2 yeni bayram daha geldi!

Bayramlardan şikâyet edenlere müjde… İki bayram daha eklendi.
Biri “Türk’üm” diye başlayan andın kaldırılışı, ikincisi de “Türban”ın serbest bırakılışı…
Gece yarısı Resmi Gazete’de yayınlanan bu iki karar bayram olmayacak da ne olacak?
Hele o “Ant”ın “Türk’üm“ diye başlayan girişi yok mu?
Kaç bayrama bedel!
Bazıları için…
Bizim içimiz kan ağlasa da…
***
Televizyon olmasaydı, ne olurdu?
Hiç düşündünüz mü?
Siz bakmayın, televizyon zıpırlarına…
Televizyon seyretmezlermiş!
Üstelik televizyonla yer içer seyreder ama, kendilerine bir program sorun, omur silkelerler:
“Valla, ben televizyon seyretmem!”
Televizyon seyretmek sanki ayıp!
Televizyon olmasaydı, adı nüfus kütüğünde kalacak adam; şimdi “televizyon seyretmeyecek” kadar “entelektüel”dir!
Evet, televizyon sıradan halkın, “ayak takımı”nın, oyuncağıdır.
Hele geçenlerde biri vardı ki, başoyuncusunun rol gereği “abi”sinden başka bir özelliği yok!
Nasıl da “ben televizyon seyretmem” diye koskoslanıyordu…
***
Televizyon diye başladık nerelere geldik.
Bir kere şunu kabul edelim.
Türkiye’de en ucuz seyir, eğlence gereci televizyondur.
O kadar saat, o kadar seyir, kaç para?..
Özel televizyonlara abone değilseniz, sudan ucuz…
***
Ama buna rağmen şikâyet…
Ağız alışkanlığı “açık oturum”, diyoruz.
Diyelim, o programlardan birine rastladınız, katılanlardan tanıdıklarınız, tanımadıklarınız var.
Arada bir isimlerini yazarak tanıtmak çok mu zor?
Program başlarken vermek yetmiyor.
***
Hemen her televizyonda vardır, (İ) tuşu neye yarar?
Ekranda ne var, kimler varsa onları özetler.
Ne tartışılmaktadır? Bilmek istemez misiniz?
Düğmeye bas, “fakir oğlan, zengin babanın kızına aşık” hepsi bu kadar, konu, yönetmen, oyuncular, kaç yılında çevrilmiş?..
Bunları özetlemek o kadar güç mü?
***
Hele reklamlara geçiş…
“Şimdi reklamlar…”
Bekle, yarıda kalan film ya da dizi başlasın, bekle…
Neyse son günlerde, seyirciye saygı akıllarına gelmiş olacak ki, ekranın sağ alt köşesinde kalan süreyi belirtiyorlar, şu kadar dakika, saniye kaldı gibi…
***
Türkmax TV’de bir sabah programı var, bizi Milliyet’in ilk yazı işleri toplantılarına götürüyor.
***
“Her şey tadında!”
İlk başta magazin ağırlıklı gözükse de, kültür ve sanat haberleri, ufak yorumlar, tartışmalar, sarakalar, yemek tarifleri örnekleri biraz “ailevi” olsa da…
Hele Gess’in Türkçesi! Türkiye’de doğup büyüyen radyo, televizyon programcısı…
Türkçe denizinde hâlâ bocalayan özürlüler dinlesin:
“Türkçe böyle konuşulur, hem de hızlı ve anlaşılır”.
“İpek” gazeteci, bizim ocaktan, “Turhan Bey” programının filozofu, bir de her ay değişen stajyer.
***
Evet, ismine uygun bir program, yaşam programı:
“Her şey tadında.”
Şimdi diyeceksiniz ki, “yakında taklitleri” çıkar…
Keşke!
***
Ne derseniz deyin, TV’nin çok önemli bir sorunu halledildi.
Program saatleri tutuyor, üç aşağı beş yukarı…
Sabahın sekizindeki program, akşam sekizde değil!
Onu da görenlerdeniz!
***
Televizyonlarda en çok ihtiyaç duyulan şey mizahtır, hicivdir. Hele Metin Akpınar, Zeki Alasya’yı seyretmişseniz.
Bir müjde, eğer göze gelmezler ise, “Üç Adam”ı mutlaka seyredin. Üçünü de tanıyacaksınız…
***
“Arka Sokaklar”ı yazmamak mümkün mü?
Belki şu günlerde 300’e ulaşıp rekor kırmışlardır.
“Usta bu işi biliyor” derler, Türker İnanoğlu da dizi işini biliyor.

Hasan Pulur

Bir önceki yazımız olan Aldatılmak ve ihanet hakkında başlıklı makalemizde aldatılmak, aldatmak ve caddedeki hayalet hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *