Aybike Ertürk ‘Bayan Hiçbiri’ kitabını anlattı

Geçen ay çıkan “Bayan Hiçbiri” kitabının yazarı Aybike Ertürk: “Hepsini aynı anda olunca kimse madalya takmıyor. Sakinleşip önce hiçbiri olmayı kabul etmek gerekiyor. Sonra hepsi yavaş yavaş oluyor zaten. Su sizi kaldırıyor, çırpınırsanız boğuluyorsunuz”

Aybike Ertürk’ün ilk kitabı “Bayan Hiçbiri”nin arka kapak yazısında şöyle deniyor: “Merhaba ben Ela. Kim miyim? A. Şefkatli bir anne B. Ateşli bir sevgili C. Kariyer sahibi bir işkadını D. Hepsi E. Hiçbiri.” Destek Yayınları’ndan çıkan kitapta Ela’nın “hepsi” olmaya çalışırken “hiçbiri” oluşunun hikayesi anlatılıyor.

Yazar Aybike Ertürk bir süre reklam ajanslarında metin yazarlığı yaptıktan sonra Barış Pirhasan ve Levent Kazak’ın kursunda senaryo yazmaya başlamış. “Emret Komutanım”, “Kızlar Yurdu”, “Pulsar” dizilerinin senaristliğini üstlenmiş. Kızının doğumuyla televizyon kariyerine ara vermiş. Yazıya dönüşü ise bu kitapla olmuş.

Aybike Hanım’la, eşiyle beraber işlettikleri kafeleri Çukurcuma 49’da buluştuk…

“Neslimiz lanetlendi. Artık kadın olmak fazla mesaiye kalmak” diyorsunuz… Nedir bu fazla mesai?
Kadınlar artık her yerde. Ülkenin yükünü erkeklerle başabaş taşıyoruz. Bu kadınları söz sahibi yapıyor, harika bir şey! Harika olmayan şu; kadının toplumdaki yeri değişince beklentiler de değişti. Bugün bir kadından neler beklendiğine bakın: İşinde başarılı ol; kariyer yap. Şefkatli anne ol; çocuğunu gece sen uyut, hafta sonu tiyatroya götür, sabah okula giderken saçını sen ör. Sosyal hayatını ihmal etme; arkadaşlarına zaman ayır. Sevgilini ihmal etme; baş başa kalın. Kilo alma, kendine bak… En başarılı hamile en zayıf olan. En büyük iltifat; “Seni gören anne olduğuna inanmaz”. Halbuki bütün bunları aynı anda yapınca kimse madalya takmıyor.

Kadınları bunların hepsini aynı anda yapmamız gerektiğine kim inandırdı?
Biz inandırdık, kendimiz… Kadınlar içlerindeki gücü fark etti. Hepsi olmaya çalışmak negatif bir şey değil aslında. Hepsini yapabiliriz. Sorun; hepsini aynı anda yapmayı istemekte. Sıraya koymayı bilmiyoruz. Hepsini aynı anda yapmaya çalışınca herkesi mutlu eden ama mutsuz bir ruh oluyorsun. Çünkü kendine vakit kalmıyor. “Önce ben” demek bencillik gibi duruyor ama sen mutlu olmazsan ne mutlu bir çocuk yetiştirebilirsin, ne mutlu bir evlilik yürütebilirsin ne de işini iyi yönetebilirsin… Biraz sakinleşip önce hiçbiri olmayı kabul etmek gerekiyor. O noktadan sonra hepsi yavaş yavaş olmaya başlıyor zaten.
Su sizi kaldırıyor yani. Ama çırpınırsanız boğuluyorsunuz. İnsanın biraz kendini dinlemesi, gerçekten istediği şeye konsantre olması lazım.

Belki de hepsini yapan “süper kadın” olmak istemiyor aslında…
Evet, belki sadece evde oturup çocuğuna bakmak istiyor mesela… Bu aşağılanan bir şey oldu niyeyse. Bence düzgün insan yetiştirmek kansere çare bulmak kadar önemli.

Bir önceki nesilde durum nasıldı?
Her dönemin kendine göre zorlukları var. Teknoloji bu kadar gelişmediği için onlar da çok yoruluyorlardı. Çalışanlar vardı tabii ama yüzde 90’ı ev hanımıydı. Evi derleyip toplamak, çocuğunu temiz pak giydirmek, üç kap yemek yapmak, bir ruj sürmek yetiyordu. Şimdi bunları yaptığında bir şey yapmıyor kabul ediliyorsun.

“Yeni nesil evliliği de çocuk yapmayı da bu kadar büyütmeyecek”

Bundan sonraki nesil ne olacak?
Bundan sonraki neslin böyle dertleri olmayacak. Asla “Çocuğumu yalnız mı bırakıyorum, ben kötü bir anne miyim?” diye düşünmeyecekler çünkü çoğu zaten yalnız büyümüş olacak. Evliliği bu kadar büyütmeyecekler. Evlenme, çocuk yapma yaşı düşecek. Kendi gücünün farkında bir nesil geliyor.
Ben 79’luyum, biz arada kalmış nesiliz. Yazık bize…

“Derdine güldüğün gün, o derdi yolcu ettiğin gündür”

Nasıl tepkiler geliyor kitaba?
“Yalnız değilmişim” diyorlar en çok. Ben de bu etkiyi yaratmak, insanlara “Tünelin ucunda ışık var” demek istiyordum zaten.

“Her roman biraz otobiyografik” derler. Bu romanın ne kadarı otobiyografik?
Ela’yı ben zanneden çok oluyor. Tabii ki benden şeyler var, insan bilmediği bir şeyi yazamaz ama o ben değilim. Benim evliliğim Ela’nın Murat’la ilişkisinden farklı. Ela hormonlarının elinde oyuncak oluyor. Ben o kadar olmamıştım. Ama kitaptaki Zeyno, Nona ve Turşu gerçek. Zeyno; kızım,
4.5 yaşında. Nona silah arkadaşım, yardımcım, Zeyno doğduğundan beri hayatımda. Turşu da
Zeyno’dan önceki çocuğum, kedim… Ela’nın kızına hissettikleri de benim kızıma hissettiklerim. Onun dışındaki her şey hayal ürünü.

Nasıl karar verdiniz bu kitabı yazmaya?
Zeyno doğduğu gün karar verdim. Kafası kesik tavuk gibiydim. Bunları unutmamalıyım ve bir gün yazmalıyım dedirtecek şeyler oluyordu. Sonra “Bir lohusanın anılarını neden okusunlar ki?” dedim ve projeyi rafa kaldırdım. Başka işler yaptım, aradan üç sene geçti. Dizi yazmaktan sıkıldığım bir gün yazmaya başladım…

“Okuduğum bölümün faydasını gördüm”

Kitabın pek çok yerinde kahkaha attım…
En büyük dramlardan çıkıyor komedi. Derdine güldüğün gün, o derdi yolcu ettiğin gündür. İnsanları biraz olsun kendi dertlerine güldürebileyim istedim.

Senarist olmak roman yazarken işe yaramıştır herhalde?
İşimi kolaylaştırdı, evet. Roman yazarken fark etmeden ayrıntılarda kaybolabiliyorsunuz. Ama senaryo yazma alışkanlığı sınırları belirlemekte çok işime yaradı. Sadece o da değil; İngiliz Dili ve Edebiyatı okudum ben “Ben niye buradayım?” diye söylenerek… Yazmaya başlayınca okuduğum bölümün de çok faydasını gördüm.

Bundan sonra ne yazacaksınız?
Kahramanın adının Zeyno olduğu bir çocuk kitabı yazıp kızıma hediye etmek istiyorum. Ondan sonra da bir alkolik hikayesi var.
n Ela’nın hikayesinin devamı gelecek mi?
Bilmiyorum, belki kitaptaki
başka karakterlerin hikayesini yazarım…

“Mutluluğu ‘like’larda değil, kendi içimizde aramalıyız”

“Başkaları için yaşamaya başladık. Profil fotoğrafımız aynadaki aksimizden daha kıymetli hale geldi. Şöyle insanlar var; kahkaha atarken çektiği bir selfie’den bir saniye sonra kaşlarını çatıp “like” gelmiş mi diye bakıyor. Mutluluğu like’larda değil, kendi içimizde aramalıyız. -mış gibi yaşıyoruz: Hamile değilmiş gibi; hamile ama çok zayıf. Evli değilmiş gibi; “Biz kocamla sevgili gibiyiz”. Yaşlı değilmiş gibi; çizgi daha çıkmadan dolduruluyor. Bizi biz yapan her şeyi, kusurlarımızı da pamuklara sardığımız gün mutlu olacağız.”

Güliz Arslan

Bir önceki yazımız olan Filiz Aygündüz Prens Prensesi Sevmedi'yi anlattı başlıklı makalemizde filiz aygündüz, filiz aygündüz röportaj ve prens prensesi sevmedi hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *