Bir pop konserinde duyabileceğiniz en iyi müzik

05 September 2013 Thursday, 18:39

Göbek atan teyzelerin, genç kızların, başörtülü güzel kadınların, az sayıda şaşkın adamın, kıpır kıpır çocukların, sosyetenin mühim karakterlerinin, Tarkan sahneye çıkmadan tam üç saniye önce kendilerini magazin kameralarının önüne atan ünlülerin arasından bildiriyorum

vet gittim, geçen hafta ben de “fena halde” Tarkan konserindeydim. Yıllardır gitmemiştim. Hem Tarkan hem de seyircisiyle ilgili güncellemeler yapayım, bilgileri tazeleyeyim diye yola çıktım, kendimi Açıkhava’nın merdivenlerinde buldum.
Efendim Tarkan konseri bir âlem oluyor. Bir defa paparazzi dolu ortalık. Bütün magazin muhabirleri sahne kenarlarında özellikle ön sıralara odaklı bir bekleyiş içinde. Onlar ünlü peşinde, ünlüler de kendilerini gösterme derdinde.

Dışarıdan baktığınızda bu manzaraya şöyle diyorsunuz: Ben çıkaramadım ama burada ünlüler olmalı. Ve bakmaya başlıyorsunuz.
Eğer hafif gündemden dışarı kaymış bir ünlüyseniz veya ünlü adayıysanız Tarkan konserlerine gitmelisiniz.
Ön sıralarda dolanıp çok işiniz varmış ya da çok eğleniyormuş gibi ayakta durun, büyük mimiklerle hareket edin (büyük oynamak denir ya). Etrafta tanıdık (!) arayın, uzun uzun yukarı sıralara (!) bakın. Olmadı Tarkan sahneye çıkmadan iki saniye önce ayağa kalkıp rol çalın ki hem salon hem kameralar size odaklanabilsin.

Bir pop konserinde duyabileceğiniz en iyi müzik
Seyirci Tarkan’a bayılıyor. Gerçekten adam kaşını kaldırsa çığlıklar, yukarı doğru bir bakış atsa alkışlar. Tarkan konserin başında tutuktu. Herhalde bu “Gezi” ortamında her gün birileri mağdur olurken ben nasıl oynayıp eğleneyim diye düşündü. Sonra kalabalık coşunca o da kaptırıp koyverdi.
Sahne ışıklarını, orkestra düzenini çok beğendim. Tarkan olgunlaşmış, kıyafetleri de eski dönemlere göre sadeydi. Normalleşmiş bir süperstar vardı karşımızda.
Oynamak diye bir şey var ya. Hadi kalk da biraz oynayalım. İşte Tarkan konserindeki enerjinin temeli “oynamak”. Oynayınca herkes mutlu, herkes gülüyor, herkes aynı. Fark mark kalmıyor ortada.
Tarkan Türkiye’nin en iyi sahne müzisyenleriyle çalışıyor. Basta Alp Ersönmez, gitarda
Can Şengün, klavyede Moğollar’dan tanıdığımız Serhat Ersöz. Davulda Volkan Öktem hepsi şahaneydi. 12 kişilik ekibin tamamını sayamıyorum, hepsine tebrikler. Tarkan sanırım Türkiye’de bir pop konserinde duyabileceğiniz en iyi müziği elde ediyor sahnede. Benim açımdan Açıkhava’da Caz Festivali zamanı dinlediğim gruplardan aşağı kalır yanları yoktu.
İki bölümlük konserin ikinci yarısı akustik bir düzenle açılıyor. Bu bölümdeki yorumlar da gayet iyiydi. Tarkan şarkılarının melodi kalitesi hem yüksek hem de Türk dinleyicisine çok uygun. O yüzden şarkılar akustik halleriyle daha da etkili. Alaturkayı popa en iyi aktaran isim olabilir Tarkan.

Baskı ortamında “diklenmeden dik duran” isimlerden “Verme” büyük alkış aldı (“Akıl verme, vereceksen huzur ver”). Özellikle şarkı sonunda Tarkan’ın yaptığı “Yeter artık dır dır konuşma” demeye gelen el işareti. Bunun gündemle ilgili bir ifade olmadığını kimse söylemesin bana. Tarkan şu baskı ve bunaltma ortamında “diklenmeden dik duran” isimlerden.
Başörtülü çok çok hoş kadınlarımıza tanık oldum. Süslenip püslenip gelmişlerdi konsere. Hep beraber eğleniliyordu. Bunu ayrımcılık kokan bir cümle olarak algılamayınız.
Ortamı aktarıyorum. Muhafazakar ailelerin yeni kuşak fertlerinde de Tarkan sevgisi büyük bu duruma bakılırsa. Zaten bir kuşak sonra her kesimin birbirini kucaklayacağı, öğretilmiş önyargıların sona erdiği bir Türkiye göreceğiz. Şimdilik sadece konserlerde bu manzara maalesef…

 CUMARTESİ ALBÜMÜ
“Sequel to the Prequel” Babyshambles

İngiliz havaları uzun zamandır esaslı bir Brit albümü “yapmadı” diye düşünenler bu albüme bir göz atmalı. Başı muhtelif zararlı alışkanlıklardan bir türlü kurtulamayan, hayatının bir dönemini müzik stüdyoları ve sahne yerine hapishane ve rehabilitasyon merkezlerinde geçirmiş, kesinlikle muhafazakar sayılmayacak sanatçılardan Pete Doherty, çağımızın en yetenekli ozanları arasında.
Dandy’ler artık yok ama ruhları Pete Doherty gibi besteci ve söz yazarlarında yaşıyor. Dünyanın bu berbat haline, dünyanın bu berbat halini yok sayarak tepki veren Doherty ve Babyshambles aşktan, insanlardan, günlük hayattan hikayeler anlatıyor. Gündemden değil, temel insani meselelerden bahsediyor. Her zamanki alaycı üslubuyla, şu ara duyabileceğiniz en şık gitar sound’uyla yapıyor hem de bunu, 2005’ten bu yana yayımlanan ilk stüdyo albümünde. Bundan iyisi yeniden bir araya gelmiş Oasis albümü. (“Dr. No”ya dikkat.)

Bu ismi ve tarihi not edin!

İsim Charles Bradley. 26 Ekim’de grubu Extraordinaires ile birlikte İstanbul’da, Babylon’da sahnede olacak. Geçen yıl duyduğum en güzel funk soul albümdü. Sharon Jones’u tanıyanlar funk ve soul albümler yayımlayan bağımsız firma Daptone’u da bilir. Bradley, Daptone’un sanatçısı. Günümüzde katıksız funk soul yapan isimlerden. Sharon Jones ile röportaj yapmış, ağzımdan “retro” lafı çıktığı
için azar işitmiştim. “Retro Beyonce’dir, biz funk ve soul söylüyoruz” demişti. Bradley de o hesap.
Albümü “Victim of Love”dan bahsetmiştim, hatırlatayım tekrar, Bradley 62 yaşında keşfedildi. Bu ikinci albümü. Ender yurt dışı konserlerinden birine tanık olacağız. Kaçırmayın.

Sosyal medya uzmanı “takipçi satıcısı” mıdır?

Herkes sosyal medya uzmanı. Her yer sosyal medya ajansı. Çağın mesleği bu. Ünlüler için olduğu kadar pek çok firma, işletme, kurum ve kuruluş için de sosyal medya danışmanlığı almak vazgeçilmez bir ihtiyaç.
Bu uzmanlar ya da ajanslar sosyal medya stratejinizi hazırlıyor. Bu alanın kurallarını, raconlarını, kırmızı çizgilerini bilerek hareket etmek durumundasınız. Çok zevkli bir alan sosyal medya alanı. Hizmet alan açısından da çok faydalı bir hizmet sosyal medya danışmanlığı. Doğru iletişim için yardım almaktan doğal ne olabilir?
İyi de “400 liraya 25 bin takipçi, tamamen gerçek ve yerli!” sloganının bunlarla ne ilgisi var? “Youtube klipleriniz yüzde yüz gerçek ve yerli insanlar tarafından tıklanır” diye e-postalar atmanın nesi strateji? Bu basbayağı sahtekarlık ilanı değil midir? Sosyal medya ajanslığı ya da danışmanlığı bu mudur? Bu e-postaları herkes her gün e-posta kutusunda görüyor. Cep telefonları, banka hesap numaraları var e-postalarda. Hatta siteleri var bu hizmeti veren kişilerin, bütün bu bilgilerin olduğu.
Parayla takipçi satma işinin, parayla video tıklatmanın sosyal medya danışmanlığı adı altında “strateji hazırlıyoruz” diyerek böyle alenen yapılması sadece beni mi rahatsız ediyor? Sosyal medya alanında çalışan dürüst, işini seven ve iyi yapmayı önemseyen insanlar yok mu? Neden ses vermiyorlar?

Bir önceki yazımız olan Çıkışın zamanı ve hızı zarar vermesin başlıklı makalemizde abd merkez bankası, ecep tayyip erdoğan ve ecep tayyip erdoğane hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz