Ahmet Ümit Beyoğlu’nun En Güzel Abisi’ni anlattı

Ahmet Ümit’in Gezi olaylarına da değindiği yeni romanı “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” yayımlanır yayımlanmaz büyük ilgi gördü. Ümit: “İlk iki günde 100 bin bitti. Bir 50 bin daha basıldı. Yıl sonu hedefi 275 bin. Son kitapla tüm zamanların
en iyi çıkışını yakaladık”

Marksist bir temele sahip olmasaydı bu başarıyı yakalar mıydı bilemiyorum ama tarihe, olaylara, güncele sınıfsal bir perspektifle bakması onu günümüz popüler yazarlarından ayırıyor. Herkesin kazananın yanında olduğu günlerde o, ezilenlerin gözünden hayata bakıyor. Bana göre siyasi geçmişi romanlarında çok etkili. Tabii ki zekası da öyle…
Bu fikirlerle Beyoğlu’nun en güzel abisi, meşhur Ahmet Ümit’le buluşmaya gidiyorum. Konu, yazarımız Ahmet Ümit’in yeni kitabı. Mekanımız Çiçek Pasajı ve Tarlabaşı sokakları… Son durak eserdeki bir mekan, Feraye…
Feraye, Gezi olayları sırasında İstiklal Caddesi’nde yürürken kapalı kepenginde gözüme çarpan “Biber Gazı Güzelleştirir” sloganının yazılı olduğu Amerikalı güzellik zinciri Mac mağazasının bulunduğu binanın
ikinci katında.

“Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” kitabında İstanbul’daki kentsel dönüşüme isyan, kaybedenlerin yanında bir duruş var. Gezi olayları da kitapta. Ne zaman başladınız yazmaya, Gezi
ne ara girdi kitaba?

Aslında bunu roman yapmak yoktu. “İttihat ve Terakki” romanı hazırlığındaydım. Kurgusunu bitirmiştim. Bir akşam Selim İleri’yle oturduk. Selim’le ara ara buluşur, rakı içer, sohbet ederiz. “Roman yazacağım ama elimde uzun bir hikaye var” dedim. “Neymiş o?” dedi. Hikayeyi biraz anlatınca Selim’in gözleri doldu. “Bunu lütfen roman yap, bu bir başyapıt, acayip bir şey” dedi. O akşam çok kulak asmadım. Fakat ertesi gün Dolapdere üzerinden Beyoğlu’na geliyorum. Geçerken o gözle baktım. Hakikaten roman olabilir. Yazmaya başladığımda gördüm ki, roman açılmaya, karakterler çok canlı çıkmaya başladı.
O zaman “İttihat ve Terakki”yi bıraktım. “Buna giriyorum” dedim. Konu avantajım vardı çünkü Tarlabaşı benim yaşamım.

Ne zaman oluyor bunlar?

Yaklaşık 1.5 yıl önce.

Peki Gezi?

Kitabın tam ortasına denk geldi. Bir anda Gezi olayları patladı ve ben iki ay yazamadım. Yarısını yazmıştım. Gezi öncesi aslında hikayede her şey vardı. Tarlabaşı’nda kentsel dönüşüm ve kent meselesi. Gezi de cuk oturdu üzerine.

“Ben de oradaydım”

Beyoğlu’nun En Güzel Abisi, Gezi’nin ne tarafında yer aldı?

Gezi’nin kesinlikle yanında.
Ruhu Gezi’ye çok uygun.

Peki Ahmet Ümit?

Elbette oradaydım, müthiş bir şeydi. 1.5 milyon deniyor ama bence daha fazla. Yıllardır bu hareketlere katılırdım, cumartesi günü polis çekildiğinde ben böyle bir
kalabalık görmedim. 1 Mayıs’ları gördüm, böyle bir kalabalık yok.

Gezi Türkiye’ye ne kattı, anlamı neydi? Şimdi neredeyiz?

Gezi bir devrim değildi. Bir devrim görmek kadar saçma bir şey de olamaz. Devrim olması için nesnel koşullar olması lazım. Yönetenlerin yönetememesi. Yönetilmek isteyenlerin yönetimden memnun olmaması. Ve bunlarla birlikte gelen büyük bir ekonomik kriz. Bunun hiçbiri yok. Ekonomimiz çok şahane gitmiyor ama kriz yok. Hükümet yönetiyor. Halk kitlelerinin yönetilmek istememeleri gibi bir durum yok. Gezi sadece insanların “Yeter artık. Ben senin kulun değilim, ben vatandaşım, sen hükümetsin” demesiydi. Gezi buydu.

Gezi’ye başlangıçta destek olan birçok ünlü isim, sonrasında “İlk üç gün ben de destekledim, ama sonrasında…” diyerek yön değiştirdi.

Ben fikrimden dönmedim, dönmem.

“Yazar yanlışlara muhalif olmalıdır”

Yazarken hiç “şunu buraya, bunu şuraya çekerler” diye korktunuz mu?

Hep bir tarafa çekiyorlar zaten. Twitter’da “Rakı içmezsen hayatın tadı yoktur” yazdım. “Ahmet Ümit’in kitaplarını boykot edelim” dediler. Bu hep var. Ama ben böyle yaşayamam ki. Özgürlüğüm olmadan mutlu olamam ki… Nereye çekilirse çekilsin, ben bir yazarım. Yapacak bir şey yok. Ben bir yazar olarak, sanatçı olarak çekinmeye başlarsam vay bu ülkenin haline.

Susana lafınız var mı?

Bir şey diyemem. Herkes ekmek parasını çıkarıyor. Herkesin çoluğu çocuğu var. Ne yapalım bu ülkenin rüzgarı sert, toprağı çorak. Başından beri böyle.

Kitaptan bir cümle: “Canlı cansız her şey satılık…”

Öyle maalesef.

Geçmişte Türkiye Komünist Partisi’nde (TKP) önemli bir deneyiminiz var. Hâlâ komünist misiniz?

Hâlâ komünist değilim ama hâlâ solcuyum.

Sokak çocukları, kadınlar, travestiler, siyahiler, azınlıklar, boşluğa düşmüş delikanlılar… Güzel Abimiz hep kaybedenlerin yanında. Ama onlar sizi pek de okumuyordur sanırım. Onlardan besleniyor ama onlara ulaşamıyorsunuz… Kaybedenler bir gün kazanacak mı?

Kaybedenler, benim kahramanlarım beni okumuyordur ama onlar beni okusalar da çözüm üretemeyecek. Mesaj verdiğim insanlar tam da doğru insanlar, okuyan ve çözüm üretecek olanlar. “Benim kitaplarımı oku, Türkiye’nin sorunlarını çöz.” Böyle bir şey yok. Hep kaybedenler olacak. Hayat böyle. Özellikle kapitalizmin doğasında bu var. Sosyalizm yeni bir alternatif yaratamadı. Var olan sosyalizm kapitalizm karşısında çok direnemedi. Ama görüyoruz ki şu anki sistem insanlara mutluluk getirmiyor. Güçlünün hakim olduğu bir anlayış söz konusu. Burada da yazarların, sanatçıların tavrı önemli. Yazar muhalif olmalıdır. Yazar yanlışlara, yanlış olan her şeye karşı olmalıdır. Benim kitabımı okuduğunuz zaman ben size ruhunuzu gösteremiyorsam, siz orada o çocuklar için üzülmüyorsanız, o kitap bir işe yaramaz.

Hiç kazanan olmaz mı? Bir dönem kaybedenler, şimdi kazanıyor mu? Başörtülü, türbanlı kızlar…

Başörtülü bir kızın ben hep yanındayım. Geçmişte de hep oldum. Altına imza attım bununla ilgili olaylarda. Ama ben mağdur olursa mini etekli, bikinili kızın da yanındayım.

“Yol yapılsın ama şehrin tarihini mahvetmesin”

Kentsel dönüşüm. İstanbul… Kitabın çarpıcı yeri.

Bu şehirde yaşıyorum. Bayılıyorum bu şehre, onun için yazıyorum. Ama İstanbul’da her yerden bambaşka binalar çıkıyor. “Yüzde 50 oyum var, idealim var. Yaparım” demek doğru değil. 8 bin yıllık bir şehir var burada. Bunun anlamı şu: Buraya, tarihe saygı göstereceksiniz. Yapamazsın. Yaparsan ne olur? Tıpkı
bir seri katil gibi ipuçları bırakırsın. İleride tarih “Bu şehri mahvedenler bunlardı” diyecektir. Bunlar kanıttır,
bir katliamın kanıtı.

Hizmet istemiyor musunuz?

Elbette hizmet istiyoruz, yol yapılsın ama şehrin tarihini mahvetmesin. Ne örnekler var. Silueti bozan dev kuleler.

Başbakan bile söyledi, bu kulelere itirazı var.

Evet ama “Küstüm” dedi. Küstümle olmuyor, o “Küstüm Şov” oluyor. Yıkın kardeşim, elinizde. Roma Sarayı’nın üzerine otel diktiler İstanbul’da. Geçmişte Mimar Sinan’ın yaptığı camileri yıktılar. Yok öyle bir şey. n

Ahmet Ümit’in hayranları geçtiğimiz hafta İstiklal Caddesi’nde yer alan Mephisto’daki imza gününde uzun bir kuyruk oluşturdu.

“Demokratikleşme paketi fiyasko!”

Türkiye’de siyasi gündem yoğun. Kürt sorunu, demokratikleşme paketi… Umut var mı?

Çözemediğimiz Kürt sorunu var, çözemediğimiz Alevi sorunu var. Bunlar fay hatlarıdır Türkiye’nin. Çözüm sürecini başından beri destekliyorum. Demokratikleşme paketi de bu sürece bağlı. Şu anda görüldüğü gibi işler kötüye gidiyor. Yetersiz bir alan içinde, boş bir şeyler çıktı paketten. Fiyasko. İçinde sadece makyaj var. O yüzden çekiniyorum.
Bu gidişat nereye varabilir. Bununla birileri seçim kazanmayı planlıyorsa,
bu bir şey değil.

“Korsandan kaybım en az 1 milyon dolar”

Pazartesi günü 20 liradan satışa çıktı kitabınız. İlk baskı 100 bin. Nasıl gidiyor?

İlk iki günde 100 bin bitti. Bir
50 bin daha basıldı. 24 Ekim Cuma akşamı itibariyle 130 bin aşıldı. Ayın ilk haftası gibi bir 50 bin daha girebiliriz.

Hedefiniz?

Yıl sonu hedefi 275 bin. Bunlar yayınevinden piyasaya giden rafları süsleyen kitaplar. Yayıncım Vedat Bayrak’ın (Everest Yayınları) hedefi. İddiamız elbisesine. Çalışanlar da var işin içinde.

Bu sizin için rekor mu?

Sanırım evet. Bir önceki romanım “Sultanı Öldürmek” idi. İlk 20 günde dağıtımı 90 bindi. İlk 100 binin bitişi iki ayı almıştı. Şu anda 200 binlere yaklaşıyor. Son kitapla tüm zamanların en iyi çıkışını yakaladık.

Size ne kalıyor, satışlardan?

Söylemeyeyim, ticari sır.

Genel olarak yazarlara kalan rakam… Hep “Çok düşük” denir.

Çok düşük değil. Makul rakamlar. Yüzde 10 ile yüzde 25 arasında. Yüzde 25’ten sonrası yayınevini zorlar.

Yurt dışında da kitap satıyorsunuz. Buradaki gelirleriniz ne kadar?

Almanca, Fransızca, İspanyolca, Arapça, Çince, Korece, Yunanca, Tayvanca kitap çıkarıyoruz. Oradan gelen yıllık para 30 bin avroyu buluyor.

Parayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sepet yapıyorum. Ev yoktu, ev aldık, ofis aldık. Çocuğuma bir ev aldım. Eşe dosta yardım. Kalanı da bütün yatırım araçlarına dağıtıyorum.

Sadece bu işi yapıyorsunuz…

Aynen öyle. Hiç gerek yok başka işe. Geçen yılki satışım korsansız 400 bin. 22 kitap vardı. Şimdi 23 oldu.

Korsan bitmiyor. Kaybınız çoktur.

Korsandan kaybım herhalde en az 1 milyon dolardır. Çözüm bulunabilir ama istemiyorlar.

ŞÜKRÜ ANDAÇ

Bir önceki yazımız olan Sanem Çelik'ten İnadına Yaşamak yorumu başlıklı makalemizde Behzat Ç. Ankara Yanıyor, inadına yaşamak ve Kara Melek hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *