Altın Portakal’da ortaya çıkan gerçek

09 September 2013 Monday, 19:16

Antalya hizmet ve yemek kalitesinde 2 yıldız bile alamayacak otelle dolu. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, “Otel çok, denetim yapacak eleman az” diyebilir, onun da bir çözümü var

Beş gündür Antalya’daydım… Bu süre içinde devletin beş yıldız verdiği otellerin denetimini ya hiç ya da layıkıyla yapmadığına bir kez daha karar verdim.
Evet, odalar 5 yıldız, 10 numara, ama iş hizmet ve yemeğe gelince 2 yıldız bile alamayacak bir yığın otel var…
O otellerden birinde açıkbüfeye koydukları beyaz peynirden bir parça alıp, kediye verdim, o bile yemedi.
Restaurantın şefine şunu dedim:
Neden yapılıyor bu peynirler? Tatları bana hiç tanıdık gelmedi. Peynir desem değil, kireç desem değil… Başka neden olabilir ki? Prof. Dr. Yavuz Tekelioğlu, peynir işine kafa yormuş bir akademisyendir. Ona tattırıp, “Hocam bu ne peyniri?” diye sorsalar, “Kendimi peynir uzmanı sanırdım, bunun ne peyniri olduğunu anlayamadım” der, diplomasını yırtar!
Hiç bozuntuya vermeyen şef, “Olur mu efendim? Şu markanın ürünlerini alıyoruz, faturasını bile ibraz edebilirim” demesin mi?
Peki aynı makarnayı sade, domatesli ve içine birkaç tane mantar düşmüş haliyle üç ayrı yerde servis etmenizin manası ne? “Çeşit çok görünsün diye mi?” diye sordum, bu kez şöyle dedi:
“Müşterilerimizin çoğu İranlı, onlar istiyor bunu…”
Beş yıldızlı otel yönetiminin zihniyetine bakar mısınız?
Hizmet kalitesini günlüğüne 300 lira ödeyip kalan yerli turiste göre değil de, 30 euro’ya konaklayan yabancılara göre ayarlıyor.
O zaman benden niye yabancılar gibi 30 euro değil de, 300 lira alıyorsun?
Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, “Otel çok, denetim yapacak eleman az” diyebilir.
Doğrudur…
O zaman şunu yapsın devlet…
Onbinlerce “gıda mühendisi” işsiz…
Devlet, versin gıda mühendislerine beş yıldızlı otellerin gıda denetimini, bakalım o zaman her yiyenin midesini bozan şeyleri servis edebilecekler mi?
Beş yıldızlı otelde, bilmem kaç euro’ya satılan şarabı, cola ya da meyve suyu doldururcasına kadehe silme yapan garson olur mu?
Antalya’nın beş yıldızlı şehir otellerinde var…

“ALTIN PORTAKAL”DA ORTAYA ÇIKAN GERÇEK
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, “50. Altın Portakal”ın basın toplantısında bir konunun altını özellikle çizdi.
Akaydın, “Bu yıl festivalimize başvuran 62 filmden 45’i ilk filmini çeken yönetmenlerin” dedi.
Finale kalan 10 filmin yönetmenleri de genç sinemacı…
Dışarıdan bakınca sinema adına insanı heyecanlandıran bir tablo…
Ancak bazı gerçekleri göz önüne aldığınızda Türk Sineması’nın dikey değil, yatay bir büyüme içinde olduğunun göstergesi bu…
“Altın Portakal”, genç sinemacıları ödüllendirerek önlerini açmaya çalışan bir festival.
Ama gel gör ki, yeni kuşak sinemacıların filmlerine “Altın Portakal”da gösterilen ilginin milyonda biri gişede olmuyor.
Son yıllarda genç sinemacıların çektiği “Antalya Altın Portakal Film Festivali”nin de ödüllendirdiği filmlerden bir kısmı ya vizyona dahi giremiyor, vizyon şansını yakalayanlar da gişede iş yapmıyor.
Çünkü genç sinemacıların çektikleri filmler, “Altın Portakal”ın jürisi kadar, sinemaya gidenlere cazip gelmiyor.
Durum böyle olunca o genç sinemacılar sinemada ilerleyemiyor, sadece aldıkları ödüller yanına kar kalıyor.
O yüzden de Türk Sineması eski dinamizmini bir türlü yakalayamıyor.

GÜNÜN SÖZÜ
Gidene dur demek de neymiş? Asfalt bile dökeriz, maksat rahat yol alsın.

Bir önceki yazımız olan Olimpiyatları iyi ki vermemişler! başlıklı makalemizde gesi parkı, istanbul 2020 ve masraflar hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz