Aşkar Höyüğü’ne betonlu düzenleme

Mısır ordusu ile Osmanlı orduları 1832 yılında Aşkar Höyüğü’nün eteklerinde savaştı, beş yüz yıl önce Mevlana öğretilerini burada yaymaya başladı, binlerce yıldır enteresan tesadüfleri, kişileri, olayları ve anları çeperlerinde yaşatmış bir kültür sahası Aşkar Höyüğü, üzerine beton dökülmeyi hak etmiyor.

Konya’nın merkez ilçelerinden Karatay Belediyesi, 5 bin yıllık tarihi içinde barındıran Aşkar Höyüğü’nü park ve bahçe olarak düzenlenmeye başladı. Üzerine beton döktü. Ağaçlandırma çalışmalarına girişti.

Arkeoloji literatürüne ‘Bereketli Hilal’ olarak geçmiş coğrafya, insanlığın ilk kez kalıcı yerleşimler kurmaya başladığı bir bölgeyi tanımlar. Bereketli Hilal’in bir ucu Zağros Dağları’na, yayvan olan alt kısmı Basra Körfezi’ne ve diğer ucu da Tuz Gölü’ne uzanır. Yani bugünkü Anadolu’da, Güneydoğu’dan İç Anadolu’nun orta bölümüne kadar uzanan bir dizi höyük, henüz hakkında çok az şey bildiğimiz bir dönemi anlatabilecek nadide sahalardır. Ve insanlığın geçmişine ve onun emekleme dönemine ait söz söyleme imkanı olan bu höyükler, dünyanın başka herhangi bir yerindeki höyükler değil, sadece ama sadece bu coğrafyadaki höyükler, yerel, hatta ulusal değil; evrensel bir mirastır. Kazısı yapılabilen az sayıdaki höyükten, Karaman’daki Can Hasan, Aksaray’daki Aşıklı ve Konya’daki Çatalhöyük günümüzden dokuz bin yıl önce yerleşim görmeye başlar. Buralar insanlığın ilk kez konut yapma alışkanlığı kazandığı, çeşitli zanaatleri keşfetmeye ve işgücünde uzmanlaşmanın adımlarını attığı, birçok bitkiyi ilk kez kültüre aldığı yerlerdir. Çatalhöyük’te, büyükbaş hayvanların nasıl evcilleştirilebildiğinin izi sürülür.

aşkar höyüğü park

Bir höyüğüe beton dökmek, özellikle üzerine aaç dikmek, onun bütün kültürel tabakalarını okunamayacak hale getirmek anlamına geliyor.

Kazı çalıması yapılmadı

Niğde’deki Göltepe yerleşim alanı ve hemen karşısına kurulduğu Kestel ocakları, madenciliğin doğuşunu anlatır. Ve bir bütün halinde Kızılırmak kavisinin güneyi, “Peki ya her şey nasıl başladı?” sorusuna cevap verebilecek, kültür tarihinin kutsal topraklarıdır.

Bu höyüklerden biri de Aşkar Höyük. 1956’da, yani James Mellart’ın Çatalhöyüğü keşfettiği sene tespit edilen sahalardan biri. Aşkar Höyüğün de muhtemelen içinde bulunduğu, yukarıda sayılan höyükler ve henüz tespit edilememiş / tespit edilmiş olsa da üzerinde çalışılamamış höyüklerin.

Niğde-Aksaray-Konya-Karaman- Göller Bölgesi coğrafyası boyunca, “Bir şeylerin denemesini ilk kez yapan”, organik ilişkilere sahip bir köyler topluluğunu oluşturduğu düşünülüyor. Benzer özellikleri taşıyan ve Aşkar Höyüğe yaklaşık 4 km mesafede bulunan Alaattin Tepe, 1940’lı yılların sonunda tümüyle yok edilmişti; Aşkar Höyüğü talandan koruyan ve onun (bugüne kadar) şansı olan şey ise, kentin neredeyse oldukça merkezi bir yerinde bulunmasıydı. Şimdiye kadar herhangi bir kazı çalışması yapılamamış olan Aşkar Höyük’te, sadece yüzeyin taranması sonucu edinilen bilgiler, burasının Erken Tunç Çağı’ndan itibaren (MÖ 3 bin – MÖ 2 bin) yerleşim gördüğünü ve Erken Demir Çağı, Hellenistik ve Roma dönemlerine dair de kültürel kalıntılar barındırdığını gösterir.

21 Mayıs’ta sınırları içinde yer aldığı Konya’nın merkez ilçelerinden Karatay’ın belediyesi tarafından, üç Konya milletvekilinin de hazır bulunduğu törenle Aşkar Höyük, park ve bahçe olarak düzenlenmeye başlandı. Höyüğün kimi yerlerine beton atılırken, iş makineleri tepeyi düzleştirmeye, havuz için alan açılmaya başlandı ve ağaçlandırma çalışmalarına girişildi. Bir höyük bu yapılanların hiçbirisini kaldırabilecek bir alan olmamakla birlikte, özellikle üzerine ağaç dikmek, onun bütün kültürel tabakalarını okunamayacak hale getirmek anlamına geliyor. Bu durum, 1994 yılından beri Konya ve çevresinde ve keza Aşkar Höyük’te de çalışmalar yapan Prof. Dr. Hasan Bahar’ın ifadesiyle “Bir kitabın bütün sayfalarını yırtıp, karıştırıp, sonra da al, oku” demeye benziyor. Gerçi kamuoyundan gelen tepkiler üzerine Karatay Belediyesi, 4 Haziran’da internet sitesinde, höyüğün birinci sınıf sit alanı olan bölümünde, otsu peyzaj bitkileri; üçüncü sınıf sit alanı olan bölümünde ise bodur ve kökleri derine ulaşmayacak ağaççıkların seçildiğini belirtti. Ei benzeri olmayan karar Fakat sorunu yaratan aslında tam olarak da, siyasi iradenin, kendi gücüne, doğruluğuna, yanılmazlığına ve haklılığına, hiçbir şüphe duymadan inanmasından kaynaklanıyor. Alanda çalışan ve konuştuğumuz uzmanlar, “Siz iki telefon konuşması üzerinden bize ulaşıyorsunuz; siyasiler herhangi bir şekilde fikir alma gereği dahi duymuyor. Israrla yıprattıklarını söylüyoruz; bir yetkili bile, ‘neyi yıpratıyoruz’ diye sorma gereği hissetmiyor”. Belediyenin savunmasının, Konya Koruma Kurulu’nun verdiği onaya dayandığını ve Konya Koruma Kurulu’nun birçok üyesinin yakın zamanlarda değiştirildiğini de ekleyelim. Hatta Mayıs ayında Kilis 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, sit alanlarına inşaat yapanlara hapis cezasının kaldırılması gibi yeryüzünde eşi benzeri bulunmayan bir karar aldığını da hatırlatalım. Yani şu an sadece Aşkar Höyüğün üzerine park-bahçe yapmanın değil, Miletos tiyatrosunu çay bahçesine çevirmenin önünde de pek bir engel bulunmuyor.

Bir arkeolojik alanı, höyüğü, ören yerini belirli bir düzenleme ile bir park ve gezi alanı haline getirmek yanlış ya da eleştirilecek bir girişim değil, harika bir düşüncenin ürünü. Fakat bunun için söz konusu kültür sahasının arkeolojik olarak incelenmesi gerekiyor. Hatta çok kesin bir öncelik sıralamasına koymadan; arkeolojik bir çalışma ve rekreasyon alanı paralel bir şekilde dahi planlanabilir. İzmir Bornova Belediyesi’nin, Yeşilova Höyüğü ile yürüttüğü muhteşem çalışma gibi (bkz. Milliyet Sanat Şubat 2012). Bununla birlikte hiçbir bilimsel çalışma yapmadan ve bunu yapmaya çalışan insanlara danışmadan bu tip bir girişimde bulunmak ve ancak gelen yoğun tepkiler sonrası trajik bazı adımları manevrayla döndürmek, ortamın durulmasını beklemek çok farklı bir yaklaşımın yansıması. Yakın zamanda yapılmış bir doktora çalışması, Osmanlı’ya isyan eden Mehmed Ali Paşa’nın Mısır ordusu ile Osmanlı ordularının, 1832 yılında Aşkar Höyüğü’nün eteklerinde savaştığını, Osmanlı belgelerine dayanarak ortaya koydu; beş yüz yıl önce Mevlana öğretilerini burada yaymaya başladı; binlerce yıldır enteresan tesadüfleri, kişileri, olayları ve anları çeperlerinde yaşatmış bir kültür sahası, üzerine beton dökülmeyi hak etmiyor.

Milliyet Sanat – 2012

Bir önceki yazımız olan Mendeleyev Periyodik Cetvel'i nasıl buldu? başlıklı makalemizde Dimitri Ivanoviç Mendeleyev, mendelevyum ve Mendeleyev hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *