Çizmeye dikkat

Bir dokun, bin ah işit!” diye bir laf vardır. İki gün önce bir “Televizyon” yazısı yazdık, bin tepki geldi… “Doğru yazmışsın” diyenler de, beğenmeyen, eksik bulanlar da var.
Mesela, laf olsun diye, isim geçirmek…
İsimler öyle bir gösteriliyor ki, okumak mümkün değil! Deveye hendeği atlatan bir tutam ottur, nedense bu “ot” onlardan esirgenir. Biraz yavaş geçseler, okunacak, sorun olmayacak…
***
Dedik ya, yazımızı beğenmeyenler de var, cevap verenler de, haklı oldukları taraf da var, gazete yazarıyız, hâlâ ölçüyü kaçırıyoruz.
Bülent Seyran bunlardan biri, hani “Ben televizyon seyretmem” deyip, televizyona emek verenlerden biri…
Şöyle diyor:
“Öncelikle belirttiğiniz ‘Ekran Zıpırları’ndan değilim. TV ile de yiyip içmiyorum. TV izleyeni aşağılama veya ayıplama gibi bir lüksüm hiç olmadı. Biz öyle gördüğümüz için TV başında vakit geçirmekten ziyade, kitap okumayı, el becerileriyle uğraşmayı tercih ederdik. 1976 doğumluyum, 4 yaşımda kendi kendime okumayı öğrenip, 5 yaşımda okula başlayıp, sınavla 2. sınıfa alındım. Bunları neden anlatıyorum; neden TV izlemediğime gelicem, az sabır.
80’li yıllara aklı gayet yerinde bir çocuk olarak girdim. O zamanların TV anlayışını zatınız benden daha iyi bilirsiniz. Kitaplardan ve oyunlarımızdan başka sığınacak hangi materyalimiz vardı?
***
Evet haklısınız TV olmasaydı; ismim kimliğimdeki olacaktı. (Kütüğümde değil, çünkü hala yaşıyorum) Ancak benim küçüklüğümde, okuyanı, çalışanı daha fazla takdir ederlerdi. Sizin tabirinizle cevap vereyim, ‘Sanki kitap okumak ayıp, kitap olmasa okuyamayacak kişi, şimdi okuyanı ayıplıyor’. Ne kadar acı. Tabii, beni tanımadan bunları yazmanız normal, ama keşke bir gazeteci/yazar olarak biraz soruştursaydınız beni.
O zaman, belki bir yerlerde görüntülenirim diye; arabaya biner binmez emniyet kemeri taktığımı, daha hiçbir şeyin farkında değilken çekilenler dışında, alkollü ve aşırı hareketlerle görüntülenmekten kaçındığımı, kimseyi kırmamaya özen gösterdiğimi, yardım ettiğimi öğrenirdiniz. Yani yaptığım iş gereği, doğru örnek olmaya. Tersini söyleseydim, hakkımda ne düşünecektiniz acaba?
Peki siz, TV izlediğiniz için koskoslanıyor musunuz? Veyahut ben kitap okumam, akşama kadar TV’deki izdivaç, aldatma, kaçma kovalama programlarını, akşam kısa yoldan nasıl şöhret olabilirim, parayı en çabuk nasıl çarparım programlarını takip ederim diyen arkadaşları koskoslanmak ile suçluyor musunuz?
Belki başoyuncusunun rol gereği abisiydim, ama başka bir özelliğimin olmaması? Biraz ağır ve ayıp bir tabir değil mi?
Ben küçüklüğümden beri yazdıklarınızı takip ederim, bu yazınızı da rutin takiplerimden birinde gördüm. Üzüldüm açıkçası. ‘Eleştirilerini asla kırıcı olmadan insanların yanlış, doğru, iyi, kötü, güzel, çirkin yönlerini, haksızlıklarını, başarılarını, övünülecek yanlarını, köşesinde her gün okurlarına ulaştırmaktadır. Köşe yazılarından seçkileri dönemsel olarak kitaplaştırmıştır.’ Vikipedi’de sizin için yazılmış bir yorum bu. Gerçekten hala kırıcı olmadan eleştirdiğinizi düşünüyor musunuz? Neyse, bir büyüğüm olarak, umarım size karşı haddimi aşmamışımdır. Sadece TV’de gördüğünüzle beni yargılamanızı istemedim..”
***
Bülent Seyran’ın inşallah gönlünü almışımdır. Bizim de bir cevabımız var:
Adam resim sergisine gitmiş, çizmeli adam resminin önünde durmuş, kendi kendine konuşuyor… Ressam koşup gelmiş:
“Hayrola?”
Çizmeler yanlış, üç kıvrım olmaz, dört kıvrımdır, ben çizmeciyim!”
***
Adam başka bir resmin önünde de durmuş, yine konuşuyor, ressam koşup gelmiş:
“Sen çizmeden yukarı çıkma!”
Zeki Tahir adındaki okurumuz da, iki hatamızı bulmuş; “Sen bu işi bırak” diyor, kendisine yukarıdaki fıkrayla karşılık verelim:
Çizmeyi aşma!”

Hasan Pulur

Bir önceki yazımız olan Kelebeğin Rüyası Oscar'da ne yapacak? başlıklı makalemizde Belçim Bilgin, Kelebeğin Rüyası ve Kelebeğin Rüyası Oscar hakkında bilgiler verilmektedir.

netgazetesi

http://www.netgazetesi.net

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *