burstyn hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *