Özer Uçuran Çiller, Tanrı Parçacığının Sırrı’nı değerlendirdi

Eski Başbakan Tansu Çiller’in eşi Özer Uçuran Çiller’in son kitabı “Tanrı Parçacığının Sırrı” yayımlandı. Boğaziçi Üniversitesi’nde Mühendislik ve Yüksek Mühendislik eğitimi alan Özer Uçuran Çiller, kitabında CERN’de yapılan araştırmalarda bulunmaya çalışılan Tanrı Parçacığı’nın, Tanrı’nın enformasyonunu dünyaya taşıyan parçacık olduğu tezini öne sürüyor. Özer Uçuran Çiller kitabını ve Türkiye’deki son gelişmeleri şöyle değerlendirdi:

“Tanrı Parçacığı’nın Sırrı” adlı kitabınızda, Ateistlerin ve evrim teorisine inananların yanıldığını; aslında Tanrı Parçacığı’nın da Tanrı’nın enformasyonunu taşıdığını söylüyorsunuz. Ateistler neden yanılıyor?
Atesitler ve Darwinistler, dinlerin Tanrı’sına, kişisel Tanrı’ya karşılar. Gel gelelim konu “Bu dünya nasıl varoldu” sorusuna geldiğinde bununla değil sadece evrim süreci ile ilgileniyorlar. Fakat bir varoluş süreci var, ondan sonra da evrim süreci var. 13.7 milyar sene önce ilk büyük patlama olmuş. Onun üzerinden 10 milyar sene geçiyor, 5 element ortaya çıkıyor. Benim tezime göre bunlar Tanrı Parçacığı ile birleşiyor ve aminoasit ile nükleik asit zincirleri oluşuyor. Bizim hücremizin temel taşı proteindir. Bu proteinlerde amino asit zincirindeki o sıralanma var. Şimdi bütün bu materyalistler, ateistler oraya gitmiyor. Darwin’le evrimden başlıyorlar ama bunun 10 milyar senesi var. 10 milyar sene sonra bu evrim başlıyor.

CERN’le ya da Türkiye’deki bilim insanları ile bu tezleriniz hakkında hiç görüşme gerçekleştirdiniz mi ya da böyle bir düşünceniz var mı?
Onlar bilimadamı, ben bilimadamı değilim, bilimi kullanıyorum. Kullanmam lazım ki atesitlere ve materyalistlere Tanrı’yı bulma fırsatı verelim ve genç nesiller daha inançlı yetişsinler. Bilhassa Batı’da genç nesillerde inanılmaz bir inanç boşluğu var, insanlar müzikle, içkiyle başka şeylerle bu boşluğu kapatmaya çalışıyorlar. İnternet zaten büyük bir iletişim karmaşası getirdi. Herkes onun tutsağı oldu sanki… Onun için inançlı nesiller yetiştirmemiz lazım… Ruhsallık önemli.

Kitabınızda bir de ilahi adaletin varlığından söz ediyorsunuz. Kendi hayatınızda ilahi adaleti nasıl gözlemlediniz?
Ben bir şeyin bedelini bir şekilde ödüyorsam buna sahip olmam lazım… İlahi adalet budur. Bir çocuk düşünün, 8 sene zenginlerin okuduğu ortakoul ve liseye gidiyor. Oradan çıkıyor, yine zenginlerin okuduğu bir başka üniversiteye gidiyor orada da 6 sene… 14 sene… Ben babamla beraber çalışıyordum ve o bir eziklik yarattı. Onun için mühendisliği seçtim, en çok mühendislik para getiriyor diye… Param olsun da bu sıkıntıları bir daha görmeyeyim diye… O gençlik yıllarında 6 senenin 5 senesi sabah öğle akşam okulda arkadaşlarınızla beyaz ceket giyip, garsonluk yapıyorsunuz. Onların bulaşıklarını topluyorsunuz. Orada küçük bir yerde masada bile oturmadan yemeğinizi yiyorsunuz. Bir eziklik duyuyorsunuz, o eziklik sizin karmanıza etki yapıyor ve o zaman içerisinde size bir hırs veriyor, hayal ettiğiniz bir yalıya sahip olabiliyorsunuz. Demek ki 14 sene benim ritmim böyle gitmiş, şimdi böyle gidiyor.

Şimdi Türkiye’de geçmişe dair birçok konuda yargılama döneminden geçiliyor… Ergenekon, Balyoz ve 28 Şubat… Bu davalar da ilahi adaletin bir tecellisi mi?
Bir hata yapılırsa mutlaka o hata dönüp seni bulacak. Bir de ritim yasası var mesela, ritim yasasını ne kadar olumlu şeyler varsa bir süre sonra olumsuz şeyler de gelecektir. Yani 28 Şubat, eğer yasalara karşı bir şeyse ve toplumun kanaati de o yöndeyse onu bir şekilde sorgulayacaklar ve şimdi de sorgulamaya başladılar. Orada da bir ilahi adalet var. Onlar da diyecek ki “Biz bunu çok iyi niyetlerle yaptık”. Ama bir de bu yasalara uymak lazım. Yani sonuçta bir sürü insan ondan zarar görecekse, o yasa işliyor. Ve ilahi adalet de böylece yerini buluyor.

Eşinize de yöneltilen birçok suçlama var. Mesela Kürt işadamların öldürülmesi, köylerin boşaltılması gibi… İlahi adalet demişken, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Eşim benim kırmızı çizgim… Fakat onlar da sorulacak, orada da bir hata varsa ilahi adalet yerini bulacak. Şimdi sırayla geliyor zaten 28 Şubat’tan şimdi fail-i meçhuller hepsi gelecek, ilahi adalet yerini bulacak.

Tanrı inancı olan herkesin huzuru bulacağını söylüyorsunuz fakat dünyaya baktığımızda en büyük karmaşaların, kavgaların aslında inancı en kuvvetli görünen Ortadoğu ülkelerinde yaşandığını görüyoruz. Neden?
İşte bu gibi kitaplarla yalnız ben değil bir sürü bilim ve ilim adamları var birleşecekler, Müslümanlık içinde o bütün tarikatları, din adamlarını bir şekilde bir diyalogla birleştirecekler. Sünniler, Şiiler, Aleviler… Caminin yanına çok faydalı bence cemevi projesi bence çok güzel. Onun yanına Şiilerin camisini de yap. Bu diyalog lazım. Türkiye burada önemli bir rol oynayabilir. Asıl Arap Baharı böyle gelir. Biz ülkeleri birleştiriyoruz, o zaman onun karşısına diğerleri çıkıyor.

Bir önceki yazımız olan 'Bu öğrencilere bu işi mi öğrettiler?' neyi anlatıyor? başlıklı makalemizde Bu öğrencilere bu işi mi öğrettiler, Çevik Kuvvet Araştırma Raporu ve Gökçer Tahincioğlu hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *