Aile Çay Bahçesi – Yekta Kopan

Yekta Kopan, “Aile Çay Bahçesi” adlı yeni romanında, annesinin kuzusu, babaannesinin biriciği, babasın ise nesi olduğunu bilemeyen Müzeyyen’in anlatımıyla bir ailenin hikayesini anlatıyor

Babalar ve kızlar… Kızlar ve kız kardeşler… Bütün korkutucu ve yırtıcı ve vahşi “dış dünyadan” korunup kollandığımız kabuğumuz olması gerekirken asıl cehennemi içinde inşa eden aileler… Kolun kırılıp yen içinde kaldığı ailelerimiz…
Yekta Kopan’ın Can Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı “Aile Çay Bahçesi”, insanın yüreğinin ortasına kocaman bir taş bırakan bir kısa roman. Bir yandan elimden bırakamadan okudum, bir yandan gözümü kapatıp yazdıklarını görmeme isteği oluştu içimde her satırda…
Bir karakter yaratmış Yekta Kopan, adı Müzeyyen. “Annesinin kuzusu. Babaannesinin biriciği”, babasının ise nesi olduğunu bilemeyen Müzeyyen. Kız kardeşi, herkesin sevgilisi, pek güzel, pek tatlı Çiğdem “aralarına katılana” kadar annesini üzmeyen, iyi bir kızken, hayatı tepetaklak olan, o aralarına katılacak yeni bebekten daha doğmadan nefret eden Müzeyyen… O günden sonra başına gelen her felaketten kız kardeşini sorumlu tutan, bir daha hiç iyi bir kız olmayan, büyüdükçe acılaşan Müzeyyen… Hayatının bir noktasında, babası ölüm döşeğindeyken, bütün bunlarla hesaplaşmaya karar veriyor, artık hayaletlerinden kaçmamaya…

Kadın dili kullanıyor
Yekta Kopan, bu ailenin hikayesini Müzeyyen’e anlattırmayı tercih etmiş. Bir kere bir erkek yazar olarak kadın dilini bu kadar başarıyla oluşturduğu için tebrik etmek lazım. Basbayağı sesi insanın kulağında çınlıyor, sanki karşınıza geçip oturup anlatıyor hikayesini Müzeyyen. Ve evet, kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi, çoğu kadının kendinden izler bulacağı bir kahraman. Bu bulduğunuz izleri sever misiniz, o başka bir soru… Ama bir romanın görevi de bu olamaz değil mi?
Ailesinden koptuktan, onları artık sevmez oldukt sonra kendisine seçtiği bir arkadaşı var, Özlem. Kendi kız kardeşinden ne kadar ölesiye nefret ediyorsa, onu o kadar seviyor. Onun ailesi o artık. Kan bağıyla bağlı olmadığı, kendi seçip sevdiği ailesi… Özlem’i de Çiğdem’i de, fedakar annelerini de, babaannelerini de, hayırsız babaları Nejat Bey’i de Müzeyyen’in sivri dilinden tanıyoruz. Belki en çok Çiğdem’i merak ediyoruz…
Romanın son derece çarpıcı açılış sahnesinden sonra ancak sonlara doğru tanıştığımız Çiğdem de bence Müzeyyen kadar ilginç ve güçlü bir karakter. Ve “Aile Çay Bahçesi”nin insanın canına okuyan finalinden sonra kapağı kapattığımda ben en çok hikayeyi bir de Çiğdem’den dinlemek istediğimi fark ettim. Onun az çok gördüğümüz cephesini çok merak ettim.
Şurası kesin, roman bitiyor, Yekta Kopan’ın karakterleri yaşamaya devam ediyorlar seninle… Onlarla birlikte yaşamayı çok tercih etmiyorsun, ama kalıyorlar… Üstelik aile adını verdiğimiz, harcına bir hayli yalan katılmış “kutsal” bina da koruyamıyor seni onlardan…

YEKTA KOPAN’SIZ “GECE GÜNDÜZ”

Bu ülkenin sunucusuyla özdeşleşmiş, en izlenir ve uzun soluklu kültür sanat programıydı “Gece Gündüz”. Doğal olarak çünkü Yekta Kopan sadece sunucu değil, kültür sanatın içinde yaşayan, olan biten her şeyden haberi olan, konuya hakim bir isimdi. Onun yerine kim gelse aynı program olmayacaktı, nitekim Gülay Afşar’la da olmuyor. Ama iyi bir haber, Yekta Kopan, cuma günleri saat 12.10’da NTV Radyo’da bu alanın-ve neredeyse her alanın-en şahane isimlerinden Sevin Okyay ile birlikte “Köşe Bucak” diye bir kültür sanat programı yapmaya başladı. Biz de olan biteni oradan takip ederiz…

Asu Maro

Bir önceki yazımız olan Virginia Woolf’un kıskandığı yazar Katherine Mansfield başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *