“Çocuklarımın rızkını bile kulübe veriyorum”

08 September 2013 Sunday, 00:43

Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu göründüğü gibi büyük parası olan biri olmadığını söylüyor: “Olsaydı da hepsini Trabzonspor’a verirdim. Çocuklarımın rızkını bile veriyorum.” Bir de tabii 2010-11 sezonu şampiyonluk kupasını Fenerbahçe’den alma mevzusu var. “Kupayı vermezlerse, Cumhuriyet tarihinin görmediği bir eylem yaparız” diyor.

Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu mayıs ayında göreve geldi. Kongrede Başbakan Erdoğan’ın yakın bir dostuna karşı aday oldu ve seçildi ama sonrasında başbakanla hızla yakınlaştı. “Siyasetle işim olmaz” diyor ama Erdoğan’a bağlılığını gizlemiyor. Onunla konuşurken her laf adalete ve hakkaniyete bağlanıyor.

“Önceki başkan gibi konuyu magazinleştirmem” diyor ancak 2010-2011 şampiyonluğu iddiasını da dilinden düşürmüyor. Röportaj yaparken iki telefonu da sürekli çaldı. Yalnızca bir arayanı geri aramak için ara verdik. Kapattığında, “Forvet forvet diye yiyorlar bizi de… Alalım forvet, rahat etsinler” açıklamasından, transfer döneminin son gününde futbolcu transferi görüşmesi yaptığı anlaşıldı.

Hacıosmanoğlu sert görünümlü, delikanlılık raconuyla davranıp o jargonla konuşuyor ama yanında tedirgin olacağınız biri de değil. Onunla, eşinin akrabası Ali Ağaoğlu’nun şirketinde buluşup konuştuk.

Siz başkanlığa Muharrem Usta’yla yarışarak seçildiniz. Onun seçilmeme nedeni olarak da Başbakan Erdoğan’a fazla yakın olması gösterildi. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

O zamanlarda siyasetin desteklediği aday diye görülüyordu, biz de halkın desteklediği adaydık. Bizim sorumluluğumuz çok daha farklı. Bütün güçlerin hemen hemen yüzde 80’inin bize karşı olduğu bu düzenin içerisinde halkın oylarıyla seçilmiş bir insanız.

Yani aslında siyasete karşı mı seçildiniz?

Belli bir kısmına karşı, tamamı demeyelim de…

“Benim siyasetle işim yok, bakan ol diye koltuk verseniz kabul etmem”

Kulüp başkanlığı sayesinde siyaset çevresine açıldınız. Başbakan ile birkaç kez görüşme şansı buldunuz değil mi?

Benim öyle kulüp başkanı oldum, insanlarla ilişkiye gireyim diye bir çabam yok. Kulüplere namusunuzla hizmet edecekseniz, kendi çıkarınızın zarar görmesini göze alacaksınız. Çünkü iki çıkar bir arada olmaz.

Mevcut durumda sizin kendi çıkarlarınıza da zarar verecek bir durum yok gibi görünüyor. Başbakan Erdoğan’ı ziyaret ettiniz, o geçenlerde kulübe geldi, AK Partili olduğunuzu da söylüyorsunuz. Burada bir çıkar çatışması yok gibi…

AK Partili olduğumu söylemiyorum. Benim siyasetle işim yok. Bugün bana bakan ol diye koltuk verseniz kabul etmem. Benim için bu ülkede yapabileceğim, hayalini kurduğum
en önemli koltukta oturuyorum. Türkiye’deki 10 önemli koltuktan biridir. Ama orada şunu ayırıyorum; bu ülkenin başbakanı, kendimden çok şey gördüğüm, yakın tarihin de en büyük lideri. Bu ülke için yaptıkları da ortada. Biz ona minnet duyuyoruz.

Kazlıçeşme mitingine gittiniz, orada kürsüde de göründünüz.

Ben bu ülkenin üzerinde oyun oynandığına inanıyorum. Bu ülkenin güçlü olmasını istemeyenlerin, dünyayı yönetenlerin her ülkede uzantıları var. Ben onların birçoğunun planını da gördüm.

Başbakan son Trabzon gezisinde kulübe de uğradı. Nasıl bir görüşme oldu?

Zaten belinden rahatsızdı, arkadaşlarla karşıladık. Bir insan seli vardı. Sohbet ettik, normal, güncel konulardan konuştuk, özel bir şey de konuşmadık.

Futbol konuştunuz mu?

Genelde oturduğumuz zaman
futbol konuşmuyoruz. İnsanlar farklı düşünüyorlar ama.

Ne konuşuyorsunuz?

Güncel olaylardan konuşuyoruz.
Bazı aklı evveller, “Hacıosmanoğlu başbakanla konuştuktan sonra yol haritası değişti” diyor, anlatamıyoruz ki biz insanlara… Bu hak arama yolu eski başkanımız gibi “Kupamızı verin, verin” diye magazinleştirilecek bir şey değil. Haklarınızı talep edeceğiniz merciler vardır, hakkınızı alamadığınız zaman da eylem yapacağınız hukuk çerçevesinde şekiller vardır. Bu konuya dair başbakanımızla tek kelime dahi konuşmadık, o da bana söylemedi.

“Bana ‘Artık bu işin fazla üstüne gitme’ diyen, cevabını alacağını da bilir”

Şike iddiaları nedeniyle 2010-11 sezonu şampiyonluk kupasının Fenerbahçe’den alınıp Trabzonspor’a verilmesi tartışılıyor. Başbakan size “Bu da böyle olsun, artık fazla üstüne gitme” dese buna karşı çıkar mısınız?

Bana kimse söylemez öyle bir cümle. Söylediği zaman da alacağı cevabı bildiği için akıllı insanlar söylemez. Ben onun söyleneceği bir adam değilim.

Başbakan da söylese buna razı olmaz mısınız?

Kimse söyleyemez bana. Sayın Başbakanımızın mücadelesinden dolayı saygı, minnet duyuyorum. Kişisel olarak ne desteği vermem gerekiyorsa da her zaman vereceğim. Hayatım altüst olsa, beni bu yoldan çevirecek değil Türkiye’de, dünyada bir güç yok.
Bu kupayı bize vermezlerse, hukuk kuralları içinde, Cumhuriyet tarihinin görmediği bir eylemi yapmak da bizim boynumuzun borcudur.

Nasıl bir eylemden bahsediyorsunuz?

Bizi milyonlarca insan arıyor ne zaman toplanacağız, yürüyeceğiz diye. 300-500 bin ya da üzerinde insan, başka kulüplerin taraftarları da, bu adaletsizlik ortadan kalksın diye yürümek için haber
verin diyorlar.

“İstinye’ye gider, bir çadırkent de biz yaparız”

Nereye yürüyeceksiniz?

Yürüyeceğimiz yer bellidir. İstinye’ye, Futbol Federasyonu’na yürüyeceğiz. Gider bir çadırkent de
biz yaparız. En sonunda bu hakkı bize teslim edecekler ya da Türk futbolunu kökten yakacaklar. Yanması da benim hiç umrumda değil.

Türkiye’de bu ölçekteki kararlar siyasetin etkisi olmadan alınmaz.

Bu kararı alacak kişiler “Fenerbahçe camiası mı, Trabzonpor mu?” hesabı yaparsa ne olacak?
Ben ona inanmıyorum. Bunu alıp bir tarafa verince, diğer tarafı küstüreceksiniz diye bir şey yok.
Bu ülkede bakıyorsunuz, hep başbakan müdahale ediyor diyorlar ama “beyefendi” diye başbakanın ismini kullanan simsarlar var. Bu ülkede kendini yorumcu, gazeteci olarak çok üst düzeyde gören, TV’lerde insanları yönlendiren ama emek hırsızlarının avukatlığını yapan, başbakanın ismini kullanan simsarlar var. Bunların hepsinin biz raporunu tutuyoruz.

Açıklamalarınızın birinde “Trabzon Rum takımı mı, Ermeni takımı mı?” demiştiniz, şimdi kupada Rum takımıyla eşleştiniz. Onlara yenilirseniz daha çok üzülür müsünüz?

Benim ayrımcı bir kişiliğim yok.
Öyle anlaşıldıysa özür diliyorum.
Onu derken şunu kastetmiştim: Bu ülkeye talip olan muhalefet partileri Trabzonspor kulübünü, camiamızı
yok sayarak Fenerbahçe’ye komplo düzenlendiğini savunuyor, emek hırsızlığının avukatlığını yapıyor. Onu derken azınlık vatandaşlarımızı değil, Ermenistan’ın, Yunanistan’ın, İsrail’in takımlarını kastetmiştim.

“Başbakan olmayacak bir şey söylüyor, UEFA bunu yapmaz ki…”

Ama sorumluluk mevkiinde oturan başbakan UEFA’ya, karar mekanizmasına konuşuyor; diğeri muhalefet, tribünlere konuşuyor. Başbakan Erdoğan’ın dediği daha etkili, önemli değil mi?

Bu ülkenin başbakanı “Kişilerle kurumlar ayrılsın” diyor. Bunu yapamazlar.

Başbakan olmayacak bir şey mi söylüyor yani?

Olmayacak bir şey söylüyor.
UEFA bunu yapmaz ki.

“Köklü bir aileyiz, Osmanlı’ya hizmet etmişiz”

Sizin için “Kelime haznesi dar” dedikleri doğru mu?

“Türk futbolunun ahlak, adalet ihtiyacı var” dedik. Sürekli aynı cümleleri konuşan, kelime haznesi dar, bilgisiz bir insan profili çizmek istediler. Biz de Türk futboluna hizmet etmenin ahlak ve adalet kelimelerinden geçtiğini, yoksa konuşmaya sıra geldiğinde bizim de kelime haznemizin sınırsız olduğunu söyledik.

Trabzon’da doğup büyüdünüz. Aileniz orada mı?

Ailem çok eskiden beri İstanbul’daydı. Dedem Atatürk’ün subaylarındandı.
Aynı zamada din öğretmeniydi, Haymana’da yatıyor. Öldüğü zaman oraya defnetmişler, haber vermediler bize.

Nasıl bir ailesiniz?

Hacıosmanoğlu olarak biz yörenin en köklü ailelerinden, derebeyliği yapmış bir aileyiz. Osmanlı’ya hizmet etmişiz. Hatta hiçbir sülalenin savaş topu yoktur, bizim
o dönemden kalma, köyümüzde savaş topumuz vardır.

Babanız?

Hayırsever bir insandı.
Bugün İstanbul’da Trabzon’dan gelip de işadamı olmuş birçok insanın üzerinde emeği vardır.

Kaç kardeşsiniz?

12 kardeşiz.

Nerede büyüdünüz?

12 yaşına kadar Trabzon’un
Of ilçesindeydim. Oradan sonra hayatımız İstanbul’da geçti.

“Dördüncü sınıfa kadar okuma yazma bilmiyordum”

Okul vaziyetleri?

Ben beşinci sınıfı zor bitirdim. Dördüncü sınıfa kadar okuma yazma bilmiyordum. Babam sevilen bir insan olduğu için öğretmene “Bu sene de geçir,
bir şey olmaz” diyordu. Eniştem dördüncü sınıftan sonra iki gün beni odaya kapattı, öğretti okuma yazmayı.

Ülkücü eğiliminiz olduğunu söylemişsiniz

Ben öyle bir eğilimde değilim, milliyetçi muhafazakar bir insanım. Büyük ağabeyim Ömer Lütfü Hacıosmanoğlu, o zamanın hızlı ülkücülerindendi. Şimdi Almanya’da yaşıyor. Hatta Alparslan Türkeş’in çok yakınında olan bir insandı. O bayağı aktifti. 12 Eylül döneminde içeri alınmıştı ama albay amcam vardı, onun sayesinde herhalde, kısa sürede dışarı çıkmıştı.

İş hayatına atıldığınızda aileden gelme bir varlığınız var mıydı?

Babam ticaretle uğraşan bir insandı. Ama büyük abilerim
o sermayeyi iyi kullanamadılar. Bugün gelmiş olduğum nokta tamamen kişisel çabamın ürünü.

Nasıl ilerlediniz?

Dışarıdan göründüğü gibi çok büyük parası olan bir insan değilim ben. Kimseye muhtaç değilim, çocuklarımın ihtiyacını karşılıyorum.

Çok büyük para kişiden kişiye değişir…

Yüzlerce milyon doları olan bir kişi değilim. Olsaydı hepsini bugün Trabzonspor’a yatırmıştım.

Kulübe büyük para yatıran bir başkan mısınız?

Çocuklarımın rızkı olan, geleceği olan parayı bile veriyorum.

Siz ne iş yapıyorsunuz?

Benim kayınpederim, Ali Ağaoğlu’yla dayı-hala çocukları. Kayınpederimle inşaat yapıyoruz. Onun haricinde kimyevi madde ticareti yapıyorum. Bir işadamı olarak “İbrahim Hacıosmanoğlu şu sektörde iş yapıyor” diyeceğiniz büyük işler değil yani… Müthiş bir çevrem var, sevilen de bir insanım. Sıçrama yapmak isteyen, paranın peşinde koşan insanlar tanıştıklarıyla sürekli iletişime geçmek ister ama benim, tanıştığım kişiyi geri dönüp aradığım pek nadirdir.

Kim sizin arkadaşlarınız?

Piyasadan tanıdığınız çok arkadaşım yok.

Mesela şimdi Ali Ağaoğlu’nun ofisindesiniz…

Benim yakın akrabam. Yeğeniyle evliyim. İnsanın zaten en fazla iki ya da üç samimi arkadaşı olur. 10-20 arkadaşım var diyen yalan söylüyordur. Bu konuda ben ketumumdur. Kimseyle kolay kolay yakın olup da hislerini paylaşan bir insan değilim.

“Kayınpederim karımdan daha önemliydi”

Kaç yıldır evlisiniz?

14 senedir evliyim.

Nasıl tanıştınız?

Eşim uzaktan da olsa akrabamdı. Önce aile arasında lafı geçmişti. Sonra da kendimiz tanıştık, kısa sürede evlendik. Çocukluğumdan beri hep derdim ki, bana öyle bir adamın kızını nasip et ki, sonuçta baba makamına gelecek, ona saygı duyayım. Eşimin özelliklerinden
çok onu önemsiyordum.

Yani kayınpederinizin kim olacağını mı daha çok önemsiyordunuz?

Samimiyetimle söylüyorum.
Öyle bir babanın evladı olsun ki,
o baba makamında ona saygı duyabileyim… Çünkü yapmacık bir şey yapamıyorum. Birisini seversiniz ama babası saygı duyulacak biri değil,
o zaman ona yapmacık saygı gösteremem, saygısızlık yapmak da bana ters gelir diye… Allah bana
nasip etti. Bizim camianın da tanıdığı, Orhan Ağaoğlu diye çok değerli bir insan. Onun kızı, eşimden de Allah razı olsun. Çok bilgili, tecrübeli.

O ev hanımı mı?

Üniversiteyi okudu iki yıllık, restorasyon bölümünü okudu. Sonra mimarlığı kazanmıştı ama malum konulardan dolayı okulu bitiremedi..

Başörtüsü mü?

Evet.

Eşiniz üniversiteye gitmiş, sizi İlkokuldan terksiniz. Bu mesele yaratıyor mu?

Sadece okumakla olmuyor ki. Yurt dışında okumuş, mastır yapmış çok insan benimle oturduğu zaman konuşamaz, cevap veremez. Okumak iyi anlarsınız manası taşımıyor. Ama tahsil önemli tabii.

“Fenerbahçe camiasında sevilen bir insanım”

Beşiktaş maçında rakip tribünde oturdunuz. Fenerbahçe maçında da böyle bir şey yapar mısınız?

Bütün takımlarla ilgili yaparım.
Benim hiçbir camiayla sorunum yok.
Tam aksine Fenerbahçe camiasında da sevilen bir insanım.

Nasıl ediniyorsunuz bu izlenimi?

Ben Fenerbahçe Burnu’na gidiyorum, oturuyorum taraftarla çay içiyorum, sohbet ediyorum. “Seni seviyoruz
başkan” diyorlar.

“O kadar da çirkin değilim ya…”

Sizi Yılmaz Güney’e benzetiyorlar mı?

Onu çok söylüyorlar da… Görüntü olarak benzetiyorlar herhalde, saçlarımız kısa olduğu için… Uzatacağım.

Kemik yapınız da benziyor.

Evet, kemik yapısı da benziyor. Görüntü olarak olabilir ama fikir olarak ayrı dünyaların insanlarıyız.

Memati’ye benzetiyorlar mı?

Yani o film kahramanlarına benzemek bize yakışmaz. O kadar da çirkin değilim ya… Onlar hayatın basit yönleri, filmsel yönleri. Biz daha gerçeğini yaşıyoruz.

“Mafya, kabadayı… Bunlar kötü laflar”

Bilgisayar kullanıyor musunuz?

Çok nadir.

Hiç adınızı Google’da arattınız mı?

Haberlere sürekli bakıyorum.

Adınızı yazdığınzda yanında otomatik tamamlamayla “mafya” çıkıyor. Niye?

Onu, herhalde sert görüntümüz var, ondan dolayı mı yazıyorlar? Onu niye yazıyorlar, onu bilmiyorum da…

Bu, insanların Google’da sizi öyle aradığını gösteriyor. Niye insanlarda böyle bir izlenim yaratıyorsunuz?

Şimdi gülmeyen bir adam, sert bir adam, bu ülkede laf söylenmeyecek insanlara, kurumlara laf söyleyen bir insan, bir yakıştırma yapıyorsunuz… Mafya çok kötü, çok çirkin bir kelime ya… Ben hep söylerim, bizim oradan mafya çıkmaz. Mafya kime denir, uyuşturucu satanlara, kadın satanlara, onları koruyanlara mafya denir. O kelimeyle benim ismimin bir araya gelmesi beni rahatsız eder. Ben çocukken insanların arasında ihtilaf olduğu zaman babama gelirler, babam dinlerdi. “Sen haksızsın, sen haklısın” der barıştırırdı onları, giderlerdi. Böyle bir kültürden geliyoruz.

Bu kabadayılık mı?

Kabadayılık da değil, o da çirkin bir kelime. O da mafyayla eşdeğer bir kelime. Haksızlığı kabul etmeyen bir insan diyebilirsiniz.

Babanız için tarif ettiğiniz şey racon kesmek…

Racon kesmek dediğin zaman yarın derler ki “Bunun babası da mafyaydı”. Ama babama Hafız Hüseyin Efendi derlerdi.

Sizin de ihtilafları çözmek gibi bir özelliğiniz var mı?

Yok ama yakın bir dostumun sıkıntısı varsa, yardım edilmesi gerekirse elbette ederiz.

“Yedi yaşındaki oğlumun oyuncaklarının çoğu silah”

Silahla aranız var mı?

Karadenizli olup da silahla arası olmayan olur mu hiç… Yedi yaşında oğlum var, onun bile oyuncaklarının çoğu silahtır.

Taşıyor musunuz?

Allah kullanmayı nasip etmesin de… Bir Karadenizli “Benim silahım yok” derse yalan söyler yani… Üzerimde sürekli bulunmaz ama… İhtiyaç olursa varmış gibi temkinliyiz.

Peki çocukken arkadaşlık ettiğiniz, sonra bu yollara girmiş tanıdığınız var mı?

Birçok tanıdığım var. Sonuçta bizim yörede, kabadayı dediğiniz tavırda yaşayan birçok insan var.

“Ben çok ağlayan bir insanım, Türk filmi seyrederken de ağlarım”

Futboldan iyi anlıyor musunuz?

Bir teknik direktör değilim… Tabii ki yanlış, eksik gördüğümüz yerde de söyleriz.

Kadroya müdahale eder misiniz?

Öyle bir müdahale söz konusu değil de insanlarda cesaret noktasında sıkıntı varsa, cesaretli olmalarını isteriz.

Oyunculara karşı mı?

Şunu bunu oynat değil ama ahlak çizgilerini zorlayan, onu aşan insanlar varsa, onu oynatmaması konusunda direkt müdahalem olur. Çünkü ben ahlak ve
adalet konusunda hassas olan bir insanım. Kimsenin hakkını yemeyecek. Hakemi de aldatmayacak.

Volkan Şen olayındaki ilk açıklamanızdan pişman mısınız?

Pişman değilim. O günkü düşüncem aynen devam ediyor. Profesyonelliğe yakışmayan bir davranışta bulundu.

Ama “Takımda yeri yok” dediniz.

Bu karakterde futbolcuların takımımızda yeri yok dedim. Ama sahadan ağlayarak çıkması, sonra kaptanın gelip birtakım
özel konuları konuşması, kendisinin de
af dilemesi esnememize sebep verdi.

Ağlama konusuna ne diyorsunuz? Siz de böyle duygulanır mısnız?

Ben çok ağlayan bir insanım. Türk filmi seyrederken de ağlarım.

 MİRGÜN CABAS

Bir önceki yazımız olan Nişantaşı’nda İtalya esintisi: Milano Gourmet başlıklı makalemizde italyan, kafe ve Milano Gourmet hakkında bilgiler verilmektedir.

Yorum yazın...

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz