Aziz Yıldırım’la Kıyametten sonra ilk röportaj

02 August 2013 Friday, 13:38

Şampiyonluk, bir kez daha son maçta Fenerbahçe’nin ellerinden kayınca, gözler Başkan Aziz Yıldırım’a çevrildi. Konuşulan olmadı, istifa etmedi. Saracoğlu’nda küçük bir kıyametin yaşandığı o günü geride bırakan Yıldırım, artık kendisine sakladığı yeni hedefler peşinde…

Fenerbahçe, 16 Mayıs’ta Trabzonspor’la oynadığı son lig maçında 1-1 berabere kalarak, şampiyonluğu Bursa’ya kaptırdığında Şükrü Saracoğlu Stadı’ndaydım. 2006’daki ‘Denizli faciası’ndan sonra sarı-lacivertliler ikinci kıyametini kendi evinde yaşadı. Çeken bilir, zor bir geceydi. Ertesi gün gazeteler, Başkan Aziz Yıldırım’ın soyunma odasında futbolculara istifa edeceğini söylediğini yazdı. Birkaç gün sonra medyanın önüne çıkan Yıldırım, iddiaları yalanladı. O günden beri ortalıkta görünmeyen Yıldırım, suskunluğunu Milliyet için bozdu.

Odasına girdiğimizde, canı sıkkındı, yüzü gülmüyordu. Önündeki dosyaları karıştırırken, “Ben hiçbir gün mutlu olamayacak mıyım?” diye söylendi. “Hayırdır?” diye sorunca elindeki kağıdı uzattı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nce hazırlanmış bir yazıydı. Bağdat Caddesi’nin bazı sakinleri, imza toplamış ve maç günleri sokakları yaşanmaz hale getiren fanatikler için emniyete başvurmuştu. Asayişten sorumlu olan kendisi değilmiş gibi, emniyet de kulüpten yardım istiyordu. O huzursuz sükunet bir an önce son bulsun diye, konuya girdim. ‘Aziz Başkan’ konuştukça açıldı, yüzüne renk geldi; uyardı, müjdeledi, meydan okudu…

12 yıl önce seçime girerken vaat ettiğiniz bütün projeleri gerçekleştirdiniz. Sonuçlara bakınca bunların tesadüf olmadığı ortada. 90 yılda yapılamayanları 12 yılda nasıl yaptınız?
Biz daha en başında bir hedef koymuştuk; Fenerbahçe’nin her şeyden önce ekonomik olarak güçlü olması, tesisleşme ve sportif başarı. Tesislerin çoğunu yaptık ama daha eksikler var. Sözünü ettiğiniz vizyonun yanında revizyon da önemliydi. Sadece futbol takımına önem veren bakış açısını revize ettik biz. “Fenerbahçe bir spor kulübüdür, o zaman bütün branşlarda başarılı olmamız gerekir” dedik. Bayan voleybol takımını Acıbadem’le birleştirdik. Avrupa’daki birçok kulüp bunu yapmıştı zaten. Bütün branşlara bunu uygulamak lazım. Sponsorları artık sporun içine iyice sokmalıyız. Kendi geliriyle bu sporları başa baş hale getirmek çok zor. Dünyada bunu yapabilen yok ki, biz yapalım.

Sponsorların işe soyunması neden bu kadar uzun sürdü?
Neden sponsor gelir? Kendi marka değerini ve satış gücünü artırmak için. Bunun için kulübün de başarı yakalaması lazım. Siz başarı kazanırsanız, sponsor şirketin marka değeri artar. İşte o zaman profesyonel şirketler topa girer. Acıbadem, büyük hizmet yapmıştır Türk sporuna. Herkes, “Aziz Yıldırım, başarı geldiği zaman kıskanır, şöyle yapar böyle yapar” dedi. Ama öyle olmadı tabii ki. Çünkü önemli olan Fenerbahçe’nin başarısı. Bizler geçiciyiz. Önümüzdeki sene Fenerbahçe Ülker ve Fenerbahçe Acıbadem de, kız basket ve erkek voleybol takımları da Avrupa’da Final Four oynayacak şekilde dizayn ediliyor.

Sponsor şirketler belli mi?
Bazıları forma reklamı giyecek, bazılarını da kulüp destekli yapacağız. Hepsini çözmedik henüz ama sporcusundan antrenörüne kadar bütün transferleri bu hedefle yapıyoruz. Futbolu da unutmuyoruz tabii, gereğini yapacağız. “Bunlara daldı futbolu unuttu” demesinler şimdi.

Gelecek yıllar için beklentileriniz neler?
Türkiye’de spora yeniden yön verilmesi lazım. Amatör branşlardaki sporcuların sahibi yok. Bu devlet eliyle organize edilmeli. Gençlik Spor Genel Müdürlüğü, kulüpleri çağırmalı; olimpiyatlarda, dünya şampiyonalarında yarışacak sporcular yetiştirilmeli, eğitilmeliyiz; onları ekonomik olarak geçinebilecekleri standartlara yükseltip, dışarıdan hocalar getirmeliyiz. Bütün kulüpler futbolda kendi yağıyla kavrulacak düzeye geldi sayılır. Diğer branşlarda da bunu sağlamak lazım. Sporcular, bir vakıf altında toplanmalı. Mesela futbolda bu var ama kendilerine faydası yok. O vakıf için yıllardır para toplanıyor. Aslında futbolculardan kesilmeli ama Türkiye’de kulüpler ödüyor. 50 trilyon da birikmiş kimsenin haberi yok!

Nasıl kimsenin haberi olmaz?

Ben bile sonradan duydum! Futboldan para kazanamayanlar da var. Kötü bir şey olduğu zaman gazetelere çıkıyor, bir işadamı yardımcı oluyor falan. Bunlar yanlış ve ayıp. Ayrıca Türkiye’de bol tesis yapmak lazım. Biz 600 dönüme yakın arazi aldık Şile yolu üzerinde. Bütün tesisleri oraya taşıyacağız, üniversiteyle beraber. Bolu Dağı’nda 90 yataklı bir kamp tesisini açıyoruz.. Muazzam bir yer, küçük Abant gibi oldu. Kenan Evren Lisesi’nin yerine otel mi, yoksa alışveriş merkezi mi yapacağımıza karar vereceğiz ve bu yaz inşaata başlayacağız. Bu lise yerine 16 trilyon değerinde üç okul yapıyoruz, karşılığında araziyi sadece kiralıyoruz, almıyoruz yani. Kimse Fenerbahçe’ye bedava bir şey vermiyor, hepsi atıyor!

“Yahu o gelir mi?” denilen yıldızlar düşecek bu şehre!

Stadı yaparken ‘inşaatçı’ deyip sizi aşağılamaya çalışanlar oldu. Oysa ben vizyonunuzun simgesi olarak görüyorum bu stadı, katılır mısınız?
Bu statla ilgili bir yanlışlık var sanki. Stadı yaparken evet Fenerbahçe taraftarının katkısı olmuştur ama esas harcamayı kulüp yapmıştır. Borçların bir kısmı da stadın borcudur. 1907 Tribünü’nün koltuklarını sattık, doğrudur, böylece 12 trilyon topladık ama harcanan para 30 trilyondan fazlaydı. Sağolsunlar hepsine tek tek teşekkür ediyoruz. Fakat bir nokta var atlanan sanki, stat yapılırken kulübün hiçbir harcaması olmamış gibi bir intiba var. Borçlar konuşulurken, bunlar unutuluyor.

Kapalı spor salonunun inşaatı ne durumda?

İnşaat hızlı gidiyor, otoparkların olduğu ikinci kat yapılıyor. Onun üzerine de artık sistem kurulacak. Önümüzdeki nisan ayında orada oynamaya başlarız. Bütün basketbol, voleybol takımlarımız orada oynayacak. 12 bin 500 kişilik olacak. Fenerbahçe‘ye çok büyük katkı sağlayacak.

Gelelim medyaya!
Beni çok seviyorlar (Gülüyor). Ben hiçbirini dinlemiyorum, çünkü bana bir şey katmıyorlar, yol göstermiyorlar. Hep tenkit, hep karalama. Şampiyonluğu kaçırdığımız gün mesela. 15-20 pozisyon bulduk. Tribünden ben mi atacağım golü? Eğer o gün Fenerbahçe şampiyon olsaydı, bütün gazeteler günlerce şampiyonluk öyküleri yazacaktı.; Aziz Yıldırım’ı öve öve bitiremeyeceklerdi. Eee? Kaybettik, Aziz Yıldırım’ı yerin dibine soktular. O güne kadar verilen bütün emekler boşa mı gitti yani? Saygı yok mu ya? Ondan sonra diyorlar ki, “Avrupa’da filanca takım küme düştü, taraftarı ayakta alkışladı.” Bir de buna hayran oluyorlar! İşte aramızdaki fark, çok büyük zihniyet farkı var! Bir de medyanın bana kızmasının nedeni şu: Ben bu kulübü medyayla yönetmiyorum. Bir transfer yapılacaksa, bitmeden medya benim ağzımdan bir şey duyamaz. Biz bunu alıyoruz, alacağız demem asla.

-Peki futbolcular neden konuşmuyor? Alex beş yıldır Türkiye’de, doyamadık adama!
Ama bu kurum ya! Geçen federasyondan ve Digiturk’ten bir temsilci ve FBTV’nin Genel Müdürü İhsan Topaloğlu birlikte İngiltere’ye gitti. Naklen yayınları araştır-dılar. Oradaki lig birliği temsilcisi, “Görsel basınla ilişkimiz var ama yazılı basın ilgi alanımıza girmiyor, bize katkısı yok” demiş. Bak bu benim lafım değil! Gazeteciler bizi beğenmiyor ama Avrupa maçlarında UEFA temsilcileri de TSYD’yi tanımıyor. TSYD bir yazı göndersin, şu gazeteciler akredite edilecek diye, UEFA kabul etmiyor, “Kulüp imzalasın” diyor.

-Fenerbahçeliler iki senedir ‘Guiza çilesi’ çekiyor. İspanya Gol Kralı falan ama açılamadı gitti!
Açılacağı da yok galiba! (Gülüyor)

-Transfer konuşmam diyorsunuz ama yeni bir golcü gelecek değil mi?

Panik yok! Gereken yapılacak. Herkesin korkusu aynı, Fenerbahçe alıp başını gidecek ve ayrılacak, söylüyorum bak! “Tek büyük var, Fenerbahçe” diyorum. Niye? Biz hiçbir zaman diğer kulüplerle ilgili, “Bu şunu yensin, bu da şöyle olsun” demedik. Hep kendimize baktık, başkasına değil. Kimseden yardım talep etmedik, kimsenin de kimseye bizim için bir şey yapmasını istemedik. Ben kapalı konuştum ama sen açık anlarsın! Şimdi belli noktaya geldik. Bu sene bütçemiz 250 milyon dolar, seneye bu 300 milyon dolar olacak. Fenerbahçe, artık kendi kendini katlamaya başladı. Korktukları da bu, Fenerbahçe’ye yetişemeyecekler artık! Amatör branşlarda bile olmaz denilen şeyler yaptık, o kadar büyüdük ki. Biz her yerdeyiz. Karşımızda da bazı kulüpler var. İster istemez toplanıyorlar ve bir bütün oluyorlar bize karşı. Sıkıntı bu!

-Anelka, benim için çizginin aşıldığı yerdi. Ondan sonra neden düştü golcü profili?

Anelka’dan sonra kim geldi? Kezman, çok önemli bir oyuncuydu ama geldi oynayamadı. Guiza, çok önemli oyuncuydu. Guiza’yı aldık ama Avrupa Şampiyonası devam ettiği için söylemedik kimseye. Ömer Güvenç duymuş bunu, sordu bana, “Haberim yok benim” dedim. İnanamadılar Guiza’yı aldığımıza. Gelenlerin hepsi iyiydi.

-Simon Kuper, “Türk futbolu bıraksın artık Latin sevdasını, yüzünü Avrupa’ya dönsün” diyor. Ne dersiniz?
Aynen katılıyorum. Transfer politikamıza da yansıyacak bu zaten. Ama her yanımız çelişki. Bir yandan Avrupa Birliği (AB) sevdası var, doğru yanlış ayrı konu. Hedefin buysa, sporda da sınırlarını aşman lazım. AB futbolcularını yabancı statüsünde görmeyeceksin o zaman. Kıta dışından olana da 3-5 bir sınır koyarsın. Ve bütün tartışmaları ortadan kaldırırsın.

-10 yıl sonra Fenerbahçe’yi nerede görüyorsunuz?
Fenerbahçe, bütün branşları ile Avrupa’da ses getiren bir kulüp olacak. Hangi branşta olursa olsun, Avrupa’da bir sporcuya Fenerbahçe dediğin zaman gelir. Çünkü Avrupa’da önemli bir ismimiz var ve sporculara parasını ödüyoruz. İlerleyen yıllarda, benim olup olmamam önemli değil, Fenerbahçe aştı bunları. Sen diyorsun Anelka! Ben de diyorum ki; “Ya bu gelir mi?” dediğin yıldızlar düşecek bu şehre, gelecekler Fenerbahçe’ye, bunu bil! Şu anda istesek, 30-40 milyon euro bonservis bedeli verip, futbolcu alabiliriz.

-Peki bu yıl istemiyor mu Fenerbahçe?
Fenerbahçe istiyor ve yapacak! Önümüz-deki 10 yılda, bu durum devamlılık arz edecek. Şimdi aklımızda dolaşan, “Olur mu?” dediğimiz her şey olacak. Bu kesin, çünkü merdivenlerden atlayarak gidiyoruz. Önümüzdeki beş yıl çok önemli Fenerbahçe için. Fenerbahçe beş yılda hayallerimizde görebileceğimiz noktalara gelebilir. Fenerbahçe, geçmişte potansiyelini kullanmıyordu, şimdi kullanıyor.

Ucuz atlatılmış bir gün

Kadıköy Yanlış Anons Skandalı

Kadıköy Yanlış Anons Skandalı

 

Stadın yakılması sizi üzdü mü?
O günkü şartların gereği oldu. Olanları tenkit ediyoruz ama bir yandan da hoşgörüyle karşılamamız gerek. O anons ve arkasından olanlar iyi şeyler değildi. Yine de çok ucuz atlatılmış bir gün diye kabul etmemiz lazım. Kimseyi suçlamayacağız.

2006’da duygusal davranıp, istifa ettiniz. Trabzon maçından sonra da çıktı bazı söylentiler!

Oraya kadar getirdik, olmadı, ne yapalım? Ben sadece soyunma odasına girdim. “Seyirci tribünleri yakıyor, suçlu ben. İki metreden topu içeri atamadınız, suçlu ben. E o zaman bırakayım gideyim, herkes kurtulsun” dedim. Kimseye bir şey söyleyemeyecek miyiz?

Trabzon maçının Denizli’den farkı neydi sizce?

Ben üzüldüm, şuna üzüldüm; iyi oynadık, oyuncular ellerinden gelen her şeyi yaptı. Olmayınca olmuyor. Prekazi’nin Monaco’ya attığı golden sonra ettiği bir lafı var, “Topun canı var” diye. Gerçekten öyle. Top istemedi. Son üç dakikada üç tane pozisyon var. Şimdi o noktadan sonra başkalarını suçlamak olmaz. Çünkü oraya kadar gelmişsin! Bir suç varsa, benimdir dedim zaten.

Üç yıl üst üste şampiyonluk sözünüz ne olacak?
Ee verdik söz, olmadı, sözümüzü tutamadık. İnsanların hedefi olmalı, hedef olmadan bir yere varılmaz. Türkiye’de insan bir hedef koymaya korkuyor, hemen aleyhinize kullanıyorlar. Bu arada o hedefi seçim kazanmak için koymadım. O seçimin sonucu belli zaten. Seçim kazanmak için söz vermeye falan ihtiyacım yok! Kulübün bir hedefi olsun, herkes bunun için çalışsın, diye söyledim.

Neden hedefi Avrupa’da başarı için koymadınız?

Artık hedefimi söylemem. Söyleyince aleyhime kullanıyorlar. Yaşayınca göreceğiz.

2010

Bir önceki yazımız olan Trabzonspor'un rakipleri belli oldu başlıklı makalemizde avrupa ligi, Trabzonspor ve trabzonspor'un rakipleri hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz