Ah

13 August 2013 Tuesday, 20:50

Kafka mı desem, Zargan mı desem bilmiyorum. Trajik bir filmin labirentine hapsolmuşuz, Duvarlara çarpa çarpa, kaybola kaybola koşuyoruz. Her trajedinin bir komedisi vardır ya, o komedya bizi biraz da olsun gevşetir ya, onu da yapamıyoruz. Ne bileyim, çizgi filmlere uygulanan tuhaf sansürlere gülmek gibi, ülkenin absürtlüğüne şaşırmak gibi şeyler de işlemiyor artık. Distopik kurmacalara yakışır olgular ve bulgular içinde bir Aziz Nesin evreninde debelenip giderken olan ruhumuza oluyor, haysiyetimize oluyor. Ne yazar? Evet, ne yazar. İstesinler, hemen atılıyoruz. İstesinler, müebbet alıyoruz. Korku ile yönetilip korku ile terbiye ediliyoruz. Hiç beklemediğimiz insanların “ilahi adalet” duası ettiğine tanık oluyoruz. Herkesin öfkesinden tırsar hale geliyoruz. Bugün kırbacı elinde tutanların, Yarın kutuplaştırdıkları nefret toplarının, Kendi kızgınlıklarımızın beslediği canavarların kırmızısından korkuyoruz. Bizi biraz olsun güldürün de rahatlayalım diyoruz. Haşa. Bu gergin insanlardan en son beklenecek şey dalga. What can I do sometimes? Ah diyorum Ah. Ne ah’lar çekmiş, ne ah’lar almış bu topraklar Ne kara kuyular üstünden akıyor bu sular… Asker olsun, sivil olsun, darbeci olsun, yüzde bilmem kaçıyla hükümete konsun fark etmiyor. Devletin makinistleri o baştan çıkartıcı güce sahip olduklarında hukuku bir savaş aracı olarak kullanıyor, Özel hesaplaşmalarını adalet üzerinden yapmayı adet ediniyorlar. Her şey o kadar usulsüz ve keyfi ki, her şey demokrasiden, haktan, hukuktan o kadar uzak ki Olan iyi şeylere bile sevinemez hale geliyorsun. Oysa ne güzel değil mi, Kerinçsiz vb. karaltılar, savurdukları tüm çirkin tehditler ve katliamlar durdu. Ülkenin en büyük utanç kaynağı olan darbeci zihniyete Osmanlı tokadı savruldu. Ama elmalarla birlikte ne armutları çürüttüğümüz için, Çifte standartlar her Allah’ın günü gözümüzün içine sokulduğu için, Bu hesaplaşmada Sivas ve Gazi Mahallesi katliamlarının teğet geçildiği için, İçeride, pahalı diye ilaç bile verilmeyen hastaların olduğunu bildiğimiz için, Adalet Bakanlığı’nın resmi verilerine göre 2000-2012 yılları arasında hapishanelerden tam 2024 tabutun çıktığı için, Zeynep Kuriş gibi gazetecilerin tutuklandığı için, Adaletin adamına göre işlediği için hiçbir şeye sevinemiyoruz. İnancımızı kaybediyoruz. Orhan Gazi Ertekin’in sorduğu soruyu tekrarlıyorum: “Hukukun dert edilmediği böyle bir süreçten demokrasi ve adalet inşa edeceğini düşünen kimse var mı hakikaten de?” Geçmiş ola. Çekelim yeni bir ah, bağlayalım köre, dilsize, aptala. Not: Şu kısacık gazetecilik kariyerimde bu köşeden kaçıncı veda yazısı yazıyorum, ben bile hatırlamıyorum. Bakalım sevgili Tahir Özyurtseven’le menemen muhabbetlerimizi nerede yapacağız artık?

Bir önceki yazımız olan Dolce Farniente'nin sonu mu geldi? başlıklı makalemizde carpediem, hollywood ve italya hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz