Belmin Söylemez Şimdiki Zaman’ı anlattı

TÜRKİYE SİNEMASI İÇİN UMUT VERİCİ BİR İLK FİLMLE TANIŞTIK: ŞİMDİKİ ZAMAN. TANIŞMAMIZI PEKİŞTİRMEK İÇİN DE YÖNETMEN BELMİN SÖYLEMEZ İLE MİNİ BİR RÖPORTAJ YAPTIK.

KISA FİLM VE BELGESELLERİYLE TANIDIĞIMIZ BELMİN SÖYLEMEZ, FİLMBÜFE YAPIMCILIĞINDA İLK UZUN METRAJLI FİLMİNE İMZA ATTI.

İlk gösterimi 31. İstanbul Film Festivali’nde yapılan Şimdiki Zaman, eğitimli genç bir kadın olan Mina’nın yeni bir yaşama başlamak için verdiği yaşam mücadelesini konu alıyor. Amerika’ya gidebilmek için verdiği bürokratik mücadelenin yanında para biriktirmek için başladığı “fal kafe”deki işiyle bugününü ipotek altına alan Mina, geleceğini kurtarmak için insanlara fal bakmaya başlar. Kapanan fincanlarda ise Mina’nın geçmişinden izler yakalayıp, onu daha iyi tanımaya başlarız. İstanbul’un farklı yüzleri ise bu sürece etkili bir fon olarak eşlik eder…

Hikâyesi ve başarılı performansları itibariyle iyi bir “ilk film” olarak değerlendirilebilecek Şimdiki Zaman, kurgusundaki bazı pürüzler görmezden gelindiği takdirde son derece umut vaat ediyor. Şimdiki Zaman‘ın yönetmeni (önceki kısa filmleriyle de yakından tanıdığımız) Belmin Söylemez de bu ilk uzun metrajı hakkında sorduğumuz soruları içtenlikle yanıtladı…

Filmin hikâyesini ilk duyduğumda Yeni Türk Sineması için “doğru” bir hikâye olduğunu düşündüm. Yerel, çoğumuz için kişisel temaslar taşıyan ve o ölçüde toplumsal resim sunan bir hikâye. İlk uzun metrajınız için sizin çıkış noktanız ne oldu?

Filmin kahramanı Mina’nın yaşadığına benzer bir ruh hâlini bir zamanlar ben ve birçok arkadaşım yaşadık. İşsizlik, aidiyetsizlik, buradan uzakta bir yerde sıfırdan başlama arzusu. İlk çıkış noktam vize formuydu. Vize formundaki sorular ve cevaplarından oluşan bir kısa film düşünmüştüm.

Yıllar içinde o fikir bugünkü filme dönüştü. İşin ilginç tarafı aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen genç insanların yaşadıkları sorunlar ve kaçış arzuları hemen hemen hiç değişmedi.

Çekim süreci nasıldı? Belgesel ve kısa film pratiklerinden farklı olarak nelerle karşılaştınız?

Bugüne kadar kendi projelerimizi neredeyse kendi başımıza gerçekleştirmiştik. Tabiî bunda kamera ve kurgu alanlarında deneyimli olmamızın da etkisi vardı. Oysa uzun metraj kaçınılmaz olarak bir ekip çalışması gerektiriyor. Ben her zaman az kişiyle çalışmayı seven biriyim. Büyük ekiplerde işin ruhunun kaybolduğunu düşünüyorum… Çekimi yaklaşık altı haftada, 9-10 kişiden oluşan çekirdek bir ekiple gerçekleştirdik. Filme gönülden katılan, işi sahiplenen güzel bir ekipti; bu açıdan çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Bir başka şanslı olduğum konu da hava koşullarıydı. Filmde bir sonbahar-kış atmosferi olmasını arzuluyordum. Prodüksiyon bahar aylarına kalınca endişelenmiştim. Ancak 2011 Nisan’ı kışı aratmayacak derecede soğuk ve kapalı geçti… Belgesel ve kurmaca, işleyiş açışından zıt. Belgeselde daha gözlemci ve sürprizlere açık bir yol izliyorsunuz. Oysa kurmaca, uzun metrajda zamana karşı bir yarışmayı ve sürekli kontrollü olmayı gerektiriyor. Ancak bence tıpkı belgeselde olduğu gibi uzun metrajda da keşfetmeye açık ve esnek olabilmeli insan.

Falın mistik bir boyut katmak yerine zamanları karıştıran bir çanak ve hikâye anlatıcısı olarak önemli bir rol üstlendiğini düşünüyorum. Bu kararı nasıl şekillendirdiniz, fal hikâyede nerede duruyor?

Fal hiç tanımadığınız bir insanla iletişim kurmanızı ve sırlarınızı paylaşmanızı sağlar. Filmde Mina’nın hikâyesini kahve falları sayesinde öğreniyoruz. Bir anlamda terapi gibi, kendiyle hesaplaştığı, korku ve özlemlerini dile getirdiği bir araç. Kendinden yola çıkarak başkalarıyla da bağ kurmasını sağlıyor. Fal görüntüleri aynı zamanda seyircinin de hayal gücüne hitap ediyor, herkes gördüğü şekiller üzerinden kendi yorumunu yapmakta serbest.

Kahramanımız Mina’nın odasında biriktirdiği dolarlar filmde büyük bir gerilim noktası. Hattâ o paraya bir şey olacak diye düşünen seyirciyi de kendi güvensizliğiyle yüzleştiriyorsunuz.

Para, dış dünyanın Mina üzerinde yarattığı güvensizliği pekiştirmeye yarıyor. Tabiî, aynı zamanda Mina için artan para yolculuğu için bir geriye sayımın göstergesi.

Önceki çalışmalarınızda olduğu gibi Şimdiki Zaman’ın da önemli bir unsuru, İstanbul. Birçok farklı noktada çekimler yapılmış. Mekân seçimleri nasıl yapıldı? Nasıl bir İstanbul göstermek istediniz?

İstanbul’un kaybolmaya yüz tutmuş dokusunu yansıtan mekânları seçtim ve onlarla tezat oluşturan villa, gökdelen gibi yapıları da öykünün içine yerleştirdim. Mina’nın yaşadığı mekânlar hızla değişen şehirde zamana ayak uyduramayan ama İstanbul’un asıl kimliğini oluşturan yerler. Fal bakmaya gittiği yerler ise “modern” olarak nitelendirilen kimliksiz mekânlar.

Satışı yakın zamanda gerçekleşmiş olan Rumeli Han, filmin merkez noktası. Mina’nın evi de sanıyorum ki kentsel dönüşüm kurbanı oluyor. Kentin bu kaotik hâlinin bireyleri nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

Tam da dediğiniz gibi: “kaotik” bir durum söz konusu. Bu tür hızlı ve paylaşımsız bir dönüşüm insanda bir “dışarıda bırakılmışlık” duygusu yaratıyor. Önem verdiği değerleri bir anda yitirmekten korkuyor. İnsan, etrafındaki değişimde fikrinin sorulmasını istiyor. Emek sinemasının, AKM’nin, Sulukule’deki evlerin veya şehrin kenar mahallelerinin kaderinin ‘yenilik’ bahanesiyle belirlenmesini istemiyor. Ancak birey olarak yok sayıldıkça, kaos giderek büyüdükçe derin bir karamsarlığa kapılıyor.

İlk kez profesyonel oyuncularla çalıştınız ve İstanbul Film Festivali’nden en iyi kadın oyuncu ödülüyle döndünüz. Sanem Öge çok zarif bir oyunculuk çıkarmış. Sizin için bu ödülün önemi ne oldu?

Sanem’in ödülü almasına çok mutlu oldum. Bir yönetmeni en çok sevindirecek şeylerden biri filmi üzerine inşa ettiği karakterin seyirci ve jüri tarafından beğenilmesi, takdir edilmesidir. Demek ki Mina’nın ve filmin duygusu seyirciye de geçmiş. Bunda Sanem’in payı çok büyük ve bu ödül de en doğal hakkı.

Müşterilerde de sürpriz konuk oyuncular ve çok keyifli performanslar izliyoruz. Hattâ gözlerimiz sizi de aradı?

Ayça Damgacı, Nalan Kuruçim, Sezin Bozacı, Elif Ongan Tekçe, Aliye Karahan gibi yetenekli oyuncu arkadaşlar bizi kırmayıp gönüllü olarak oynadılar. Fallara ayrı bir boyut ve doğallık kattılar.

Filmi festivalde kaçıranlar, vizyonda izleme şansı bulabilecek mi? Filmin vizyon durumu nedir?

Henüz kesinleşen bir şey yok. Zaten filme basmak için gerekli bütçeyi de bulabilmiş değiliz. Arzumuz önümüzdeki sezonda filmi gösterime sokabilmek.

Son olarak gelecek projelerinizden konuşalım… Yeni uzun ya da kısa metrajlı film projeleriniz var mı?

Geliştirmeyi düşündüğüm iki uzun metraj proje var. Biri yine bir İstanbul filmi. Ancak bu kez kahraman bir genç kız olacak.

MUSTAFA DOĞULU – Bant Mag – 2012

Bir önceki yazımız olan Comvex İstanbul fuarı açıldı başlıklı makalemizde Comvex İstanbul fuarı, hafif ticari araç ve Ticari araş fuarı hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *