Bedenlerin tekinsiz doğası

Belçikalı sanatçı Berlinde de Bruyckere Yara” adlı sergisiyle ilk kez İstanbullu izleyiciyle bulumuşty. Sanatçı farklı malzemeleri kullanarak ürettiği heykel ve resimlerinde bedenin kırılganlığını, acıyı ele alıyor.

2012 yılında Milliyet Sanat’tan Sena Çakırkaya’nın yazısı…

Berlin’de de Bruyckere, balmumundan yaptığı gerçekçi insan vücutları ve hayvan postları kullandığı heykellerini son derece ince dokunuşlarla deforme ederek bizleri gerçeklik ve bilinmezlik arasında tekinsiz bir alana sürüklüyor. İnsan ve hayvan vücutları, bitkiler birbiriyle iç içe geçerek, bilmediğimiz bir varoluşta tekrar vücut buluyor. Arter’de ve Çukurcuma Hamamı’nda görebileceğimiz sergi, İstanbul için özel olarak üretilmiş yeni çalışmaları ve Fransız dansçı, koreograf Vincent Dunoyer’in sergi süresince her gün belirli saatlerde tekrar edeceği performansıyla çok katmanlı bir deneyim sunuyor. Bruyckere’in çalışmaları belki ilk başta tedirgin edici gelebilir ama kesinlikle etkileyici ve tuhaf bir biçimde huzur veriyor. Sanatçıyla İstanbul’da konuşma fırsatı bulduk…

Çalışmalarınız mitoloji, sanat tarihi, din ve anatomiden oldukça kuvvetli çağrışımlar taşıyor ama bu çağrıştırdıklarına benzemek bir yana onlardan bambaşka bir etki bırakıyor.
Bu dönüşümü biraz anlatır mısınız?

Bir çalışmaya başlamam için içimde bu yönde bir ihtiyaç olması ve uzun bir araştırma süreci gerekiyor. Bulunmuş objeleri bir araya getirmekten çok daha fazla çaba sarf ediyorum. Çalışmalarımda insan vücutları, atlar, boynuzlar ve ağaçlar kurguluyorum.

Örneğin sergi mekânına girdiğimizde, bizi vitrinin içinde ağaçlar karşılıyor. İç içe geçerek büyüyen ağaçlar, birlikte yaşlanan çiftler gibi. Sergimdeki ağaç dallarını yaparken kullandığım teknikle vücutları yaparken kullandığım teknik aynı, o yüzden de ağaçlar insanlar gibi gövdeli ve etli görünüyorlar.

Beden ise Hıristiyan mitolojisinin bir sembolü ama ben tarihin yeni versiyonlarını yaratmaktan çok, benim çocukluğumdaki hislerimi canlandırmak istemiştim. O zamanlar kiliselerdeki heykelleri, resimleri gördüğüm zaman o acıyı ben de hissederdim, belki de bu şekilde kendi acı, yalnızlık ve tedirginliğimle başa çıkmaya çalışırdım.

İnsanlar benim çalışmalarıma baktıklarında ölümü ve şiddeti çağrıştırdığını düşünüyorlar.

Bunun karşısında dehşete kapılmaları çok tuhaf çünkü aslında bunlar zaten gündelik hayatımızın içindeler.

Çalışmaların ortaya çıkış sürecinden söz edebilir misiniz?

İşleyeceğim konuları seçerken bu konunun beni nereye götüreceğini görebilmek veya cevaplar bulabilmek için bazen önceden çizimler yapıyorum. Eğer bunun doğru bir konu olduğunu düşünüyorsam, bunu ifade edebileceğim canlı bir model arıyorum.

Gerçeklik benim başlangıç noktam bu yüzden modellerin benim bahsettiğim duruma verdikleri fiziksel cevap, duruş çok önemli. Son 6 yıldır dansçılarla çalışıyorum, onlar çok farklı çünkü kullandıkları dil beden dili. Benim bahsettiğim duyguyu hemen bir harekete çevirebiliyorlar. Dansçının vücudundaki doğru harekete karar verdiğimiz an, kalıplamaya başlamamız gerekiyor. Bedenin her bir parçası için teker teker kalıplar çıkarılıyor. Onları oyuncak bebeğe benzemesinler diye deforme ediyorum.


İnsan, hayvan, bitki aslında hep aynı maddelerden geliyor, doğada farklılaşıp yine birbirlerine dönüşüyorlar.

Bu dönüşüm fikri sizin çalışmalarınızda da yoğun bir şekilde var.

Evet, bunları birbirine karıştırmak bana ilk çıkış noktamdan uzaklaşma, özgürleşme imkânı veriyor. Tüm bunları birleştirerek aslında gerçek hallerinin üstünde başka bir şeye dönüştürüyorum. Mesela hamamda sergilenen “Etten Kemikteniz” adlı çalışmada, ata dair hiçbir referans yok, sadece iç içe büyüyen iki vücut var. Sergideki “Lezyon” adlı çalışmam da hem atlardan hem de insan vücudundan soyut parçalar içeriyor. Figürleri daha güçlü gösterebilmek için atın vücut kütlesini kullanıyorum ama o sonunda artık bir at olmaktan öte başka bir şeye dönüşüyor.

Neden amorf figürleri vitrinler içerisinde veya mobilyalarla sergilemeyi tercih ediyorsunuz?

Eski mobilyaların taşıdıkları bir hafıza olduğunu düşündüğüm için, heykellerimi mobilyalarla beraber sergilemeyi seviyorum.

Bir objeyi vitrine koymak ona başka bir değer katıyor. Mesela müzelerdeki içleri doldurulmuş hayvanlar gibi… Diğer yandan insanların objelere dokunma isteği ve bu objelerin kırılganlığı arasındaki gerilimle oynuyorum. Bunlar sadece birer balmumu heykel, masa veya cam değiller; farklı tarihler, hatıralar arasından gelen bir dinamik yaratıyorlar. Hamamda sergilediğimiz işlerde ise zaten mekânın kendisi işin bir parçası haline geliyor.

Hamamda sergileme nasıl doğdu?

Arter’e ilk geldiğimde mekânla ilgili biraz sorun yaşadım. İstanbul’un kafamdaki karakterini yansıtmıyordu ve yeni bir iş yapmak için pek ilham vermiyordu. Burada yapacağım işlerin daha özel olmasını, şehrin kültürüne ve tarihine ait izler taşımasını istedim.

Bu eski bir okul, kilise veya hamam olabilirdi ve sonunda Çukurcuma Hamamı’nı bulduk. Bu şekilde iki mekân arasında bir denge bularak buraya ait çalışmalar ürettim. Hamamdaki yeni çalışmalarım dışında, Arter’de de yine bu sergiye özel olarak yaptığım vitrin ve “Yara” serisi var.

Vincent Dunoyer’nin dans performansı sergideki çalışmalarınızla nasıl ilişkileniyor? Onu ilk izlediğim zaman beraber çalışmamız gerektiğini düşünmüştüm ama ilk defa bu sergide gerçekleştirebildik bunu.

Onun performansları ve benim çalışmalarım arasında daha geriye giden bir bağ var, şaşırtıcı biçimde bilmeden aynı figürleri kullanmışız.

Vincent’ın koreografilerinde de eski sanat eserlerine de referanslar var. Genelde çoğu kişi çalışmalarımın ölü bedenler ve negatif duygular üzerine olduğunu düşünürken, ben bunların daha çok yaşam ve tutkuyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden onun performansları sergideki canlılığı sağlıyor, içerik olarak tamamlıyor.

Figürlerin birçoğunun başı yok, olanların da yüz hatları silinerek herhangi bir ifadeye izin verilmemiş.

düşünüyorum, göz teması çok daha kişisel bir ilişki ve tanışıklık yaratıyor, o yüzden göz temasından kaçınıyorum. Parçalanma iş süreci içinde zaten mevcut çünkü modelleri kalıba dökerken parça parça çalışıyorum ve sonra birleştiriyorum. Ama fark ettim ki bazı parçalar tek başına da birçok şey ifade ediyor, bütününden bağımsız anlamlara sahip.

Sergideki “Detay” adlı çalışma buna örnek olabilir. Belçika’da eski evlerin dua köşelerinde cam kubbelerin içine dini heykeller konur. Ben de beden parçalarını bu tür camların içine yerleştiriyorum. Bazen bu parçaların içine yara gibi gözükmesine neden olan kumaş parçaları koyduğumda bu dini referanslar daha belirgin oluyor

Bir önceki yazımız olan Outwrite: Reality show tadında bir edebiyat etkinliği başlıklı makalemizde edebiyat, Outwrite ve Outwrite nedir hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *