Bakan ATV’yi aramadan Gözde Kansu kovuldu

Akçalı işler demokrasiyi bozar

Gözde Kansu’nun dekoltesi yüzünden işini kaybetmesinin yol açtığı tartışmadan geriye ne kaldı? Genç kadının işinden olması ve yeni bir kıyafet standardı. TRT’de uygulanmasına zaten alıştığımız dekolte sınırı, bazı özel kanallarda da norm haline geldi. Hüseyin Çelik’in “Ben isim vermedim, kimseyi de aramadım” açıklamaları ise durumu hafifletmiyor, maalesef daha vahim şekilde, sürecin nasıl kendiliğinden işlediğini gösteriyor. Eğer Hüseyin Çelik “Ey atv, Gözde Kansu’nın kıyafeti neydi öyle” deseydi durum yine vahim olurdu. Ama bilirdik ki iktidarın bu tür müdahaleler için açık ya da örtülü bir çaba göstermesi gerekiyor. Oysa bu vakada iktidar partisinin sözcüsü bir başka kanalda, isim vermediği bir kanalın, isim vermediği sunucusunu eleştiriyor ve çarklar kendiliğinden dönmeye başlıyor. Kanal mesajı alıyor, yapımcı firma kimsenin ikna olmayacağını bildiği açıklamalar yapmaktan hicap duymuyor ve işlem 48 saatte tamamlanıyor. Kanal tek kelime etmiyor, yapımcı firma, yaşı küçük olduğu için suçu üstlenmeye ikna edilmiş kardeş gibi ortaya atlıyor, iktidar partisinin sözcüsüne de “Ben kimsenin adını vermedim” deme hakkı doğuyor. Milyarlık medyaların sahiplerinden başlayıp bölüm başına 2-3 bin lira kazanacak yapımcılara uzanan zincirde demokrasiyi, özgürlükleri, hakları savunan pek az halka var. Her defasında görüyoruz ki, bu alanda başımıza her gelen, akçalı işler yüzünden geliyor.

Jay Leno’ya ettiğim…

NBC’nin ünlü komedyeni, atv’deki yarışmadan kovulan Gözde Kansu’dan haberdar olmuş, konuyla makara yapan bir de tweet yazmış. Yazdığını o gün retweet edip adamı bir cehennemin içine attım. Türkiye’den bilumum başbakanlık danışmanları, gazeteciler, dalgacılar, makaracılar, militanlar Leno’yu mesaj yağmuruna tuttular. “Türkiye ileri demokrasi mi yoksa diktatörlük mü” şeklinde özetleyebileceğim bir tartışma her türlü “kanıtıyla” ve çeşitli seviyelerden İngilizce bilgisiyle ilerlemeye başladı. Başlangıçta taraflar Türkiye’deki durumu kendi meşreplerince Jay Leno’ya anlatmaya çalışırken zamanla seviye biraz düştü ve birbirlerine girdiler. Her mesajda onu mention ettikleri için de adamın timeline’ı bir anda çarşamba pazarına döndü. Leno’nun bu yazışmalar sonucu Türkiye’deki demokrasi seviyesi konusunda bir kanaat edindiğini sanmıyorum ama bizim her gün nasıl bir kapışma cehennemine uyandığımızı anladığından şüphem yok.

MHP’de antidepresana devam

Fethiye’nin MHP’li belediye başkanının Kürtçe-Türkçe hazırlattığı billboard yüzünden partisiyle başı dertte. Başkan Behçet Saatçı partisinden ihraç edilmek üzere disiplin kuruluna verildi. Billboard’un iki dilliliği protesto için hazırlatıldığı açık. “Kürtçe devreye girerse birbirimizi anlayamayız” gibi bir mesaj, yarı Türkçe yarı Kürtçe bir dille veriliyor ama MHP’nin Kürtçeye, protesto için bile tahammülü olmadığı anlaşılıyor. Aslında durum, partinin Kürtçeye alerjisi kadar ironiye aşina olmadığını da gösteriyor. MHP tavizsiz bir katılıktaki ideolojisini savunurken partililerine propagandada yaratıcı olma imkanı da tanımıyor. İşin ilginci, ihraç girişimi MHP’li başkanın Kürt meselesi ve süreç konusundaki duruşunda da kafa karışıklığına yol açmış gibi. Dünkü Radikal’de Oral Çalışlar’a, “Paket fena mı oldu yani” anlamına gelecek sözler söylüyordu. Son örnekten anlaşılıyor ki MHP’nin savunduğu görüşler kadar, görüşleri savunma biçiminde uyguladığı sıkıyönetim de partiyi kısa zamanda cendereye, bir çıkmaz sokağa sokacak.
Geçenlerde MHP genel merkezi seçime katılacak adaylarına bir dizi tavsiyede bulunmuştu. “Yumuşak bakışlar oyunuzu artırır, herkese gülümseyin, vitamin ve antidepresan desteği alın” deniyordu. Yumuşak bakışları bilmem ama antidepresanların zor zamanlarda işe yaradığı kesin. Allah kolaylık versin.

MİRGÜN CABAS

Bir önceki yazımız olan CHP'nin planı başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *