Ataman’ın intikam ateşi

11 August 2013 Sunday, 18:34

Düşüncesini beğenin, beğenmeyin: Her sanatçının bir siyasi görüşü vardır. Bazıları fikirlerini yüksek sesle dile getirmeyi sever, bazılarıysa sessizliği tercih eder.
Levent Kırca, Fazıl Say, Şafak Sezer, son olarak da Kutluğ Ataman… Hem görüşleri, hem işleriyle birbirinden çok farklı noktalardalar. Onları birleştiren şey, Gezi Parkı gösterileriyle ilgili kendilerine ve başkalarına biçtikleri rol.
Yukarıda saydığım hiçbir ismin “Gezi siyaseti” yorumlarını desteklemiyorum. Ama görüşlerine katılmamam, onlara hakaret etmem veya “tu kaka” ilan etmemi gerektirmez.
Kutluğ Ataman’ın “Şafak Sezer”sel dönüşümüne gelince… İstediğini düşünür, istediğini söyler, istediği “taraf”ı tutar… Gerçekten ilgimi çekmiyor.
Ama bir insan, neden kendi beslendiği çevrelere böylesine büyük bir nefret kusar? Neden başka sanatçıları da töhmet altında bırakan laflar eder? Neden Ergenekon’dan yargılanmalarını isteyecek kadar nefret duyar?
İyi cin, kötü cin!
Star gazetesindeki röportajında Gezi için “Beyaz Türklerin ve ulusalcıların hezeyanı” diyen Ataman, 12 Haziran’da Independent gazetesine şöyle yazmıştı:
“Gençliğin dili hükümetten çok farklı. Kendilerine biber gazı ile saldırıldığında seslerini kesmeleri söylendiğinde şoke oluyorlar. Son olaylar işte bu ‘bir babanın çocuğunu azarlamasına’ benzeyen söylemin sonucu.”
Devam ediyor:
“Bu bir AKP karşıtı eylemmiş gibi görünebilir. Ama öyle değil. Bu, otoriter yönetim reflekslerine karşı bir hareket. Bu, büyüyen bir demokrasinin işareti.”
Peki, aradan geçen iki ayda ne değişti de Kutluğ Ataman, “otoriter yönetim reflekslerine karşı bir hareket”ten “ulusalcı ayaklanması”na çark etti?
Ne oldu da “Şişesinden çıkan cinin geri sokulmasına izin verilmemeli. Bu iyi bir cin”den “Bazılarının çok abarttığı türden yeni bir gençlik antropolojisine kani olmadım. Bir kızgınlık patlamasıydı” görüşünde karar kıldı?
Röportajından anladığım, Gezi’deki derin sosyolojik gözlemleri değil, kişisel nedenler etkili olmuş. Olaylar esnasında Başbakan’la görüşmeyi kabul etmesine gösterilen şahsi ve sosyal medyadaki aşırı tepkiler, fikrini değiştirmiş…
Hücreye mi tıkılsınlar?
Ataman, Koçlar’a duyduğu husumeti de gizlemiyor, ancak eserinin alınmamasını “Sanattaki Ergenekoncu yapılanmaya” ve Gezi’deki tavrına bağlıyor.
İnsan siyasi duruşu nedeniyle işinden, kazancından olursa elbette öfkelenir. Ama böylesine büyük sözlere ancak intikam ateşi yol açar.
Eğer Ataman’ın iddia ettiği gibi “Gezi Parkı demeçleri” ve “AKP’yi eleştirmemesi” nedeniyle eseri alınmadıysa, hem profesyonellik, hem sanat adına büyük ayıp edilmiş.
Gerçek bu olsa bile, bir insan (sanatçı?) hükümete “Ergenekon’un kültür ve sanat dünyasındaki sivil uzantılarını araştırın” diye nasıl hedef gösterir? Bunu yapmadıkları için hükümete “kızar”?
Belli ki Ataman’ın canı fena yanmış. Baksanıza, kendisine “faşizan” davranıldı diye kültür sanat camiasının da hücreye tıkılmasını istiyor!
Acaba Beyaz Türk nefreti o zaman diner mi?

KİRLİ TEZGÂHLAR
– Ataman “AKP’den baskı görmedim” diyor. Şahsi olarak baskı görmemesi, kültür ve sanat camiasının baskı görmediği anlamına mı geliyor?

– “Halkın parasıyla finanse edilecek, özel sektöre paralel bir sanat sisteminin hayata geçebilmesi önemli” diyen Ataman’ın eserleri, acaba bahsettiği “devletin sanat sisteminde” yer alabilir mi?

– Başbakan’la konuşmasında “Topçu kışlası olmasın, olacaksa da referandumla olsun’ dediklerini aktaran Ataman, Gezi’de öldürülen, sakatlanan gençler ve polis şiddeti için iki kelam etmiş mi?

– “Gezi’deki barışçı ve demokratik protestonun paralelinde bugün artık daha da net görebildiğimiz kirli senaryolar tezgâhlanmaya başladı” diyen Ataman, acaba aynı söylemin yıllardır Kürtler ve solcu hareketler için kullandığının farkında mı?

Bir önceki yazımız olan Zamanın ilerisinde olmanın zararları başlıklı makalemizde 2013, abd ve amerika hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz