Adam

09 September 2013 Monday, 21:03

Muhteşem bir ziyafet sofrasıydı. Bir neşe akımı içinde insanlar yemek yiyorlar, konuşuyorlar, kadeh kaldırıyorlardı. Erkeklerin gözlerinde altın günlerinden birini yaşamanın gururu, rahatlığı ve güveni pırıldıyordu. Kadınların gözlerinde ilgi dalgalarından doğan şuhluğun, kıvraklığın ve tazeliğin sevinci ışıldıyordu…
Pırıl pırıldı gözler, ışıl ışıldı gözler.
***
Yalnız bir adamın gözleri, karanlığa doğru uzanan dehlizler gibi iki korkunç boşluk halinde tabağına dikilmiş, öyle duruyordu.
Çatallarla bıçaklar bir zarafetin kımıldanışlarıyla, ellerle tabaklar arasında, bir ileri bir geri, minik dans figürleri yapıyorlardı. Sonra bıçak hafif yana ayrılıyor, çatal bir tüy hafifliğiyle ağızlara yükseliyordu.
***
Adam tabağının iki tarafındaki sıkılmış yumruklarında, sopa tutarmış gibi tutuyordu çatalla bıçağı; hiçbir şey yemiyor ve dehşetle bakıyordu yemeğe…
Tabaklar kalktı, tabaklar kondu, yemekler gitti, yemekler geldi… Adam hep öyle bakıyordu. Canı istemiyor da yemiyor değildi; yiyemiyordu. Bir şey vardı yemesine engel olan. Gülemiyordu, konuşamıyordu. Bir şey vardı gülmesine, konuşmasına engel olan.
***
Bir kadın divana şöyle uzanmış yatıyordu. Bir ayağı yere sütun gibi inmiş, öteki ayağı dişice altına kıvrılmıştı. Kıvrılan ayağının gepgergin çorap içindeki yuvarlak dizkapağı, yere değen ayağının küçük kavislerle sağa sola sallanan topuğu… Kadının hafif aralıktı dudakları ve kendiliğinden buğulanmış-çasına nemliydi…
Çekik perdelerden donuk bir ışık sızıyordu içeri. Dakikaların kanatları vurulup vurulup düşüyordu havaya… Arzulu bir can sıkıntısıyla kadının göğüsleri inip çıkıyordu. Konuşmanın noktalandığı çizgideydi kadın.
***
Ve aynı adam oturuyordu kadının karşısında. Adamın gözleri karanlığa doğru uzanan dehlizler gibi iki korkunç boşluk halinde kadına dikilmiş, öyle duruyordu.
Kalkıp kadının elini tutsa, tutamıyordu. Yüzüne doğru eğilse, eğilemiyordu. Dudaklarını öpse, öpemiyordu.
Bir şey vardı; bir şey vardı, tutmasına, eğilmesine, öpmesine engel olan.
***
Bu adam… Bu adam uzatılan elleri sıkamazdı, verilen paraları alamazdı; yiyemezdi, içemezdi, sevemezdi bu adam. Dünyada sadece karanlığa doğru uzanan dehlizler gibi iki korkunç boşluk halindeki gözleriyle, öyle bakar ve hiçbir şeye dokunamazdı; ne canlılara, ne eşyaya…
***
Bir gün adama:
– Neden böylesin, diye sordular, neden başkaları gibi değilsin, neden onlar gibi yaşayamıyorsun?
***
Adam:
– Benim gözlerim, kaderin cilvesi olarak, bir çift mikroskop kudretinde yaratılmış, dedi. Sizin en sevdiğiniz, en beğendiğiniz şeylerdeki bütün mikropları görüyorum ben. Mikroplarla kaplı ziyafetler, mikroplarla kaplı dudaklar, mikroplarla kaplı eller, mikroplarla kaplı paralar… Siz de benim gibi görseniz yaşaya-mazdınız. Dua ediniz, hepiniz mutluluğunuzu gözlerinizin zayıflığına borçlusunuz.

Bir önceki yazımız olan 2 insan 1 olay başlıklı makalemizde hasan pulur ve olaylar ve insanlar hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz