12 Eylül darbesi 33 yaşında

Taksim artık bilim kurgu filmi gibi: Çevik kuvvet ablukasındaki İstiklal, gaz altında. Turistler şaşkın. Göstericiler, ses bombalarına cevaben havai fişek patlatıyor

 

Türkiye’nin büyük şehirlerinde sokağa çıkmak, başlı başına bir macera haline geldi. İstanbullular için Taksim’de her köşe başında bekleyen TOMA, akrep artık doğal bir dekor haline geldi… Yürüyüş, basın açıklaması yapılacaksa daha 100 kişi toplanmadan yollar kesiliyor, ulaşım engelleniyor, yer gök polis kaynıyor.
Polis devleti mi dediniz? Yok canım!
Önceki akşam da böyle oldu… Ahmet Atakan’ın öldürülmesini protesto etmek için binlerce insan sokağa çıktı.
Taksim metro durağından çıktığımda, İstiklal’in girişi, Gezi Parkı, Cumhuriyet anıtı çevik polisle kuşatılmıştı. Sivil polisler “Buradan geçmeyin” diyor, ama “Neden” sorusuna cevap veremiyordu.
Acaba sıkıyönetim mi ilan edilmişti de bizim haberimiz yoktu?

Bilim kurgu filmi gibi
İstiklal’den yükselen ses bombası ve havai fişek patlamaları, normal bir insanı ürkütür. Fakat aylardır Taksim’de bu tür sahnelere şahit olanlar için alışılmış bir şey.
Yine de son iki ayın en hareketli gecesi bu. Ara sokaklardan, Tünel’den, Sıraselviler’den İstiklal’e çıkmak isteyen gruplar, anında geri püskürtülüyor. Koskoca caddede robocop’lardan başka canlı yok. Bilim kurgu filmi gibi.
Bebek arabasıyla dolanan Arap turistler, fazla etkilenmemiş gibi bu keşmekeşten… Olaylara mana veremeyen Batılı turistler ise ağzı açık, olan biteni izliyor. Uzaktan gelen gazın etkisiyle öksüre tıksıra kaçışıyor herkes.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Beyoğlu, göstericiler, çevik kuvvet, siviller ve hiçbir şeyi takmadan ortada dolanan meraklılara kalıyor.
Müdahale noktalarından biraz geriye çekilince -kahvelerde, barlarda, restoranlarda- hayat normal akışında.
İnsanlar, bir ellerinde en kıymetli haber kaynağı olan cep telefonu, sanki ortalık yıkılmıyormuş gibi doğallıkla oturmuş, sohbet ediyor…

“Cihangir oldu Gever”
Cihangir’de bir mekanda soluklanıyoruz. Karşımızda Marmara Denizi ve Adalar, ışıl ışıl. Fakat dışarıdan gelen patlama, slogan, koşturma sesleri, Twitter’daki “Cihangir oldu Gever (Yüksekova)” esprisini doğruluyor.
Yan apartmandaki balkondan bir kadın başını uzatıp, zayıf sesiyle “Yuuh… yuuh ” diye bağırıyor… Bazı mahalle sakinleri ve esnaf, polise kafa tutuyor: “Yeter, defolun mahallemizden! ”
O gece Kadıköy ilk kez gazlanıyor… İstanbul, Ankara, Antakya’dan ağır yaralı haberleri geliyor.
Eve dönerken, Nişantaşı’ndan geçiyorum. Gece yarısı ortalık sakin, herkes yazdan kalma akşamın tadını çıkarmak için sokağa taşan masalarda oturuyor. Bir ellerinde cep telefonu, sosyal medyadan takip ediyorlar post sıkıyönetim günlerini. Başlarını sallayarak “Bu kış çok zor geçecek” diyorlar.
İstanbullular, ne mücadeleden, ne de yaşam zevkinden taviz verecek değil.

12 EYLÜL DARBESi 33 YAŞINDA
– Bir neslin üzerinden, kelimenin tam anlamıyla panzerle geçti 12 Eylül darbesi. Devlet şiddetini meşrulaştırdı; anayasadan siyasete, popüler kültürden eğitime, her şey faşist mantıkla şekillendirildi.
– Dün, darbenin 33’üncü yıldönümüydü… Aslında ne kadar kısa bir süre! Günümüzde hala 12 Eylül’ün acıları, açtığı yaralar ve baskıların izleri silinmiş değil… Nasıl silinsin ki?
– Hala darbe anayasasıyla yönetiliyoruz. Hala devletle vatandaşın ilişkisi, otoriter babayla ergenin ilişkisine benziyor. Hala ifade özgürlüğü, anadil, din ve inanç özgürlüğü, etnisite sorunlarıyla boğuşuyoruz. Hala Kenan Evren ve arkadaşları adil bir şekilde yargılanmış değil.
– Basın, bu yıl 12 Eylül’ü neredeyse hepten unuttu. Sanırım o günlerin bir daha dönülmemek üzere geride bırakıldığına dair kimsenin birbirini kandıracak hali kalmadı.

Bir önceki yazımız olan Konuşan parmaklar başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *