Bir kıvılcım yeter

Ev kavramının insan üzerindeki psikolojik etkileri için şöyle denmiş: İnsanların genel olarak alışkanlıkları doğrultusunda hareket eden yaratıklar olduğu düşünülecek olursa, ev durumunun onun davranışlarını, duygularını ve bütünde zihinsel sağlığını psikolojik olarak etkilediğinin bilindiği söylenebilir. Bunun ötesinde evler insanların kendilerini yansıtma, kim oldukları ya da kim olacakları hakkında fikirleri tetikler. Peki sadece dört duvar arasında uyuduğumuz, yediğimiz, oturduğumuz yer midir ev? Hayır. Bu kavram çerçevesinde toplu tarihi kimliğin olduğu yerler de ev sayılıyor.
Taksim gibi. Gezi Parkı gibi. Yaşadığımız ülke gibi. İnsan eğer kendini evinde güvende hissetmezse psikolojik sorunlar başlar. Sürekli kavga gürültü içinde yaşayan bir evde büyüyen çocuk gibi. Önce yavaş yavaş neşesini kaybeder, kendince çareler arar, umutlarını kaybeder. Sonra da kaçışlar başlar.

Ezgi Başaran çarşamba günkü yazısında Dink ailesinin artık bu ülkeden bir ümitlerinin kalmadığını yazmış. Yazısının sonunda çok güzel iki soru sormuş. Dink’lerin olmadığı bir oyunda biz var mıyız? Ve Dink’lerin vazgeçtiği bir ülke hangimize sıcak ve güvenli bir evdir?
Ben doğrusu kendimi bu evde hiç güvende hissetmiyorum. Sıcaklık dersen ondan da eser yok. Bilhassa nasıl olduğunu bilemeden istenmeyen bir yüzde ellinin içine sokulduğumdan beri bu evin odalarında korkusuzca dolaşamıyorum.
Başbakanın halkıyla yer yer çok da iyi olmayan bir mizah anlayışıyla dalga geçtiği, yer yer döver gibi konuştuğu, yer yer kendi bakanını dövdüğünün iddia edildiği bir ortamda huzuru bulamıyorum. Burası mutlu bir yuva değil de, eli sopalı bir başmuallimin kol gezdiği gri duvarlı okul gibi gelmeye başladı bana. Şöyle çıkıp bir Taksim’e doğru uzansam dediğim zamanlarda artık hava durumu kontrol eder gibi günlük çevik kuvvet konuşlanmalarını kontrol etmenin neresi mutlu bir yaşam?
Bir kıvılcım yeter
Ben Ermeni mahallesinde oturuyorum. Çok da memnunum. Gerçek bir mahalle kültürü var, komşularım iyi insanlar, esnafla aram iyi. Ancak inanın komşularıma dürüstçe soramadığım ama kendime sık sık sorduğum bir soru var. Nasıl hala korku duymadan burada yaşayabiliyorlar? Benim nüfus cüzdanımda Türk, Müslüman yazıyor, ben kendimi güvende hissetmiyorum da bir Ermeni vatandaş ne gibi korkularla yaşıyor merak ediyorum. Bu kadar topluma mal olmuş, halkların barışına kendini adamış bir adam ne yaşarken ne vurulduktan sonra adaleti bulamıyorsa sıradan Ermeni vatandaşın hakkının gözetileceğini kim garanti edebilir?
İnsanoğlu öyle çok evrilen, yıllar geçtikçe medenileşen bir yaratık maalesef değil. Teknolojiler, yaşam ne kadar iyileşirşe iyileşsin temel içgüdülerimiz halen çok ilkel. Her ırk gibi Türkler de bu durumda tabii. Öyle olduğunu her fırsatta görüyoruz. Bütün ülkenin birbirine girmesi bir kıvılcıma bakar, dünya düzeni böyle. Bilhassa da başta bu kadar agresif bir yönetim, onun altında böyle tef gibi gerilmiş bir halk varken. Demem o ki bu ev biraz havasız kaldı. Kaldı da pencereleri kim açacak?

Bir önceki yazımız olan Durmuş Yılmaz'dan FED'e sert sözler başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *