Alevilikte Hz. Ali sevgisi

‘Aşığın Sözü Kuran’ın Özü’
Aleviler için inancın sözlü bir şekilde kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan deyişler, sözler, bağlama ve müzik önemli referanslar. Alevilerin çoğu için Kur’an’ın felsefesi deyişlerde yatıyor
“Alevilik İslamın özü”
“Alevilik İslam dışı”
Alevilik tartışılmaya başlandığında sıkça duyduğumuz cümleler.
Mesele siyasallaştıkça bu argümanlar gündemi belirler hale geliyor. Oysa, Aleviler bu gibi kestirme tariflerle kendilerinin anlatılmasından oldukça rahatsız. Ziyaret ettiğim 11 il ve Hacıbektaş’ta, Alevilik üzerine olan anlatılar bu gibi cümlelerin Aleviliği anlamak için yetmeyeceğini gösteriyor. Dizi boyunca da kategorik olarak Aleviliği tarif etmeye kalkmayacağım. Alevilerin ve inanç önderleri dedelerin anlattıklarını aktaracağım yalnızca. Zira onların, inancın tarihsel geçmişini ve ritüellerin uğradığı zararları nasıl anlattığı bugün kimlik olarak şekillenen Aleviliğin temel değerlerine ve siyasi tartışmalara ışık tutuyor. Dersim ve Antakya’daki etnik ve dilsel çoğulluk, farklı tarihsel bellek ve siyasi gündemi de barındırdığı için onlara ayrıca önümüzdeki günlerde kulak vereceğiz.
‘Hz. Ali’ sevgisi
Çalışmam sırasında Başbakan’ın “A-
levilik Hz. Ali’yi sevmekse ben dört dörtlük Aleviyim” açıklamasını, gazetelere düşmeden anında görüşmeye gittiğim bir Alevi’den duydum. Takip eden günlerde de bana sıkça hatırlatıldı. Açıklamayla ilgili Alevilerin tepkileri neredeyse ortaktı. Aleviliğin anlaşılmaktan oldukça uzak olduğunu düşünüyorlardı. Ayrıca, hemen hemen hepsi bunun Aleviliği küçümseyerek yapılmaya çalışılan bir Sünnileştirme politikası olduğuna inanıyorlardı. Bazılarıysa, beni “biz Ali’nin önüne “hazret” kelimesini koymayız” diye uyardı.
Gezdiğim yerlerde de Ali’den bahsedilirken “hazret” kelimesinin çok az kullanıldığını fark ettim. Bunun önemli bir nedeni Ali’nin Aleviler için sadece İslamın dördüncü halifesi ve Hz. Muhammed’in amcasının oğlu ve damadını temsil etmeyişi. Ali, aynı zamanda İslam öncesinden bu yana, mazlumların yanında var olan bir kişiliği de sembolize ediyor.
Alevilerin, Ehl-i Beyt ve Kur’an’ı temel referans alarak “Hak-Muhammed-Ali” yolunu seçmiş olanları da ana akım İslam referanslarını kullanmamayı tercih ediyorlar. Sosyal Bilimci Ali Murat İrat bu durumu Aleviliğin ABC’si adlı kitabında tarihsel ve mitolojik Ali’nin farklı olduğuna değinerek açıklıyor.

Tarihsel Yarılma: Kerbela, Emeviler…
İslam’dan bu yana yaşanan tarihsel bellek önemli. Sokakta karşılaştığınız bir Alevi’ye yaşadığı sıkıntıyı sorduğunuzda gündelik hayatından örnekler vermez de Kerbela’dan ve Emeviler’den bahseder. Bugünün sıkıntılarını dile getirmenin zorluğunu bildiğinden tarihi bir referansa sığınmak hem daha kolay, hem de güncel siyasi kimliği sembolize ediyor. İslam tarihindeki bu ayrışmaya Alevi yaklaşımını, Serçeşme Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Koçak anlatıyor:
“Alevi-Bektaşi toplumunun inançsal, felsefi, siyasal ve kültürel anlayışının Sünnilikten farklılığı ve ayrışması İslam’ın ilk yıllarına kadar gider. Yazar Rıza Yürükoğlu, Okunacak En Büyük Kitap İnsandır adlı eserinde bu konu hakkında tarihsel verileri anlatır. Meseleyi ona referansla aktarmak istiyorum. Muhammed ölmeden önce yaptığı son Veda Haccı’ndan dönerken kendisinden sonra Ali’nin halife olacağını çevresine duyurdu. İslam’ın çizgisi içinde kalarak bu isteğe karşı çıkmanın olanağı yoktu. Muhammed’in 632’de ölümü ile Ebubekir, Ömer başta olmak üzere bazı kişiler toplanarak kimin halife olacağının pazarlığı yaptılar. Ebubekir üzerinde anlaşıldı. Bu sırada, ehlibeyt ve birkaç kişi Muhammed’in cenazesini defnetti. Ebubekir, halifeliğine biat etmeyen Ali ve taraftarlarına, Ömer’i Ali’nin evine kalabalık bir grupla göndererek saldırttı. Bu saldırı sonucu Ali’nin eşi Fatma altı aylık bebeğini düşürdü. Olaydan üç ay sonra da öldü. Ali, ancak bundan sonra İslam toplumunun parçalanmasına neden olmamak için Ebubekir’e biat etti. Ali, Ömer ve Osman’dan sonra halife oldu. Ali, kısa halifeliği sırasında devraldığı çürümüş ilişkilerin yarattığı güçlüklerle karşılaştı. Yönetimini toplumsal adalet ve eşitlik ilkeleri üstünde yürüttü. Bu tutum, Kureyş aristokrasisinin çıkarlarına darbeydi. Güçlü Kureyş aileleri ve Ebubekir’in kızı Ayşe’nin kurmuş olduğu tuzak sonucu Ali halifeliği Muaviye’ye devretmek zorunda kaldı. Ali’nin ölümü ardından Emevi dönemi başladı. Ne ilginçtir ki İslam’ın başına beşinci halife olarak İslam’ın ve Muhammed ailesinin düşmanı geçti. Ali ölünce yandaşları, büyük oğlu Hasan’ın imamlığı altında toplandılar. İmam Hasan, Muaviye’nin zorbalığı karşısında 663 yılında halifelik iddiasından Muaviye lehine feragat etti. Muaviye, pek çok peygamber yakınını, bu arada 672’de İmam Hasan’ı da zehirli sütle öldürttü. İmam Hasan’ın öldürülmesinden sonra Emevi sülalesinin tek ciddi rakibi üçüncü İmam Hüseyin kalmıştı. Hüseyin, İmam Hasan’ın Muaviye’yle yaptığı anlaşmadan sonra da Muaviye’ye biat etmedi. Iraklılar Yezit’in halifeliğini kabul etmemişler, ayaklanmaya hazırlanıyorlardı. Mekke’de bulunan İmam Hüseyin’e haber gönderip gelmesini istediler. Hüseyin Irak’a gitmek için yola çıktı. Kerbelâ’da Yezit ordusuna yakalanan Hüseyin, teslim olmayınca öldürüldü. Kerbelâ olayı İslam tarihinde silinmez bir iz bıraktı. Yezit’ten sonra gelen Emevi başları da Ali ailesine düşmanlığı sürdürdüler. İslam içerisinde devam eden iktidar kavgasında Ali adına yapılan ayaklanmayla Emeviler devrildi, Abbasiler başa geçti. Abbasi döneminde de hile sürdü. Ali, toplumsal muhalefet odağı olmaktan çıkarılmak üzere Sünni İslam’ın da en büyük kahramanlarından biri olarak tanındı. İslam içindeki siyasi ve felsefi ayrılık dokuzuncu yüzyılda tüm İslam coğrafyasında giderek derinleşti. Bu ayrılıklar günümüze kadar devam eden ayrılıkların temelini teşkil etmiştir.”

Musahiplik nedir?
İkrara giren Alevi erkekler ve onların aileleri arasında yol kardeşliği anlamına gelen musahiplik toplumda denetim mekanizması sağlayan yöntemlerden. Dede Garkın Ocağı’ndan dede Hüseyin Kargınoğlu musahipliği şöyle anlatıyor: “Musahiplik dünya ve ahiret kardeşliği demektir; malı mala canı cana katmaktır. Hem bu dünyada hem de öbür dünyada musahipler birbirinin sevap ve günahlarından sorumludur. Musahiplerden biri Alevilerce düşkünlük gerektiren bir suç işlemişse, diğeri de çökmüş demektir. Denkler birbiriyle musahip olabilir. Yaşlıyla genç, zenginle fakir, alimle cahil musahip olamaz. Birbirini görmeyen, uzak yaşayanlar musahip olamaz. Tarihe baktığımızda ilk musahipler Muhammed ile Ali’dir.”

Adalet sistemi
Alevilik’te Hacı Bektaş Veli’nin deyişiyle “eline, beline, diline sahip olup” başkasının hakkına fiziksel veya şifahen zarar vermemek temel şartlardan. Kul hakkı yememek gerekiyor. Ali Yıldırım, Alevi hukuku üzerine yazdığı kitabında suç unsurlarını “toplumun varlığını, birliğini, dirliğini zarara sokacak” eylemler olarak sıralıyor. Senede bir defa yapılan görgü cemlerine katılanlar bir yılın hesabını vererek birbirlerinden rızalık talep ediyorlar. Hakkında şikayet olanlar dara çekilerek anlaşmazlıkların çözümü suç-ceza mekanizması ile sağlanıyor. Birini öldürmek, ikrardan dönmek, zina, boşanma, yalan, hakaret, hırsızlık ve hayvanlara kötü muamele suçlar arasında sıralanabilir. Büyük suçlarda düşkün ilan edilen kişi toplumdan dışlanıyor. Kişi, cezası bittiğinde yeniden toplum içine katılıyor.

Alevilerce Alevilik
Alevi ve Aleviliğin teolojik ve sosyolojik anlamları üzerine tartışmalar sürdüğünden sınırlarını tanımlamak zor. Şehirlerde Alevilerden Aleviliği dinlerken iki anlatı ile karşılaştım. Ana akım anlatıda Aleviler, Aleviliği Allah-Muhammed-Ali yolunu takip eden, Ehl-i Beyt ve Oniki İmam’ı esas alan bir İslam inanışı olarak açıklıyor. Bu görüştekiler kelime olarak “Alevi”nin, İslam’ın dördüncü halifesi Hz. Ali’nin yolundan giden anlamına geldiğini söylüyorlar. Bazılarıysa, Aleviliğin İslam öncesinde Anadolu’da mevcut olduğunu ve Alevi kelimesinin, ateşle ilişkilendirilerek ibadet veya çeşitli ihtiyaçları karşılamak üzere gündelik hayatta kullanıldığını vurguluyorlar. Bu gruba göre İslamiyet, ya yakınlaşan ilişkiler ya da baskılar sonucu kabul ediliyor. Bu tartışmalar sürerken bugün, Aleviliğin dergâh ve ocaklardan oluşan yapısal çeşitliliğinin, Balkanlardan, Anadolu ve İran’a kadar uzanan coğrafyada şekillendiği görebiliyoruz. Bugün Alevilik, farklı dilleri konuşan etnik gruplarca benimsenen bir inanç. Bektaşi, Kızılbaş, Tahtacı, Çepni, Türk, Türkmen, Kürt, Arap Aleviliklerinde bazı farklı uygulamalar olsa da, hepsinin inanç felsefesi temelde büyük benzerlikler gösteriyor.

İlk iş ‘ikrar vermek’
Alevi inancını benimseyen kişinin yaptığı ilk iş, söz yani, ikrar vererek Alevilik yolunda ilerleyeceğini beyan etmek. Tanrı ile varlıkların aynı kaynaktan geldiğine, tüm varlıklarda Tanrı’nın görülebileceğini anlatan tasavvuf felsefesi Vahdet-i Vücud Alevi inancında önemli bir yer tutuyor. İkrar vererek yola giren her Alevinin hedefi, Hallacı Mansur’un inanç aşkıyla yüzyıllar önce söylediği “En-el Hak”, yani “ben Tanrı’yım” farkındalığına ulaşarak insan-ı Kamil mertebesine yükselmek. Bu mertebeye ulaşmak kolay değil. Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat kapılarının 40 makamının gereklerini yerine getirerek Hakikat mertebesine ulaşmış olmak gerekiyor. Hacıbektaş’ta Postnişin Veliyettin Ulusoy Alevi inancını tam anlamıyla yerine getirmenin yolundan bahsediyor:
“Allah, yani yaratan, yani Tanrı yalnız güzelliktir; yalnız artıdır. İnsanlarda hem kendinden bir parça vardır; yani artı vardır, Allah’tan olan parça. Bir de nefis dediğimiz eksi tarafı vardır. Alevi-Bektaşi yolu, insana eksi tarafını nasıl atacağını tarif eder. Bu yola girmiş kişi için öyle bir an gelir ki, eksi tarafını atar. O zaman o Allah mı olur? Hayır. En-el Hak dediğimiz bir damlayla bir deryanın birleşmesi olur. Hacı Bektaş Veli bunu dört kapı kırk makam şeklinde ifade eder. Dört kapıyı geçtikten sonra gerçekle gerçek olursunuz. Artık Tanrısal katta o bir deryadır; siz onun içinde bir damlasınız demektir.”

İnancın sözlü aktarımı
Alevilerle inancı konuşurken hemen hemen hepsi Muhammed’in ev ahalisi anlamına gelen Ehl-i Beyt ve Kur’an’ın önemli olduğunu söyleseler de, Kur’an’ın özellikle Osman’ın halifeliğinde Emevi zihniyeti etkisiyle siyasallaştığından özünden uzaklaştığını belirtiyorlar. Aleviler için inancın sözlü bir şekilde kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan deyişler, sözler, bağlama ve müzik önemli referanslar. Alevilerin çoğu için Kur’an’ın felsefesi deyişlerde yatıyor. Ozan Dertli Divani bu durumu “Aşığın sözü, Kur’an’ın özü” şeklinde yorumluyor.

Bir önceki yazımız olan Karnından 2 kilo kokain çıktı başlıklı makalemizde kokain, mide ve Tabitha Leah Ritchie hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *