Almancayı uykuda öğrendim

Ali Kaptan kılığında kollarını iki yana açıp karısı rolündeki Güliz Onursal’a “Getmee” diye bağırışı hâlâ gözümün önünde. Düşündükçe gülmekten kendimi alamıyorum. Tiyatro sahnesinde de ameliyathanede olduğu gibi parlıyordu. Çaba Derneği’nin tiyatro projesiyle sokakta yaşayan gençlere çok faydamız dokundu, evet. Ama esas biz ne eğlendik, ne eğlendik!
Serdar Eren iki yıl öncesine kadar benim için takdir ettiğim, dünya çapında bir plastik cerrahtı. Yollarımızın kesişmesiyle arkadaşım Serdar oldu. Uzun provalar, sonrasında yenilen yemekler, kendi aramızdaki eğlencelerde yaptığımız tartışmalar öyle tatlar kattı ki yaşamıma… Serdar, daha yakından tanımakla zenginleştiğimi hissettiren insanlardan, eksik olmasın hiç. Felsefeye, psikolojiye ve insana dair merakını her daim besleyen, bu konudaki fikirlerini ateşli bir şekilde paylaşmaktan çekinmeyen karizmatik doktor, hayatı ıskalamaya değil, dolu dolu yaşamaya inanıyor. Mesleğinin zirvesinde olmanın verdiği tatmine yenilmek yerine, devamlı yeni tutkular peşinde koşuyor. Serdar Eren,
canım arkadaşım Rengin Pekuysal (ki bu röportajda styling’imi yaptığı için ayrıca emeği var) ve Ercan Arslan’la birlikte gittiğimiz evinde
yine bir enerji bombasıydı. İşi insanları güzelleştirmek olan ünlü doktor, cazibenin gücüne, ruhun ışıltısına inanıyor. Işıl ışıl parladığınız bir pazar olsun bugün.

Neden plastik cerrahi?
Aslında genel cerrahiyle başladım. Travmatoloji de yapıyordum. Bunun çok dramatik yönü var. Kaza geçirmiş hastalar, bazıları ölüyor. Ölen insanın yakınlarıyla yüzleşmek, onlara “kurtaramadık” demek. Ben o yapıda değilim. Ben çocuk doktoru da olamazdım. Çocukları mutlu eden cerrahi yaptım. Doğumsal anomalisi olan çocukları, üçüncü dünya ülkelerindeki çocukları ameliyat ederek mesela. Ben, insanların ölmediği bir cerrahi yapmak istedim. Tabii bu benim karakterimle de alakalı. Sınırları zorlayıp insanları hayran bırakmak, mutlu etmek.

Demek plastik cerrahiye ilgin, estetik ve güzellik merakından değil.
Hiçbir şekilde değil. O tesadüfen geldi. Ben hiçbir zaman estetik cerrah olacağım diye yola çıkmadım. Ben el cerrahı olacaktım. 30-40 sene evveldi. Ben ‘fine’ cerrahi – ince iş – seviyordum, konstrüksiyonu, inovasyonu, kendi yaratıcılığını da katmayı. El becerim de vardı, çocuk yaşta kazandığım. Başörtü, gömlek dikerdik. Eski yapıda Türk ailesinin kendi finansmanını aile içinde de bir şekilde sağlamaya çalışması…

“Hiç ‘Çok güzel göz kapağın var’ diye iltifat aldın mı?”

Hastalar sana gencecik olayım diye mi geliyor?
60 yaşında birisi nasıl genç görünebilir ki. “Sakın 20-25 yaşında görünmeyeyim” diyor bana. Zaten istese de görünemez. Ama bazı organları yaşından çok daha genç hale getirebilirsiniz. 60 yaşındaki bir kadının dudağını 20 yaşındaki gibi doldurabilirsiniz. Ama sırıtır. Bir uyum lazım. Bir tek organı gençleştiremezsiniz; deriyi. Hastalarıma hep “Yüz şeklinizi 25 yaşındaki haline getiririm ama 25 yaşında görünemezsiniz.” Çünkü cilt yaşlı.

Ameliyatla en fazla kaç yaş gençleşebilir ki bir insan?
10-15. Ben ameliyat ettikten sonra yüzün şekli 25 yaşına dönüyor. Derisi 55 yaşında. 25+55=80. İkiye böl, 40. Demek 40 gösterecek. Gözlerdeki bakış da yaşı söyler. Yaşam bakışı derim ona. Sence niye bir insana güzel diyorsun? Güzellik objektif bir hadise değil. Ben sende ne hissediyorsam o.

Kim güzel?
Benim 5 duyu organıma hitap eden insan güzel. Ben hiçbir zaman çok güzel gözlerin var demem. Her göz değişiktir, bir gözün şekline güzel diyemezsin. Aslında benim algıladığım senin bana bakışın. Hiç “Çok güzel üst göz kapağın var” diye iltifat aldın mı?

Güzel burun nedir peki?

Güzel veya çirkin burun yoktur. Dikkati çeken veya çekmeyen burun vardır. Göz ve dudak estetik olarak güzel organlar. Bir burun, bir kulak güzel organ olamaz. Gözün kıvrımı var. Göğüs yuvarlak. Popo… Kavis var. Bir estetik kavram var. Burnun neresi estetik? Bir burun, ameliyattan sonra çok güzel şekliyle dikkat çekiyorsa, yüze uymayan burundur ve kadını güzelleştirmemiştir.

Estetik ameliyat olmak isteyenler kendiyle sorunu olan insanlar mı?
Estetik, her zaman söylediğim şey, bir lükstür. Bir zorunluluk değil. “Olmazsam çok mutsuzum” yok! Çünkü mutluluk başka şekilde olur, estetik cerrahideyse insanın kendinden keyif alması artar. Bazı tanıdıklarım var: “Bu sene sana geliyorum” der hep ama o bana hiç gelmeyecektir. Onu dolduran o kadar çok meşgalesi vardır ki fiziki düzeltme hep geri plandadır. Ne zaman estetik öncelik olur, pasta pişti de kaymağı eksik olduğu zaman.

Ne demek o?
Pasta, insan. Bu pasta güzel olmalı. Yenilenebilir bir kıvamda. Ama kaymağı eksik. Yani estetik yönü. İyi pişmemişse, o insanın içi ve ruhu iyi değilse. Hiçbir kaymakla bir şey yapamazsın. Yani estetik oldu diye o insan mutlu olamaz. Kimler olur? Eskiden güzel olan bir organı bozulmuş bir insan onun eski, güzel şekline kavuşursa… Ama Tanrı’nın yarattığı organı normalse yine de “Daha güzel yapalım, mutsuzum” diyorsa, işte orada durmalı. Ben hastalarımı çok iyi dinlerim. Psikoloji eğitimi aldım. Psikanalize gittim. Daha doğru karar verebilmek için. Hasta hangi motivasyonla sana geliyor? Aslında estetik cerrahide, bir hastanın ameliyat arzulamasının sebebi birazcık da ruhi kamuflaj.

Açar mısın biraz ruhi kamuflajı?
Sizin probleminiz var diyelim; psikoterapi almak yerine antidepresan içip dünyayı toz pembe görmeye benziyor. Ruhen sıkıntı varsa, oranı buranı düzeltmekle mutlu olamazsın. Diyelim mevcut fiziğinizle karakterinizin en zayıf olduğu gençlik zamanlarını atlattınız. Birdenbire geldiniz 40’lı yaşlara. O burun sizi rahatsız etmeye başladı. Problem burnunuz değil ki. Öyle hastayı ameliyat etmiyorum çünkü memnun olmayacak. O burun düzelmeyecek. İçteki problem hallolmadığı sürece kabahatli olan hep doktor.

İdeal hasta kimdir?
Evvela kendini maddi sıkıntıya sokmayacak. Çünkü bu bir lüks dedik ya. Estetik zorunluluk değildir. Tutup da parasının son kuruşunu, çoluğunun çocuğunun rızkını harcamamalı, kredi almamalı. Doğru hasta, bu ameliyatı neden olmak istediğini bilen, pastası pişmiş kişidir. Mevcut haliyle de yaşayabilir. Diyelim ki bir hamilelikten sonra memeler deforme oldu. Bütün doğuran kadınlar meme ameliyatı mı oluyor? Olmuyor, çünkü öyle de yaşayabiliyor. Siz zannediyor musunuz ameliyat olunca kadının dişiliği daha çok yükseliyor?

“Önce iyi bir ruh sonra güzel olmayı hak edersin”

Hangi hastayı hiçbir zaman ameliyat etmezsin?
Çok var. Hasta odaya girerken zaten vücut dilinden anlıyorsun. Ben geliyorum ama bana dokunma diye gelebiliyor. Kendisini zorunlu bile hissedebiliyor. Bütün arkadaşların bir şeyler yaptırdı diyelim. Sen de güzel bir kadınsın ama eksik hissediyorsun, “Ben de mi bir şeyler yaptırsam…” diye düşünmeye başlıyorsun. Botoks da böyle. Kırışığı olmayan da herkes yaptırıyor diye yaptırıyor. Aslında insanların bu kadar çok dış görünümleriyle ilgilenmelerine hiç iyi bakmıyorum. Öyle insanlarla da iletişimim sadece mesleki açıdan. Önce iyi bir ruh. Ondan sonra hak edersiniz güzel olmayı da. Ben çok radikalim, sağlıklı olmayanın güzel olmaya hakkı yok diyorum.

“Erkeğin kendi güzelliğine o kadar meraklı olmaması gerekir”

Neden erkeklere burun ameliyatı yapmıyorsun?
Şöyle söyleyeyim. Çok büyük fonksiyonel problem olmadığı sürece yapmıyorum. Çünkü bir erkeğin güzelliğe bu kadar merakı olmaması gerekir. Ben genelde yaşlı erkeği, daha genç yapıyorum. Bir erkeği güzel yapmıyorum çünkü güzellik kavramı erkek için yaratılmamış bir şey.

Erkek güzel olmak istiyorsa, o zaman nasıl bir sıkıntısı vardır?

Bir erkeksi yaklaşım olmalı erkekte. Hepimiz gençken fiziğimizle kendimizi beğendirmeye çalışıyoruz ama bu değişmeli büyürken. 16-17-18 yaşlarımda bir kızı yakışıklılığımla etkilemeye çalışmam normal. Şimdi 30-35 yaşında birisi hâlâ burnunu düzelterek bir kadını etkilemeye çalışıyorsa, kadın için değil bu.

“Burun erkeklik sembolüdür”

Ne için?
O güzellik takıntısı içinde ancak öyle sevileceğini zannediyor. Kimin seveceği önemli değil. Şimdi burada bir psikolojik çatışma varsa, ben bir organı değiştirerek onu düzeltemem. Büyük bir burun bir erkek için normal. Ama burnun yamuk olması değil. Bunu düzeltirim ama küçültmem. Mitolojide de var, burun erkeklik sembolüdür; kudreti, hükmetmeyi, seksüealiteyi temsil eder. Böyle bir organı olan erkek, içinde o duygulara hakim değilse, içi böyle değilse, dışı yalan söylüyor. Burnu o zaman onu rahatsız ediyor. Gay’lik, biseksüellikle alakası yok. Hislerle alakası var.

“Ben Almanca’yı uykuda öğrendim”

Çok az uyuduğunu ve çok iş yaptığını biliyorum. Sırrın ne?
Aslında insan vücudunun rejenerasyonu derin uykuyu yakaladığın zamandır. Bu da 3-4 saattir. Siz kafanızdaki bütün yüklerle yatağa girip uyuduğunuzu zannediyorsunuz ama daha kortizol seviyesi bile düşmüyor. Ben derin uykuyu yakalamayı öğrendim. Aslında kulaklıkla müzik dinleyip öyle uyuyakalarak. Saat 2’de yatarım, saat 6’yı 10 geçe kalkarım. Ve dinlenmiş bir şekilde.

Zihinsel gürültüyü mü susturuyorsun?

Herhalde. Ben Almanca’yı uykuda öğrendim. Hiç bilmiyordum ve kursa gitme zamanım da yoktu. Televizyonları izliyordum, o kadar. Yatağa yattığım zaman, kulaklık takardım. Özel kasetler, müzikler…

“Tutkulu insan uzun yaşar”

KITESURF benim için bir tutku. Birkaç ay evvel, 40 tane hastama sordum “Tutkunuz nedir?” diye. Sadece biri tutkuluydu. Tutkulu insan uzun yaşar. Bir tutkum da Beşiktaş’ım. Şimdi diyorlar ‘Tutkum, çocuklarım’. Hayır, tutku sizi üzen, sizi merak ettiren, size sorumluluk veren şey değil. Tutku sizi hep mutlu eden, eksikliğini hiçbir şekilde kapatamadığınız şey. Kitesurf, kafamı boşaltıyor, kendi gücümü test ettiriyor, beni besliyor. Dünyanın en yaşlı kitesurf’çüsü 82 yaşındaymış. Ben de herhalde Türkiye’nin en yaşlılarından birisiyim 60’la. Hedefim dünyanın en yaşlı kitesurf’çüsü olmak.

Defne Samyeli

Bir önceki yazımız olan Jodie Foster hakkında her şey! başlıklı makalemizde Elysium, Elysium: Yeni Cennet ve Jodie Foster hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *