Batman’da sanat etkinlikleri göz dolduruyor

Anadolu’da sanat takibinde ikinci durak Batman. Şehirde sanata ilgiden, sanatçıdan yana hiçbir sıkıntı yok. Hele eylül başında bir film festivali olacak ki, başına bir hal gelmezse, Türkiye’nin farklı illerinden kalkıp gitmeye değer.

Sanata gönül verenler olmasa memleketin hali ne olur bilmiyorum? Zira ekonomi dışındaki hususlarda öyle uzun zamana yayılmış bir terk edilmişlik, bir umursamazlık var ki tam gözden uzak olan gönülden de uzak olur misali bazı illerimiz, ilçelerimiz adeta bu ülkenin bir parçası değilmiş gibi kendi halinde bırakılmış. Kendi yağında kavrulsun denmiş. Fakat işte sanat çok güçlü bir duygu. Kimilerinin idrak edemeyeceği, gelmiş geçmiş çoğu iktidarın anlayamayacağı kadar kuvvetli bir his. Neredeyse genetik bir hastalık. Taa Batman’da da görülen bir hastalık.

Beni böylesine sanata gönül verenler hep şaşırtır, çoğunlukla da gözlerim dolar, müthiş bir saygı ve minnet hissiyle dolarım. Dolayısıyla Batman’da da aynı duygulara kapıldım. Bir grup insanın çok az bir destek görmesine rağmen bu kadar çabalaması, gördükleri tek karşılığın halktan gelen ilgi alaka olması ve sırf bununla yola devam etmeyi göze almaları eminim Milliyet Sanat okurunu da en az benim kadar etkileyecek.

12 dilde film şenliği

Merkez nüfusu 400 bini geçmeyen şehre en büyük hareketliliği zannediyorum en çok Batman Üniversitesi, bilhassa da çiçeği burnunda Güzel Sanatlar Fakültesi getirmiş. Bir buçuk yıl önce açılan fakat ilk öğrencilerini bu yıl Sinema Televizyon Bölümü‘ ne alacak olan fakülte bu geçen zamanda boş durmamış, pek çok kültür sanat etkinliği düzenlemiş. Bunun için de yöre halkıyla işbirliği yapmış. Batmanlıların fotoğrafları, resimleri, el sanatları üniversitenin sergi alanlarında yer bulmuş. Çok dilli koro kurulmuş. Yanlış okumadınız, çok sesli değil, çok dilli. Bölgede birbirinden ayrı diller her gün aynı ortamda konuşulduğu için bütün bu dillere ait şarkıların söylendiği bir koro kurulmuş. Türkçe, Kürtçe, Arapça, Ermenice, Süryanice şarkılar birbirileriyle bir güzel harmanlanmış, ortaya eşsiz bir ses ve dil ahengi çıkmış. Bölgenin farklılıkları bir araya getirebilme avantajı düzenlenen film şenliğinde de kendini göstermiş. On iki dilde film şenliği düzenlenmiş. Üniversitenin konferans salonunda gösterilen filmlere ilgi büyük olmuş, koltuklar tükendiği gibi merdiven basamakları da dolup taşmış. Fakültenin bu etkinliklerine valilik, belediye, emniyet müdürlüğü ve Süryani metropolitiliği de destek vermiş. Fakülte Dekan’ı Sedat Cereci kültürel farklılıkları bir araya getirmek için gayret gösterdiklerini söylüyor. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın mezunu Cereci de bir sanatçı zaten. Doktorasını belgesel film üzerine yaptıktan sonra bir yandan akademisyen bir yandan da sanatçı olarak yoluna devam etmiş. Bugüne kadar yirmi ülkede çektiği belgesel filmlerle uluslararası festivallere katılmış. Bu belgesellerin belli başlı teması ise çevre.

Zaten Batman’da sanat genel itibari ile çevre konularıyla kolkola gidiyor. İlde drama dersleri veren Sadık Aksoy gönüllü öğretmenler gözetiminde mahalle çocuklarına genelde çevre temalı drama çalışmaları yaptırıyor. Çocuklar bir ağaç oluyorlar, bir nehir ve böylelikle hem tiyatroyla aralarını ısındırırken hem de doğayla empati kurmayı öğreniyorlar. Derslerle ilgilenenler sadece çocuklar değil, bazı belediye çalışanları ve hemşireler de heveslilermiş. Bazen öğrencilerin sayısı 25 – 30’u buluyormuş. Aksoy önderliğinde fakat bazı mühendislerin ve Batman Belediyesi’nin de desteğiyle bir Drama Sanat Evi projesine girişilmiş, fakat ağır aksak işliyormuş. Sadık Bey’in söylediği beni güldürüyor: ‘’Adamlar piramitlerleri nasıl yapmışlar, şaşıyorum, biz 90 metrekarelik bir sanat evini kaynaksızlıktan bitiremiyoruz. Bir apartman gördüğüm zaman bir mucizeye bakarmışım gibi hissediyorum.’’

Şimdilik derslerine halk evlerinde yahut bazı kafelerde devam ediyormuş.

Sanat merkezi kafeler

Kafeler Batman’da sanatın belki de en mühim sponsorları. Şimdi burada tabii hiçbir yerin reklamını yapmak istemem ama şehrin kültür sanat ortamında çok önemli olan iki yerden bahsetmeden geçemeyeceğim. O kadar ki Hasankeyf’te tanıştığım bir Amerikalı bile bana bu kafelerden, öneminden bahsetti. Biri Sanat Cafe. Geçtiğimiz baharı örneğin Edebiyat Baharı olarak belirlemişler. Çeşitli yazarları, şairleri ağırlamışlar. Okumalar, dinletilerin yanı sıra edebiyatçıların deneyimleri, nerelerden geçerek yazar oldukları konuşulmuş. Eylül ya da ekim ayında İspanya edebiyatından bir yazar ağırlamayı düşünüyorlarmış. Jijo (Kürtçede kirpi demek) Cafe de yine aynı şekilde edebiyatla bir hayli ilgili. Onlar da hem yerel hem de ülke çapındaki yazarları davet edip okurla buluşturuyor. Yakında da sinema gösterimleri yapmayı planlıyorlarmış. Şimdiye kadarki aktivitelere katılım çok iyiymiş. Çoğu öğretmen, mühendis, doktor ve avukatlardan oluşuyormuş. Jijo’nun sahibi Züleyha Aydın yörede sanatın çeşitli dallarıyla uğraşan pek çok kişi olduğunu söylüyor. Kendinin de dahil olduğu bir grupla örneğin kısa filmler çekiyorlarmış. ‘’Toplumsal dokuya uygun filmler’’ diyor.

Film demişken Hasankeyf’te eylül ayında düzenlenecek uluslararası bir film festivali var ve gerçekten çok heyecan verici. Bilmiyorum Hasankeyf’i gördünüz mü, fakat bu film festivali görmek için bence en iyi fırsat. Zira düşünün ki o tarihi mağaraların bulunduğu kayaların üzerinde doğal bir sinema sahnesi oluşturulacak ve siz tam Dicle’nin kenarında oturarak siyah beyaz filmleri seyredeceksiniz. Üstelik filmlerde emeği geçmiş sanatçılar da davet edilecek, orada beraber olma fırsatı bulacaksınız. 6-9 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek festivalde aynı zamanda belgesel filmler de gösterilecek. Projeye göre bölgenin meşhur küçük rehberlerinin ellerine önceden kameralar verilecek, bir günlerini çekmeleri istenecek ve sonra da bunlar doğal sahnede gösterilecek. Bu bana çok heyecan veren bir çalışma ve ne yalan söyleyeyim bazı imkansızlıklar yüzünden son anda başına bir şey gelecek diye de çok korkuyorum. Benim bu bencilce kaygım acaba birilerinin kulağına gider mi, bir destek verirler mi? Dicle boyunca gitmedikçe, kenarında oturup bir çay içmedikçe dünya gözüyle güzeli gördüm diyebilir mi insan?

Batman’da kültür sanata dair anlatacak daha çok şey var ama yer kısıtlı. Gitar, saz, bale, modern dans kursları zaten var, katılım iyi. Müzik dinletileri her yerde. Tiyatro oyunları oynanıyor, salonlar dolup taşıyor. Tiyatro festivalleri kuvvetli. Çevre illerden gelen şehir tiyatroları girilmeyen köylere kadar gidiyor. Fotoğraf grubu aktif, sürekli sergiler düzenliyorlar. Plastik sanatlar keza önemsenen bir sanat dalı. Ancak en başta dediğim gibi tüm bunlar genelde yörede sanata gönül vermiş, müthiş idealist bazı kişilerin sayesinde gerçekleşiyor. Bazı özel kurumlardan, Kültür Bakanlığı’ndan biraz daha desteğe ihtiyaç var. Unutmamak lazım, ekonomik büyüme -ki Batman’da biliyorsunuz haydi haydi var- gönülden geçen işlerle birleşmezse sonu hüsran olur. Ortaya tuhaf, sade paraya endeksli yaşayan ve bir gün kendi döngüsünü tamamlayarak kendini bitiren bir toplum ortaya çıkar. Öyle değil mi?

Aslı E. Perker – 2012 – Milliyet Sanat – Altı okka* sanat

Bir önceki yazımız olan Türk tiyatrosunun genç yazarları başlıklı makalemizde Ayşe Bayramoğlu, Bulut Tiyatro ve Cihan Sağlam hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *